“Karımla mutlu oldum diye kendimi suçladım. Çünkü mutluluk aptallara özgüdür”
Romandaki imam hatip lisesinin müdürü öğrencileri sıkıştırmak, anneleriyle yalnız kalmak, bir öğretmenin parasını çalmak gibi günahları işlerken övünüyordu. Peki senin işlerken övündüğün günahlar neler?
Günah işlerken övünmem; ama genellikle suçluluk duygusu yaşarım. Gençliğimde solcuydum ve zengince bir aileden olduğum için suçluluk duyardım. 20–30 yaş arasında hiçbir işte çalışmayıp, evde roman yazdığım için, 30–40 yaş arasında karımla mutlu olduğum için, 40–50 yaş arasındaysa Türkiye’de öteki yazarların olmadığı kadar başarılı olduğum için suçluluk duydum.
Bunların arasında ilgimi en çok karından dolayı duyduğun suçluluk çekti. “Ancak aptal erkekler karılarıyla mutlu olurlar” diye mi düşündün?
Evet, mutluluk yüzeysel insanlara yöneliktir, diye bir iddiam var.
Yani “Ben o kadar derinim ki mutlu olmamalıyım” dedin! Seni gidi narsisist seni!
Hah hah ha! Benim de böyle bir yanım var. Aslında günahı işlerim; ama “Eyvah cezamı bulacağım” diye korkarım. Ben daha pısırık tiplerdenim. Pervasızlardan değilim.
50 yaşına da gelseler, çocuklar önce anneleri kafalarını okşasın isterler. Annen senin takdir edilme ihtiyacını gideriyor mu?
Korkunç böyle bir ihtiyacım vardır. Yeterince gidermez. O da bana acı verir.
Sevgiye çok mu açsın, sevgi oburu musun yoksa?
Geçelim. Pas.
Peki takdir ihtiyacını baban karşılıyor mu?
Babam daha iyi karşılar.
Peki abin? Gözlerini devirdiğine göre asla ha!
Onunla korkunç bir rekabet içerisindeyizdir. Artık saklanabilecek bir şey değildir. Hayatta hep anne–babalar çocukları ezer, hırpalar ya, benim sıkıntılarım abimledir.
Belki de annen arada taraf tuttuğu içindir.
Bilemiyorum o konular doktorluk konular.
Babanla ilişkin nasıl?
Karışık. Anlatmak zor. Çok iyi bir babadır. Baba deyince nedir? Herkese baskı yapar, şunu olamazsın, bunu olamazsın! Yanlış yaptın! Oradan yürüme, buradan yürü! Babam hiç öyle yapmadı. Babam, ben çocukken bana dahi gibi davranmıştır. Ne yapsam babam destekler. Yanlış bir şey yapsam bile söylemezdi.
Bu iyi mi kötü mü oldu senin için?
İyi oldu.
Demek bilinçaltına “dahi” modeli yerleştiren baban! Seni anlamak adına ne kadar değerli bir malzeme verdin bana. Peki dayak yedin mi ömründe?
Yedim tabii. Öğrenciyken de, çocukken de, askerdeyken bile yedim. Bana kızar insanlar. Kıskanan erkekler her zaman çıkar. Hırpalamaya başlarlar. Bileğim kuvvetli değildir. Büküp döverler, iterler.
Bu sende çok büyük bir öfke yarattı belki de bu yüzden kafa yapın böyle.
Tam doktorsun ya! Yaratmadı bende öfke!
Dövülmek nasıl öfke yaratmaz?
Ne aptal insanlardır diye düşünmüşümdür. Dayağı sürdürmem. Kaçarım ben. Bana el kaldıranlar hep benim kim olduğumu tanımayan, anlamayan aptallardır. Hocalarımsa her zaman beni severler ve öperlerdi.
Kitabını adadığın kızın Rüya’nın bilinçaltına, kadın olduğunda ortaya çıkacak nasıl bir “erkek modeli” yerleştirdin?
Sorumsuz, aklına geleni yapan, yaratıcı, eğlenceli, parlak, güvenilmez yanları olabilen biri gibi görmüştür herhalde babasını.
Bütün kızlar babaları gibi bir erkek isterler. Rüya’nın mutsuz olacağı garanti gibi mi görünüyor?
Hayır. Rüya, fena halde ısırır beni. “Aptal! Çekil oradan!” diye bağırır. Hayatta hiç hırpalayamam onu. O beni hırpalar. Burada belki aşırıya gittim. Ne dese o haklıdır. Erkeklere de öyle yapacağına eminim. İstemediği bir şey yaparsa çat çut falan yapar onlara. Hayatımda ilk defa görüyorum babasına bu kadar hakaret eden bir kız ama çekerim. Ona hiçbir zaman “Höt! Bunu yapma!” falan yapmadım.
Belki en yakınındaki insanların duygularını yansıtıyor sana?
Yok. Değil.
YARIN: AŞK, ÖLÜM VE ALLAH
|