Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Basın Özetleri
 Abonelik
 
  Yorum

Saddam sonrası Irak’ta Türkmenlerin durumu

Aziz Kadir Samanchi



Saddam Hüseyin’in ardından Türkmenlerin Irak’taki konumunu anlayabilmek için halihazırdaki mevcut durumlarını bir gözden geçirmek gerekir. Geçmişe sorgulayıcı bir gözle bakarak mevcut durumu daha iyi bir şekilde anlar ve geleceği görebiliriz. Irak’ta yaşanmış Türkmen tarihini bu yazıya sığdıramayacağımdan sadece mevcut duruma dikkat çekmek istiyorum.

Türkmen nüfusu, Irak’ın kuzeybatısından güneydoğusuna uzanan ve tarihi çok eskilere dayanan şerit halindeki dar bir bölgesine yayılmıştır. Yaşadıkları bölgelerde Arap, Kürt ve Asuriler gibi farklı kavimlerin oluşturduğu bir nüfus yapılanması vardır. Günümüzde 2,5 milyonluk Türkmen nüfusunun sadece yüzde 10’luk bir bölümü Mesut Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokratik Partisi’nin (KDP) denetiminde olan Erbil şehrindeki güvenli bölgede yaşamaktadır. Erbil, Selçuklu Devleti döneminden yakın bir zaman kadar bir Türkmen şehriydi. Etnik değişim ise kuzeyden göç eden Kürt aşiretlerinin bu bölgeye yerleşmesiyle oluşmuştur. Türkmen nüfusunun kalan yüzde 90’lık bölümü ise Saddam Hüseyin yönetimi altında yaşamaktadır.

1950’li yılların başında Kürtler, Kerkük’e yönelik siyasetlerini yoğunlaştırdılar. Molla Mustafa Barzani’nin, General Abdülkerim Kasım’ın 1958’de yaptığı devrimin ardından çıkartılan aftan yararlanarak Sovyetler Birliği’nden dönmesiyle, yönetimindeki Kürt yöneticiler Kerkük’ün Irak Kürdistan’ına ilhakı projesini uygulamaya başladı. Onun dönüşüyle Kerkük’ün siyasi ve kültürel kimliği üzerindeki tartışmalar yoğunlaştı. Kürt yönetimleri, Kerkük’teki Türkmen nüfusunun zayıflatılması ve birliklerinin dağıtılması siyaseti güttü. Bu Kerkük’te KDP’nin güçlü bir nüfuza sahip olduğu Irak Komünist Partisi’nin de işbirliğiyle Türkmenlere yapılan muamelede görülebilir.

1959 yılının temmuz ayı içerisinde yaşanan bu korkunç katliamın neticesi çok güçlü bir şekilde hissedildi. Bu olay, Türkmen siyasi hareketinin başlangıç evrelerine, çevresinde Türkmen toplumunu bir araya getirmeye çalışan liderlerin ortaya çıktığı bir döneme ve açık bir şekilde siyasi parti oluşturmaya yönelik adım adım ilerleyen planlı bir harekete geçiş sırasına rastlaması sebebiyle Türkmenleri de derinden etkiledi.

Kürt yönetimleri bu yolda yaşanılan olağanüstü şartlardan faydalanarak, toplumsal ve iktisadi gelişmeler ile Irak’ın şahit olduğu bu tarihi süreçten istifade ile Kerkük’ü Kürtleştirme ve yönetim altında tutmaya yönelik çabalarını durmadan sürdürdüler.

Bu etkenlerden birkaçını sıralamak gerekirse:

1– Üretim tesislerinin yaygınlaşması, petrol ürünlerinin artışı, bu üretim ihtiyacının artmasıyla birlikte vasıfsız işçiye duyulan ihtiyaç ile ekonomik durumun iyileşmesi, şehrin toplum ve yerleşim düzeninde büyük değişim yarattı. Irak Petrol Şirketi (IPC) bölge dışında yaşayan ve büyük çoğunluğu Arap, Ermeni ve Asurilerden oluşan iş ve hizmet ihtiyacını karşılamak üzere teknik bir kadroya görev verdi. Çok küçük bir Türkmen grup da bu çalışmada yer aldı. Geçim sıkıntısı sebebiyle kuzeydeki köylerini terk ederek Kerkük’e gelen ve herhangi bir sanatları olmadığı için vasıfsız olan Kürtler de düşük ücretler karşılığı basit görevlerde istihdam edildiler.

