Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Basın Özetleri
 Abonelik
 
  Yorum

Çalışma Bakanlığı'nın bölünmesi gereği



Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın görev yükü çok fazladır. Bu bakanlık, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde ve 1982 Anayasası’nda ayrı ayrı ve ayrıntılı olarak düzenlenen ve herkesi ilgilendiren çalışma hakkı ve sosyal güvenlik hakkı ile ilgili kanunlar, uluslararası anlaşmalar, tüzük ve yönetmeliklerin uygulama merciidir. Bu bakanlığın görev alanıyla ilgili konular ve sorunlar, ülke gündeminde sürekli yer almakta ve maalesef azalmak şöyle dursun, gitgide artmakta ve ağırlaşmaktadır.

Bu sorunların böyle çok büyük boyutlara ulaşması ve geniş kitlelerin yakınmaları karşısında hem genel hem de ilgili kamuoyu bunalmakta ve bunları gereği gibi tartışıp çözüm önerileri ortaya koyamamaktadır. Bu durumda işçi işveren ilişkileri veya sosyal güvenlikle ilgili bazı sorunlar zaman zaman gündemin üst sıralarına çıkmakta, daha sonra çözüme kavuşturulmadan, hatta ilerleme kaydedilmeden yerini başka bir iç veya dış meseleye terk edip uzun bir süre için kaybolmaktadır. Mesela zorunlu tasarruf ve nemalar konusu defalarca alevlenip sönmüştür.

Sosyal Sigortalar Kurumu hastanelerine telefonla randevu usulünün yerleştirilmesi, 2 yıldan fazla bir zamana yayılan tartışma, tenkit ve açıklamalarla gerçekleşebilecektir. Sigortalıların bu hastanelerden yakınmaları ise uzun yıllardan bu yana süregelmektedir.

İş güvencesi tasarısı, bu konudaki uluslararası sözleşmenin onaylanmasının üzerinden çok sayıda hükümet gelip geçtikten sonra Başbakanlık’a sunulabilmiştir ve bir buçuk yıldır Bakanlar Kurulu’ndan Meclis’e sevki beklenmektedir.

Memur sendikaları ile ilgili kanun da Anayasa değişikliğinden çok sonra çıkarılabilmiştir. Emekli Sandığı hâlâ Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlanamamıştır. Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu da Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetini sürdürmektedir. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu, devlet bakanlıklarına bağlıdır. Sosyal Sigortalar Kurumu, Bağ–Kur ve Emekli Sandığı’ndan aylık ve diğer yardımlara hak kazanma ve yararlanma şartları ve yardım miktarları arasındaki gereksiz ve eşitlik ilkesine aykırı ayırımlar bir türlü giderilememiştir.

Emekli ve yaşlılık aylığı şartları defalarca değiştirilmiş, son olarak “reform” olarak takdim edilen kanundaki geçiş hükümlerinin Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesi üzerine hazırlanan yeni taslak da açıklanır açıklanmaz çok önemli tenkit ve itirazlarla karşılaşmıştır. 1999 yılında çıkarılan İşsizlik Sigortası mevzuatına, verilecek ödeneği aşan miktarda prim ödenmesini öngören hükümler de konmuş, iki yıldır bu tutarsız düzenleme düzeltilememiştir. Bu yıl prim oranının Bütçe Kanunu’yla % 7’den işçi, işveren ve devlet katkıları % 1’er puan indirilerek % 4’e düşürülmesi bu ilginç dengesizliği, yalnızca birkaç ay için bir miktar azaltmıştır. Halen prime esas kazanç üst sınırı aylık olarak 1 milyar 50 milyon lira ve bu miktar üzerinden % 4 İşsizlik Sigortası Primi 42 milyon olup, işsizlik ödeneğine hak kazanmak için en az yirmi ayda yatırılması gereken prim tutarı 840 milyon ve buna karşılık en çok 6 ay boyunca verilebilecek ödenek asgari ücretin neti üzerinden toplam 1 milyar lira kadardır. Nisan ayında üst sıra değişince yine eskiye dönülecektir.

