AB’nin genişlemesi ve Türkiye
Türkiye son günlerde uyum yasaları adıyla bir dizi kanuni düzenlemeyi tartışıyor. Aslında geniş kapsamlı bir hukuk reformuyla yapılması gerekenler pederpey ve AB’ye uyum diyerek yapıldığı için tatsızlaşıyor. Bu konuda da gelinen nokta aşağı yukarı bu. Meselenin bir başka boyutu ise, hükümet ortaklarının bu uyum yasalarını savunurken Türkiye’nin 2007 yılında AB’ye üye olmasının mümkün olabileceğinden bahsetmeleri.
İşte bu noktada biraz durmak gerekiyor. Eğer bunu söyleyenler, gece üzerlerini örtmeden yatmanın tipik sendromlarını yaşamıyorlarsa, yani söylediklerine inanıyorlarsa, o zaman Türkiye’yi AB’ye taşıyacak arabanın da tıpkı ekonomi arabası gibi duvara toslayacağına kesin gözüyle bakmak gerekiyor. Aslında mesele çok basit. Türkiye’nin 2007’de AB’ye üye olmasının muhtemel olduğunu söylemek bir şeyleri kapatmaya yönelik lakırdılarsa, amenna. Ama inşaallah buna kimse gerçekten inanmıyordur.
Sebebine gelince, AB’nin soğuk savaş sonraki dönemde genişlemesi zengin ülkelerin AB’ye alınması söz konusu olduğu zaman ne kadar hızlı işliyorsa, fakir ülkelerin üye olmaları söz konusu olduğunda da aynı oranda yavaşlıyor. Mesela, İsveç, Avusturya, Norveç ve Finlandiya AB’ye üye olmaya davet edilmiş ve bunlardan İsviçre ile Norveç kendileri istemedikleri için üye olmamışlar; diğerleri ise birkaç yıl içerisinde AB’ye tam üye yapılmışlardı.
Ama fakir ülkelere gelince iş değişiyor. Mesela, on yılı aşkın bir zamandır AB üyeliğine hazırlanan ve ilk genişleme dalgasında üye olacağına kesin gözüyle bakılan Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Estonya ve Slovenya’nın üyeliklerinin ileri bir tarihe ertelenmesi söz konusu bugünlerde. Veya bu ülkeler 2004 civarında tam üye olma fikrinde ısrar edecek olurlarsa (ki, mevcut programa göre 2004’te üye yapılmaları gerekiyor), o zaman bir tür ‘ikinci sınıf üyelik’ verilecek kendilerine.
Hadise uzunca bir zamandır AB kulislerinde dolaşmaktaydı. Ancak resmi politika olarak başta Polonya olmak üzere bu ülkelere söylenmesi geçtiğimiz aylarda gerçekleşti. Bu ülkeler 2004’te üye oldukları (daha doğru bir ifadeyle üye olmalarına müsaade edildiği takdirde), AB fonlarından on yıl civarında bir süreyle para alamayacaklar. Ve AB üyeliği sırasında bu konu hükme bağlanacak. Kendilerine AB fonlarından ilk beş yıl çok düşük düzeyde para verilecek ve sonraki yıllarda alacakları paranın yüzdesi artmaya başlayacak. Şu anda üye olan ülkelerle eşit yüzdeler içerisinde AB fonlarından para almaları üye oldukları tarihten yaklaşık on yıl sonra mümkün olabilecek.
Bu konuda fonları halihazırda tüketen Akdeniz ülkeleri oldukça kararlı ve kendi açılarından da tutarlı bir tutum sergiliyorlar. Onlara göre kendileri AB’nin en fakir ülkeleri ve AB’nin genişlemesinin bu ülkelere fatura edilmesi çok mantıksız. Almanya gibi ülkelerin fonları genişletmeye niyeti yok. İngiltere ise fonların önemli bir kısmının (özellikle ortak tarım fonlarının) bir an önce kaldırılmasını istiyor.
Öyle anlaşılıyor ki, bu ülkeler fonlardan eşit yüzdelerle para almaya hak kazandıklarında, fonlar büyük ölçüde kaldırılmış olacak. O zaman da ikinci, üçüncü ve dördüncü dalgada genişlemeye dahil olmak isteyen ülkeler açısından ‘içi boş’ bir AB kalmış olacak. Hani bizim entelektüellerin Yunanistan’a milyarlarca dolar transfer ettiğinden dem vurdukları bir AB var ya, haa, işte o AB çoktan tarih olmuş olacak. Ama o zamana kadar dördüncü dalgada yer almaya çalışan Türkiye bir dünya hayati tavizler verecek, o içi boşaltılmış AB’ye girebilmek için. Doğu Avrupa ülkeleri ile genişleme müzakerelerini yürüten AB’nin siyasetini takip etmeyenlere duyurulur.
04.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.unal@zaman.com.tr
|