2– Büyük çoğunluğu Kürtlerden oluşan 2. Ordu’nun askeri lojmanlarının bölgede bulunması da şehrin nüfuz değişiminde etkili oldu. Bu lojmanlar Kürt kesiminin büyük bir kısmının şehir hayatına adapte olmasını sağladı.

3– Kuzeydeki Kürt bölgelerinde yaşanan küçük ve büyük çaplı çatışmaların belli zamanlarda sürekli tekrarlanması, büyük Kürt göçlerine neden oldu. Bunun sonucunda, Kürt nüfusu 1959’da toplam şehir nüfusunun 1/3’üne yaklaştı.

4– Şehirdeki nüfus dengesini lehlerine çevirmeyi planlayan Kürt yönetimleri, köylerden Kerkük’e göçü teşvik ettiler.

Sonuç olarak, kısa bir sonra kent çevresindeki kuzeydoğu ve kuzeybatı istikametleri Kürt yerleşim birimleriyle kuşatıldı. Bu yerleşim yerlerine örnek olarak Şurca Mahallesi, Rahim Ava, Tebeh, İskan, Azadi verilebilir. Bu köyler birbirleriyle ve diğer eski yerleşim birimleriyle zaman içerisinde karıştılar. 1940’lara gelindiğinde bu yerleşim yerlerinin hiçbiri yoktu.

1970’li yılların başında Mustafa Barzani ile Irak yönetimi arasında yapılan Kürtlerin Özerk Yönetimi görüşmelerinde Kerkük’ün geleceği konusunun ileride yapılacak bir halk referandumuna ertelenmesi karara bağlanmıştır. Irak yönetimi, referandumun sonuçlarını garantiye almak amacıyla Kerkük’ü hızla Araplaştırmaya başladı. Geçmişte Irak yöneticileri, böyle bir oylamada Türkmen nüfusunu da kendileri için artı bir değer olarak görüyorlardı. Saddam yönetimine gelindiğinde ise Türkmen nüfusu bu tür hesapların dışına itildi. Saddam 1976 yılında yaptığı bir konuşmada bu politikasını açıkça ilan ederek, ‘Kerkük konusunda çeşitli emeller, özlemler besleyenler var. Kürtler bölgedeki petrol kuyularına sahip olabilmek için Kerkük’ü istiyorlar. Türkiye’nin de benzeri gerekçelerle tarihi geçmişi olan Musul’u geri alma hayalleri var. Türkiye bu emeline ulaşabilmek için Türkmen kartını kullanıyor. Bu sebeple yönetimimiz mevcut nüfus durumunu değiştirmek için şehrin yerleşik halkı ya da sonradan buraya göç edenler ayrımı yapmadan Türkmen ve Kürtlere zorunlu göç uygulayacak ve Araplaştırmaya gidecektir.’ demiştir.

Aradan geçen çeyrek asırlık zaman dilimi sonunda bugün Araplaştırma ve zorunlu göç programı büyük bir başarıya ulaşmış ve şehrin nüfus yapısı tamamıyla değiştirilmiştir. Bugünkü şehir nüfusunun yarıdan fazlası Arap’tır. Bu Araplaştırma programı halen devam etmektedir.

Kürt yöneticiler, ikinci Körfez Savaşı ardından silahlı mücadeleyi bırakarak, Erbil ve Süleymaniye’yi içeren iki bölgenin yönetimi ile yetinmiştir. Savaşın ardından iki Kürt yönetimi de büyük bir medya kampanyası eşliğinde bölgedeki Irak yönetiminin varlığının sona erdirilmesine ve Kürtlerin zorunlu göçe tabi tutulması ile Araplaştırma politikasına dikkatlerin çekilmesine çalışıyor. Bu konuda uluslararası kamuoyu yanıltılarak Kerkük bir Kürt şehri olarak empoze edilmeye çalışılıyor. Bu medya kampansıyla Türkmenlerin şehrin gerçek sahipleri değil ikinci derecede azınlık oldukları imajı aşılanmaya çabalanmıştır. Tabii bundan amaçları Saddam ya da ondan sonraki bir yönetim ile yapılacak görüşmelerde Kerkük’ü Özerk Kürt Bölgesi’ne katmak için uygun ortamı oluşturmak ve ardından bunu birinci aşama olarak görerek hayalini kurdukları Kürt Devletine ulaşabilmektir.

