Vur kendini televizyona!
Üst İnsanlar tarafından kitlelere karşı bir savaş bildirimine gereksinim var! ... Yumuşak ve kadınsı yapan her şey Halkın ya da Kadınların ereğine hizmet eder. Evrensel oy hakkından, eş deyişle, aşağı insanların egemenliğinden yana işler. Ama karşı önlemleri almalı ve bu bütün sorunu aydınlığa ve yargının mahkemesi önüne getirmeliyiz. F. Nietzsche
Sabah mesai saatinde başlayıp akşama kadar devam eden o hızlı akışın bu kadar çok takip edildiğini bilmezdim... Tv ekranlarının alt kısmından sürekli akan, borsa, döviz, faiz durumlarını gösteren bantlardan bahsediyorum. Rakamlar, kısaltmalar, sektörel kavramlar, hemen üzerlerinde yayınlanan ne olursa olsun içeriğine aldırmadan kurmuşlar hükümdarlıklarını. Eurobondlar, gecelik repolar, likiditeler, tüfeler, tüfeler emisyon hacimleri nedir, necidir, pratik hayatımıza yansıması nedir hâlâ anlamam. Ancak, krizin mi, yoksa artık dünyada kendimize benzer başka topluluğun kalmamasından mıdır nedir, yurdum insanının kendisini adeta bir ‘bağımlı’ teslimiyeti ile televizyona vurduğunu görüyoruz. Öyle bir bağımlılık ki, bizi kendine bağladıkça kederlenip kendimizi yine ona vuruyoruz adeta. Mesela şöyle bir haber izliyoruz: ‘Türk Lirası, 2001 yılında, dünyadaki 113 para cinsinin tümüne karşı değer kaybetti. Normal bir ekonomik düzeni bile bulunmayan ve ağır bir savaş yaşayan Afganistan’ın Afganisi, yıllardır ekonomik ambargoyla karşı karşıya bulunan Irak’ın Dinarı, Azerbaycan’ın Manatı, Bangladeş’in Takası bile Türk Lirası’ndan daha istikrarlı bir seyir izlediler ve TL’ye karşı önemli ölçüde değer kazandılar. Dünyada, bir birimi 1 Türk Lirası’na eşit hiçbir para kalmadı.’ İşte bu, gece yarısı başlayıp sabaha kadar süren ‘Cuma namazında iftitah tekbiri tahrimen mekruh mu; yoksa farz–ı kifaye mi?’ abuklamasını sabahlara kadar izlememize sebep oluyor sanki.
Telefona sarılıp, ‘Müfit duydun mu? Zambia Kıvaçası bile Türk Lirası karşısında değer kazanmış. Gel de şimdi Reha Bey’i izleme!’ dercesine ‘Melih Hülya’dan daha küçük; ama İzmirli kadından çocuğu olamaz; çünkü Eray daha bilge, üstelik Hacer de modern bir Anadolu kızı, namaz kılıyormuş; ama şort giyip, dans da ediyormuş’ abukluğuna teslim ediyoruz kendimizi. Hababam Sınıfı’nın, Şaban filmlerinin bilmem kaç bininci tekrarı belki de bu yüzden hâlâ reyting listelerinin başında duruyor. Bir internet sitesi (www.arama.com) en çok aranan kelimelerin istatistiğinde ilk beş kelimeyi açıklıyor: ‘Sex, porno, mp3, oyun, seks.’ Genç sunucu kadın Barış Manço’nun çocuklar için yaptığı programları hatırlatıyor gözü yaşlı repliklerle. Nasıl olsa Manço’nun programlarını kendi kanalının önce gecenin geç saatlerine attığını, ardından ‘izlenmiyor’ diye yayından kaldırdığını kimse hatırlamayacak! Elektrik, doğalgaz, telefon faturalarına önüne mikrofon uzatılınca isyan eden yurdum insanı, gece sabahlara kadar bitmek tükenmek bilmeyen reklamları yayınlanan ‘900’lü hatlar’a tarihinin en ağır krizini geçirdiği söylenen yıl içerisinde tamı tamına ‘30 trilyon 454 milyar 750 milyon lira’ ödemiş. Bu nasıl bir bağımlılık, nasıl bir kendini vurmuşluktur? Bütün dizilerin komediye, bütün programların stand up’a dönüşmesini geçtik, yıllarını haberciliğe, araştırmacılığa vermiş gazetecilerin kendilerini stüdyoya kapatıp, tribünlere topladıkları fanatik taraftarlara yumurta tokuşturma programı izletmeleri kendi tercihleri mi sanıyoruz? Sakın tartışma programlarının fazlalığına bakıp, ne kadar ‘düşünen tartışan’ bir toplum olduğumuzu düşünmeyin. Olsa olsa bizimkisi ‘eristik’ yani ‘tartışma için yapılan tartışma’nın hüküm sürdüğü bir kof laf kalabalığı. Gıdasını böylesi bir ortamdan alan toplumun, yozlaşma, bozulma, dağılma ve intihar için hâlâ ‘satanizm’ türü kurbanlar araması tuhaf bir zihinsel savunma refleksinden başka bir şey değil. İşte size üzerinde çalışılacak ve analitik çözümleme ile sorunu çözecek bir metin: ‘Aykut Barka ve M. Ali Erbil... İkisi de hastaneye yatırıldı. İkisinin de haberleri yapıldı. İkisini de Türk halkı tanıyordu. Biri çok çok önemli bir bilim adamı (Yakın zamanda İstanbul’u bekleyen ‘tektonik kıyamet’i düşünün), diğeri neredeyse saat başı mutlaka bir ekranda görünen bir komedyen. Hangisinin haberinin daha çok yapıldığını, kaçıncı haber olarak verildiğini, daha da acısı hangisine daha çok ilgi gösterip, üzülüp sevindiğimizi düşünün!’
Eminim vardığımız sonuçtan sonra, kendimizden, biraz da olsa, utanacağız...
03.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
n.hazar@zaman.com.tr
|