Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

AHMED ŞAHİN



Yaşamak mı yoksa ölmek mi?

Sahabeden hemen sonra gündeme gelmiş bu konu:

– Ortalık bozuldu, fitne çoğaldı, böyle zamanda yaşamak mı yoksa ölmek mi hayırlı?.. diye sohbetler yapılmış, kararlar alınmış.

Bugün sizlere böyle bir sohbetten örnekler sunmayı istedim. Bakalım o günlerdeki büyüklerin yorumları bizlere neler fısıldayacak, bu konuyu nasıl anlamamıza sebep olacaklar?

Bilindiği üzere sahabeden hemen sonra gelen maneviyat büyüklerinden biri Süfyan–ı Sevri ise, diğeri Vüheyb, bir diğeri de Yusuf bin Esbat’tır.

İşte bu üç büyük alim oturmuş sohbet ediyorlar. Konu: Ortalığın bozulması, yaşanmaz durumu geldiği bile söylenilir hale gelinmiş olması. Servi der ki:

– Doğrusu bu ana gelinceye kadar ölümü istemiyordum; ama artık ben de ölümü istiyorum.

– Neden? derler. Şöyle cevap verir:

– Fitne çoğaldı, yani ortalık bozuldu, bizi de bozar hale geldi. Emevi–Abbasi çekişmesi had safhada. Bizi de alet edecekler kendi emellerine diye korkmaya başladım.

Yusuf bin Esbat buna itiraz eder:

– Ben böyle düşünmüyorum, der. Ortalık ne kadar bozulursa bozulsun ben bozulmadıktan sonra ortalık bana ne yapacak? Ben yaşamak istiyorum. Şunu ekler sözlerine:

– Çünkü der yaşayan insan ölen insanın yapamadığı ibadetleri yapar, İslam’a hizmetlerde bulunur, hayır hasenatını sürdürür...

Bundan sonra ikisi de dönüp Vüheyb’e sorarlar.

– Sen nasıl düşünüyorsun ey Vüheyb, gitmeyi mi kalmayı mı?

Şöyle cevap verir Vüheyb:

– Doğrusu ben ne gitmeyi düşünüyorum, ne de kalmayı.

Gülüşürler.

– Yani kararsız mısın?

– Hayır, der kararlıyım. Hem de çok kararlı. Diyorum ki, bu konuda benim bir tercihim olamaz. Rabb’im hakkımda hangisi hayırlı ise onu nasip eylesin. Ölmem hayırlı ise onu nasip eylesin, kalmam hayırlı ise bu defa da onu takdir eylesin. Ben bunu bilir, bunu söylerim.

Bu cevap karışısında düşünmeye başlayan Sevri kalkar:

– Ver eline öpeyim, sen ruhanilerin vereceği cevabı vermiş oldun. En doğrusu senin dediğindir. Hangisi hayırlı ise Rabb’imiz onu nasip eylesin bizlere.. demekten kendini alamaz.

***

Bu konuda daha açık görüşler, açık izahlar da vardır. Kütüb–ü Sitte hadislerinden birinin verdiği mesaj fevkalade nettir. Bir de ona bakalım izin verirseniz.

İki kardeş vefat etmişti. Ancak biri savaş meydanında şehid olmuş öteki de daha sonraki senede evinde ölmüştü.

Bir komşu bu iki kardeşi rüyasında cennetin kapısında beklerken gördü. Bu bekleme sırasanda cennetten bir melek çıktı, iki kardeşten şehid olanı değil de evinde öleni çağırdı cennete önce. Onu içeriye aldıktan sonra da sıra şehide geldi, şehidi çağırdı cennete.

Şehidin sonra, evinde ölenin ise önce çağrılışına şaşıran adam, ‘olamaz’ dedi, önce şehid olanı çağırmak gerekirdi, sonra evinde ölene sıra gelmeliydi. Ama böyle olmadı. Bu rüya Rahmani değil şeytani olsa gerektir.

Adam doğruca Efendimiz (sas)’e gelip rüyasını aynen anlattı. Efendimiz (sas) ise:

– Buna şaşırıyor musunuz? Şaşıracak bir şey yok, diyerek şöyle yorum yaptı:

– Evinde ölen adam, şehidden bir sene sonra ölmedi mi? Şehidden sonra yaşadığı bir sene içinde namaz kılmadı mı, bütün ibadetlerini yapmadı mı, hayır hasenatını sürdürmedi mi? Halbuki bir sene önce ölmüş olan şehid bunların hiçbirini yapamıyor, hepsinden de mahrum bulunuyordu. İşte bir sene daha fazla yaşayan adamı şehidden önce cennete aldıran şey, yapmış olduğu fazla ibadetleri, sevapları, iyilik ve hizmetleridir. Yani yaşayan kazanır, asla kaybetmez.

Demek ki ölmektense yaşamak hayırlıdır. Sıkıntılı olsa da, zahmetli bulunsa da. Çünkü yaşayan ibadetini yapar, ölen ise yapamaz. İbadeti çok yapan elbette az yapanla eşit değildir Allah indinde. Fazla ibadetinin ona kazandırdığı bir özelliği olacaktır mutlaka.

05.02.2002

Yazarımızın E-Postası: a.sahin@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (30.01.2002) - Helal kazanç kolay harcanmaz

> (29.01.2002) - Sıkıntılar sabırla sevaba çevrilir...

> (23.01.2002) - Hacı kurbanı burada kesilemez mi?

> (22.01.2002) - Hacı adaylarımıza...

> (16.01.2002) - 11. vefat yıldönümünde Gönenli Hocaefendi

> (15.01.2002) - Ben Almanya’da iken

> (09.01.2002) - Almanya’da hizmet öncüleri

> (08.01.2002) - Kış manzaraları kime ne düşündürüyor?

> (02.01.2002) - Rüyanın sırları üzerine





Zaman'da Bugün
05 Şubat 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.