Benim Kürt yöneticilerinin Kerkük’ü yönetimleri altına almak istekleri ve bu hedefe ulaşmak için doğacak bir fırsata dört elle sarılacakları konusunda en ufak bir şüphem bile bulunmuyor. Bu onlar için pek çok kişinin ölümüne ve oluklarca kanın akmasına neden olsa bile ulaşılması gereken bir hedeftir. Kürtlerin bu konudaki kararlılıklarını göstermek için Talabani ve Barzani’nin sözleri kanımca yeterli olacaktır. Kerkük’ü Irak’tan koparmak konusunda Talabani ‘Kerkük Kürdistan’ın Kudüs’üdür.’ ve Barzani, ‘Kerkük Kürdistan’ın kalbidir.’ demiştir.

Türkmenler ve Türkmen Cephesi olarak hak, toprak ve tarihin sahibiyiz. O tarih ki geçmişi bin yıl geriye dayanmaktadır. Ancak geçmişte de günümüzde de karşılıklı güçlerin arasında kaldık, özellikle mevcut Irak yönetimi ile iki Kürt grubun arasındayız. Hayatta kalabilmek ve toplumumuzun ananelerini bu zor şartlar altında koruyabilmek için iki cephede de savaşıyoruz.

Irak dosyası bugün Beyaz Saray’da masanın üzerindedir. Pentagon artık böyle bir operasyonun askeri yönünü planlamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Bülent Ecevit ile yaptığı görüşme sırasında BM silah denetçilerinin Irak’a girişini şart olarak gören ve Saddam’ı aksi bir durumda neticelerine katlanmakla tehdit eden ABD Başkanı Bush’un kararı bekleniyor. Konuyu takip edenler ve siyasi gözlemcilerin takıldığı ve kafa yordukları nokta Washington’un Saddam’ı devirirken ya da yok ederken uygulayacağı senaryoya kilitlenmiştir. Bazıları Afganistan senaryosunun, iki ülkenin farklı koşulları dikkate alınarak yapılacak basit değişikliklerle Irak’a da uygulanabileceğini düşünüyor. Buna göre ABD yönetimi Irak’ta yapılacak, ana hedefi Saddam’ı devirmek ve ardından onun yerini dolduracak bir yeni yönetimin teşkiline yönelik olan geniş çaplı bir operasyona gidecektir.

Bir diğer kesim ise Washington’un bölgeyle ilgili dünya devletleri ve komşu ülkelerin konumunu dikkate almasa bile farklı siyasi jeopolitik ve siyasi sebepler nedeniyle Irak’ta böyle bir senaryonun uygulanamayacağını ileri sürüyor. Bu görüşü savunan yorumcular savaşın yayılması ihtimali ve ardından Irak’ın parçalanmasının söz konusu olabileceği uyarısını yapıyor.

ABD’nin geniş çaplı hava saldırıları eşliğindeki bir askeri darbeyle sorunun çözülebileceğini düşünenler de var. Yine ihtimaller arasında ABD’nin gerekli şartları ve desteği sağlamasıyla oluşacak 1991 yılı benzeri bir halk ayaklanması da söz konusu.

Böyle bir durumda ve sonrasında Türkmenlerin durumuna gelince. Washington’un askeri darbe formülünün uygulanmasında Türkmenlere bir görev düşmesini uzak bir ihtimal olarak görüyorum. Ama bir halk ayaklanması ya da Afganistan benzeri bir senaryonun gündeme getirilmesi halinde Türkmenlerin siyasi örgütleri aracılığıyla (Türkmen Cephesi) ciddi ve aktif olarak bu oluşumda yer almaları gerekir. Bu onları Saddam sonrası değişikliklerde sözü dinlenir kılar. Gasp edilmiş haklarının iadesi ve ülke yönetimine katılma için bu şarttır. Aksi durumda bu yöndeki taleplerimiz dinleyici bulamayacaktır.

