Çeçenistan diye bir yer vardı
Bir zamanlar Çeçenistan diye bir yer vardı, sahi.
Ruslar katliam yaptıkça dünyada gündem olur, bütün gazeteler manşetlerine taşırlardı. ABD ve Avrupa Birliği Moskova’yı sert bir şekilde kınar, “mali yardımları keseriz” yollu ikazlar yaparlardı. Az biraz etkisi de olurdu bu ikazların.
Hatta sabık ABD Başkanı Bill Clinton yine sabık Rus meslektaşı Boris Yeltsin’i İstanbul’da Çeçenistan yüzünden rezil etmişti.
En azından Çeçenistan’daki kötü haberler çok hızlı yayılır, insanların zulümden haberleri olurdu.
11 Eylül’den bu yana Kafdağı civarlarında, üzerinde Çeçenlerin yaşadığı küçücük toprak parçasından haber alınamıyor. Ne olduğunu bir tek ABD’nin bildiği, sınırlarını Washington’un tayin ettiği ve bütün dünyanın Sam Amca’yı takip etmesinin istendiği “Teröre Karşı Savaş” başladı başlayalı ne Çeçenlerden ne de Çeçenistan’dan bir haber var. İnsan haklarını varlık sebebi sayan Avrupa Konseyi, AB’nin çeşitli kurumları 11 Eylül’den bu yana Rusya’yı kınayan bir iki cılız açıklamanın dışında hiçbir şey yapmadılar. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Brüksel’de hem AB hem de NATO’ya terörle savaşa vereceği destek karşısında Çeçenistan ile ilgili “sesinizi kesin” dedikten beri, AB’nin başkentinden “ne bir ses, ne bir nefes”. ABD’nin tutumu daha da vahim. Selefi Clinton’u Çeçenistan konusunda sürekli eleştiren II. Bush yönetimi geçen hafta Çeçen temsilcilerinden İlyas Ahmedov’u George Washington Üniversitesi’nde kabul etmiş. Zira Ahmedov’un Beyaz Saray’da ya da herhangi bir resmi kurumda kabul edilmesi durumunda Putin’i kızdıracaklarını düşünmüşler. Böylece II. Bush yönetimi, yabancı misafirlerin kabul edilmesi konusunda yeni bir gelenek de başlatmış.
Peki Çeçenistan’da neler oluyor? ABD’nin ve AB’nin sesini kestiği bu dönemde neler yaşandı?
Bölgede araştırma yapabilen az sayıda insan hakları derneği durumu “soykırım” olarak değerlendiriyor. Hani şu Batılıların Türkiye’ye karşı sık sık kullanmaktan büyük zevk aldıkları o meşum kelime: Soykırım. 1994-1996 arasındaki I. Çeçen–Rus savaşından önce bölgenin nüfusunun 1,1 milyon civarında olduğu tahmin ediliyor. ABD’deki Hoover Enstitüsü’nün geçen sonbahar rakamlarına göre Ruslar yaklaşık 12 bin savaşçı, 55–60 bin arasında sivil öldürmüş. Çeçenistan’a komşu ülkelerde yaşayan göçmenlerin 300 bin olduğu tahmin ediliyor.
Carter’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski 16 ile 50 yaşları arasındaki Çeçen erkeklerinin “yok edildiğini” söylüyor. Zira bu savaşta “savaş esiri” diye bir kavram yok. Ruslar esir almayı sevmiyor. Kim besleyecek o kadar savaş esirini? Brzezinski “şahit olduğumuz çok sınırlı bir nüfusun hemen hemen bitirilmesi” demiş.
Yaklaşık 3 ay önce İngiliz Lordlar Kamarası’nın ilk Müslüman asıllı üyesi Lord Ahmed, Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’nda Batı alemine bir çağrıda bulunarak, Müslümanlara II. sınıf dünya vatandaşı olduklarını çağrıştıran uygulamalara son verilmesini istemişti. “Terörün tek çaresi eşit muameledir.” demiş ve şu örnekleri vermişti: “Hindular Ayodya Mescidi’ni yıkarken kılını kıpırdatmayan Batı, Afganistan’da Buda heykelleri tahrip edilince dünyayı ayağa kaldırıyor. 50 yıldır ülkeleri işgal edilen Filistinlilere bir devlet ve vatanı çok gören Batı, Hıristiyanların yaşadığı ve Müslüman bir ülke Endonezya’ya bağlı Doğu Timor söz konusu olduğunda çok hızlı hareket ediyor.”
Tabii ki terör, intihar saldırıları hiçbir şekilde meşrulaştırılamaz; ama “Neden intihar komandoları hep Müslüman oluyor?” diye soran Batı’nın akil adamlarının biraz Çeçenistan’a bakıp, biraz da Lord Ahmet’i dinlemeleri gerekiyor.
03.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
s.gultasli@zaman.com.tr
|