Sosyal güvenlik sisteminin yetersizliği, bu yıl, özellikle çocuklarını okula gönderemeyen ailelere yardım yapılmasında kullanılmak üzere yurtdışından 500 milyon dolar kredi alınmasıyla bir kez daha kanıtlanmıştır.

Asgari ücret reel olarak maalesef gitgide azaltılmaktadır. İşçi emeklilerinin en düşük aylığı asgari ücretin yüzde 150’sini aşmıştır. Memurlara, memur emeklilerine, işçi emeklilerine ve Bağ–Kur emeklilerine her ay enflasyon oranında zam yapılırken, mevzuata göre, işçi, işveren ve hükümet temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nca geçinme endeksleri göz önünde tutularak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi uyarınca aile geçindirecek düzeyde belirlenmesi gereken asgari ücret yıllardır enflasyondan aşınmakta, asgari ücretliler enflasyona ezdirilmektedir. 1982 Anayasası açıkça çalışanların korunmasını öngörmekteyken asgari ücretliler tüm kesimlerin emeklilerine tanınan korumadan dahi yararlandırılmamaktadır. Hatta, asgari ücret konusu ve özellikle bakanlığın tutumu kamuoyunda yeterince tartışılamamaktadır.

İşsizlik giderek hızla artmakta, yeşil kartlıların sayısı 11 milyonu ve geçim konusunda sosyal yardım alanların sayısı 6 milyonu aşmış bulunmaktadır.

Bu örnekler, bizce, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın, Emekli Sandığı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu ve Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu gibi çok sayıda sosyal güvenlik kuruluşu başka bakanlıklara bağlı olduğu ve yeşil kart uygulaması ile konut kredisi uygulaması devlet bakanlıklarının görev alanında bulunduğu halde, çalışma ve sosyal güvenlik sorunlarını kolay kolay çözebilecek yapıda olmadığını göstermektedir.

Sosyal güvenlik kuruluşlarının böylece çeşitli icracı bakanlıklara ve devlet bakanlıklarına bağlı olması hem koordinasyonu güçleştirmekte hem de bakan sayısının gereksiz olarak artmasına yol açmaktadır.

Fikrimizce, çalışma mevzuatının geliştirilmesi ve uygulanması bir bakanlığın, sosyal güvenliğin yaygınlaştırılması ve bu alanda her vatandaşa gereği gibi haklar sağlanması ayrı bir bakanlığın görevi olmalıdır.

Prof. Dr., İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku emekli öğretim üyesi

05.02.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Konya'nın medar-ı iftiharlarından: Ali Ulvi Kurucu Hocamız (05.02.2002)

> IMF, kimi kurtarıyor? Vildan Serin (04.02.2002)

> “Yeter söz milletindir!” acaba? Taşkın Tuna (03.02.2002)

> Ekmeğe ‘çinko’ ilave edelim mi? İsmail S. Doğan (03.02.2002)

> Sağmal inek Mithat Melen (02.02.2002)

> Devletin “en tepesi” Mustafa Erdoğan (02.02.2002)

> 159 ve 312 neye uyuyor? Ümit Kardaş (01.02.2002)

> Hükümet ne yapıyor? Besim Tibuk (01.02.2002)

> Türkiye’de ulusal medya yok Mehmet Ali Kılıçbay (31.01.2002)

> 21. yüzyılın eşiğinde Türk dış politikası İdris Bal (30.01.2002)

> Türkiye'nin enerji açısından trajik durumu Ahmet Yüksel Özemre (29.01.2002)

> Değişme ve endişe Mehmet S. Aydın (28.01.2002)

> Nazım'dan Fethullah Gülen'e tarihî yanılgı Suat Yıldırım (27.01.2002)

> İnsan hakları mı, güvenlik mi? Hakan Ataman (26.01.2002)

> Sistemler ve çukurlar Uğur Özakıncı (26.01.2002)





Zaman'da Bugün
05 Şubat 2002


Zaman Spor

Yorumlar


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.