Onlar bu hallere düşmeden sahip çıkalım
Gençlerimizin dertleriyle dertlenen bir ablamızın, hepimizi düşündürmesi gereken bir hatırasını sizlere aktarmaya çalışacağım. Belki gerekli ibret ve dersi alırız da bizlere düşenleri yapmaya gayret ederiz: “Kız öğrencilerden bir tanesi rica etti, ‘Stuttgart’tan bir grup kız davet ettik. Sizi de tanımak istiyorlar. Hocanım müsait misiniz?’ dediler. ‘Olur’ dedim. İstedikleri gün ve saatte uğradım, ortalarda yabancı görmeyince sordum, biraz mahcup, biraz korkarak üst katı işaret ettiler. Yukarı çıktım, 8–10 kız saat 17.00–19.00 arası, önlerine çay tabağını küllük yapmışlar sigara içiyorlar, odanın içi duman! ‘Hoşgeldiniz.’ dedim.
Beni görünce telaşlandılar ve elleri ile dumanları dağıtmak için uğraştılar. ‘Rica ederim rahatsız olmayın, ben alt kattayım arzu eden oraya gelsin.’ dedim. Evi kahvehaneye çeviren bu yavruları ne yapayım, onlara ne anlatayım diye ruhum allak bullak oldu, aşağı indim. Daha sonra gülüşerek yanıma geldiler, karşıma dizildiler. Tanıştık, onlar da bir kuruluşta haftalık dersler alıyorlarmış. Soruları en çok Yüce Yaratıcı hakkında idi. Kader, ruh ve ahiret üzerine de merakla soru yönelttiler. Dilimin döndüğü kadar anlattım. İçlerinden bir tanesi çok samimi idi. Temiz bir siması, heyecanla açılan iri gözleri vardı. Tam karşıma oturmuş yürekten dinliyordu. Dersten sonra yanıma sokuldu. Kartımı rica etti. ‘Özel telefon edebilir miyim? Size ihtiyacım var.’ dedi. ‘Olur, ne zaman ihtiyacın olursa evi veya cebi ara.’ dedim.
Müsaade isteyip ayrıldım. O gün cumartesi idi. Pazar günü beni evimden aradı. Kendisini tanıttı, babasının giyim mağazası varmış, orada çalışıyormuş. Ailesinin bir kızı imiş. Bir de 14 yaşında erkek kardeşi varmış. Çok istediği halde okutmamışlar. Bizlere de çok gelmek istediğini, dinini öğrenmek ve onu yaşamak istediğini dakikalarca anlattı. Oysa hiç vakti de olmadığını söyleyip sızlandı durdu. ‘Bana ruhu anlatır mısın? Onu tanımak istiyorum.’ dedi. Uzun uzun konuştuk. Beyin yapıcımız pirimizin ‘Rûh Cenab–ı Hakk’ın yarattığı zişuur kanun–u emridir.’ sözünü onun anlayacağı bir şekilde anlatmaya çalıştım. Saate baktım, bir buçuk saat telefonda kalmışız. ‘Yavrum telefonda bu meseleler öğrenilmez, öğretilmez.’ deyince ‘Tamam hocam size geleceğim ve dinimi yakınen öğrenip yaşayacağım söz veriyorum.’ dedi. Ertesi gün genç kız, mağazanın bitişiğinden kahvaltılık alıp geri mağazaya dönüyor. Sabah saat 9 sıraları daha önceden tanıdığı bir hanım ile karşılaşıp ‘Nasılsın iyi misin?’ diye bir konuşma içine giriyorlar. Sonra kız zıplayıp, ‘Eyvah! Ben hemen gitmeliyim.’ deyip mağazaya dönüyor. Mağazada 14 yaşındaki erkek kardeşi çekmecedeki silahı alıyor ve kurcalarken genç kız içeriye giriyor. Heyecanla ‘Bırak tabancayı, dolu.’ diye bağırıyor; ama çocuk tabancayı ablasına doğrultup ateşliyor. Bir kurşunla genç kız yere yıkılıyor ve ölüyor.
Ben bu olaydan sonra günlerce ağladım. ‘Allah’ım sen ki Kerim–i Mutlak’sın, niyetleri bilensin. Bir gün önceki konuşmaları da tespit edensin. Yüceler yücesi Hannan Allah’ım, benim varsa eğer sevaplarım, al bu eli boş gelen yavruya ver. Eğer zaman olsaydı biliyorsun ki o Sana gelecek, Seni memnun etme niyeti içinde çaba sarf edecekti. Oysa bu ülkede imkanlar sınırlı bir halde kulluk yapamadı onu bağışla.’ diye inledim durdum”. (S.Yerlikaya)
Evet böyle, onlar daha ölmeden şu günlerde şuursuzca sokaklarda dolaşırken, ağlayıp inleyecek pek çok evladımız var. Onlar bizim çocuklarımız, Anadolu’dan buraya uzanmış bu kollarımız ve bu yavrularımız için kolları sıvamamız gerekiyor.
Biz, imkanları ve teknolojisi gelişmiş olan bu ülkeye, sadece ve sadece Anadolu’nun yüreğini, özündeki mesajı taşımaya geldik. Yani Kader–i İlahi bizleri bunun için buraya sevk etti. Halbuki, vazifemizi yapmadığımızdan önce kendi nesillerimizi kaybetmekle karşı karşıya kalıyoruz. Halbuki bütün canlılığımızla yüreğimizi ortaya koyabilsek, önce kendi varlığımızı korumaya alacağız, sonra da bu topluma layık olduğu hizmeti taşıyacağız. Bizi kabul eden, bize iş, aş, eş veren bu topluma bir borcumuzun olduğunu hiç unutmayalım. Dini ve dünyayı bilen, üretken gençler yetiştirelim.
Not: Olay Stuttgart Zuffenhausen’de Tekbir Giyim Mağazası’nda yaşanmıştır. Yıl 1997. Olaydan sonra mağaza kapandı.
04.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.aymaz@zaman.com.tr
|