Bu noktada, bizim için önemli olan husus hangi ittifak içerisinde olursa olsun katılımımız öncelikli olarak kanuni haklarımızın sağlanması kaydıyla olmalıdır.

Yine:

–Irak anayasasında yer alan Türkmenlerin, Arap ve Kürtlerin ardından ülkenin üçüncü milleti olduğu maddesinin ayakta kalması,

– Nüfus oranlarına göre belirlenecek karar mekanizmalarında Türkmenlerin temsil garantisi önem taşımaktadır.

Bizim için hayati önem taşıyan Kerkük sorununun çözümü için siyasi açıklamalarda taleplerimizin kabul edileceği bir şartla Irak muhalefeti ile ikili ya da çok taraflı işbirliğine gidilmelidir.

Kürtlerle silahlı bir çatışmadan kaçınmak ya da Kerkük’ü 1991 ayaklanması sırasında olduğu gibi Kürtlerin tek başlarına ele geçirmelerini önlemek için, iki tarafı da razı edecek görüşmelere Kürt yönetimleriyle başlanmalıdır. Gerçi ben böyle bir anlaşmaya varılmasını uzak bir ihtimal olarak görüyorum. Hatta bu konuda bir görüşme ya da tartışmaya bile yanaşmayacakları inancındayım. Talabani’nin, ‘Son kanımızı akıtana kadar Kerkük konusunda tartışmayı bile kabul etmeyiz.’ açıklaması bunu gözler önüne sermektedir.

ABD’nin Irak rejimini devirecek bir darbe yaptırması halinde Kürt yöneticileri Kerkük’ü ele geçirmek ve böylece yeni oluşacak bir Irak yönetimiyle eli güçlü olarak pazarlık masasına oturmak için askeri güçlerini Kerkük’e kaydırmaktan çekinmeyecektir. Bu şartlar altında yeni Irak yönetiminin kendilerini desteklemesi şartıyla Kerkük’ü Kürtlerin denetimine bırakabileceği yönünde bize kadar ulaşan değerlendirmeler bulunuyor.

Bu sebeple Türkmenlerin emeli Ana Vatan olarak gördüğümüz Türkiye’nin desteğiyle Kürtlerin isteklerine set çekilmesi güvenlik ve istikrarın bölgede sağlanması ve Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasıdır.

Irak Türkmen Cephesi Londra Temsilcisi

06.02.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Çalışma Bakanlığı'nın bölünmesi gereği (05.02.2002)

> Konya'nın medar-ı iftiharlarından: Ali Ulvi Kurucu Hocamız (05.02.2002)

> IMF, kimi kurtarıyor? Vildan Serin (04.02.2002)

> “Yeter söz milletindir!” acaba? Taşkın Tuna (03.02.2002)

> Ekmeğe ‘çinko’ ilave edelim mi? İsmail S. Doğan (03.02.2002)

> Sağmal inek Mithat Melen (02.02.2002)

> Devletin “en tepesi” Mustafa Erdoğan (02.02.2002)

> 159 ve 312 neye uyuyor? Ümit Kardaş (01.02.2002)

> Hükümet ne yapıyor? Besim Tibuk (01.02.2002)

> Türkiye’de ulusal medya yok Mehmet Ali Kılıçbay (31.01.2002)

> 21. yüzyılın eşiğinde Türk dış politikası İdris Bal (30.01.2002)

> Türkiye'nin enerji açısından trajik durumu Ahmet Yüksel Özemre (29.01.2002)

> Değişme ve endişe Mehmet S. Aydın (28.01.2002)

> Nazım'dan Fethullah Gülen'e tarihî yanılgı Suat Yıldırım (27.01.2002)

> İnsan hakları mı, güvenlik mi? Hakan Ataman (26.01.2002)





Zaman'da Bugün
06 Şubat 2002


Zaman Spor

Yorumlar


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.