Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

MUSTAFA ARMAĞAN



Biri herkesi gözetliyor

Giderek büyük bir hızla bir “teşhir mekânı”na dönüşüyor televizyon kanalları. “Görünüyorum, o halde varım”. Descartes’ın ünlü “Düşünüyorum, o halde varım.” sözünün bugün vardığı nokta maalesef bu. Televizyona uygulayınca, ekranda görünmek, varolmak anlamına geliyorsa artık bu paradoksal durumu yeniden düşünmenin zamanı gelmiş demektir.

Bakın en ciddi tartışma programlarına: En değerli sözlerin, şovmenlerin yanında çok geçmeden sıfıra müncer olduğunu ibretle müşahede edeceksiniz.

Tv ekranı, aslında müthiş ve görünmez bir iktidarın evlerimize kadar girmesi anlamına gelir. Planı programıyla, bilimsel desteği ve olanca silahlarıyla donanmış bir yönetmen–yapımcı–teknik eleman ordusu karşısında biz çaresiz insanlar koltuklarına gömülmüş, gözlerine ve kulaklarına sunulanı içiyoruz.

Bunun iç dünyamızda hazımsızlık yapması kaçınılmazdır. Bu bombardımanın hazmedilmesi içindir ki Tv dergileri, şoku atlatmaları ve elleriyle dokunacak kadar yakınlaşmaları için dedikodu ve magazin ekleri, spor gazeteleri çıkartılır.

Ben eskiden hafta başında birbirlerine futbol maçlarını hararetli hararetli anlatan insanlara kızardım malayani işlerle vakit kaybettikleri için. Bugün artık böyle düşünmüyorum. Neden mi? Çünkü pazartesileri, hafta sonlarında yaşadıkları televizyon ağırlıklı yoğun şokların etkisini konuşarak ve paylaşarak üzerlerinden atmaya çalışıyor aslında insanlar. Popüler kültürün müşterilerinin bu paylaşma tarafını iyi anlamak gerekiyor. Şu günlerde çokça konuşulan Biri Bizi Gözetliyor programı da ortak kültürümüze batan kıymıklardan birisi. Onu sosyal hafızadan atmak kolay olmuyor bu yüzden.

Şimdi soru şu:

Bu programda kimler gözetleniyor gerçekte?

O eve toplanan 15–20 genç mi? Hiç sanmıyorum.

Gözetleneceklerini bile bile kameraların altında yaşamaya razı olan (razı olmak ne kelime, can atan) insanların gözetlendiğinden söz etmek saçma olmaz mıydı?

Oysa burada başka bir şey var: Gözetlenenleri gözetleyenleri gözetleyenler!

Yani o evdeki gençleri gözetlediklerini sanıp da Tv ve bilgisayar ekranlarının başına toplanan milyonlar var ya, ekran başına yığıldıklarını gözetleyen şirketler, medya patronları, reklamcılar, yapımcılar ve yönetmenler; ellerini ovuşturanlar ve asıl gözetleyiciler onlardır.

Televizyon, aslında her eve sokulmuş bir gözetleme aleti. Hayır, seyredenler değil, seyredenleri seyredenler var. Filanca programı kaç kişi izledi? Bu bilgiler anında reklam ajanslarına, oradan şirketlere, yani reklam verenlere akıyor ve o program daha çok veya daha az reklam almaya başlıyor.

Bu müthiş girdabın, yönetmeni de, yapımcıyı da, Tv patronunu da, oyuncuları da etkilememesine imkân var mı?

O zaman evlerdeki televizyonların aslında birer gözetleme kulesine dönüştüğünü ve buradan o evlerin içinin gözetlendiği sonucunu çıkarmak yanlış mı?

Bourdieu, gözbağcılar numaralarını yaparken seyircinin dikkatini başka bir yere çeker, der. Televizyon da aslında, görülmesi gerekeni gizleyerek insanları aldatan ve illüzyona düşüren bir gözbağcı kutusu.

Bir evin içini gösteriyor gibi yapıyor. Ama asıl derdi, sizin reklam kuşağına “koltuğunuza yaslanarak” teslim olmanız ve gözetlendiğinizi asla fark etmemeniz.

Televizyon daha icat edilmeden önce Cesur Yeni Dünya’yı yazan Aldous Huxley, gelecekte insanların sakinleştirici haplarla uyuşturularak itaat ettirileceğine dair bir ters ütopya tahayyül etmişti. Huxley’in tahmin edemediği, yalnızca kehanetinin teknolojik unsuruydu. Bugün aslında benzer bir uyuşturucuyu hepimiz her gün alıyoruz ve adına da “televizyon” diyoruz.

Biri herkesi gözetlerken bizi gözetleyenin kim olduğunu bu sayede anlamıyoruz işte.

05.02.2002

Yazarımızın E-Postası: m.armagan@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (29.01.2002) - Amerika ve siyasal İslam

> (22.01.2002) - Nazım Hikmet: Ne kahraman, ne hain!

> (15.01.2002) - Yahya Kemal ve son “Baba”: Abdülhamid

> (08.01.2002) - “Baba”sız bir neslin dramı





Zaman'da Bugün
05 Şubat 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.