Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

ETYEN MAHÇUPYAN



Korumayın... Öldürürsünüz!

Uyum yasalarının tartışıldığı günlerde, bazı DYP’li milletvekilleri yasa taslağına ‘demokrasi kurumuna hakareti’ de eklemek istemişlerdi. Herhalde yürütülen mantık şuydu: Özgürlükleri daraltan birçok şey demokrasiye de aykırı olduğuna göre, demokrasiye hakaret diye bir maddenin konması özgürlükleri genişletir; çünkü böylece demokrasiye hakaret anlamına gelecek özgürlük sınırlamalarına girişilemez. Ne var ki önergenin kabulünden sonra yapılan değerlendirmelerde bu değişiklikle yasanın daraltılmayıp daha da genişlediğinin, özgürlükleri daha da fazla kısıtladığının farkına varılmış. Çünkü artık ‘böyle demokrasi olmaz’ diyenler de suç işlemiş olacaklarmış. Bu küçük hukuksal macera son derece öğretici ipuçları içeriyor. Öncelikle demokrasinin hukuk yoluyla doğrudan korunmasının özgürlükleri budayıcı bir etkiye sahip olabileceği ortaya çıkıyor. Çünkü hukuk, sınır getiren ve kendi tanımladığı sınırların ötesini suça dönüştüren bir disiplin. Bu nedenle demokrasiyi korumak çoğu zaman toplumsal taleplerin hukuksal sınırının çizilmesine dönüşüyor. Oysa söz konusu sınırlar esnek tutulduğu ölçüde yaşanan ortama demokrasi demek mümkün; çünkü muhtemel talepleri önceden bilmek ve bu taleplerin kamusal alanda karşı karşıya geldiğinde nasıl çözümler üreteceğini kestirmek hiçbir kamu otoritesinin haddi değil. Eğer böyle bir kamu otoritesi varsa, demokratik mekanizmalara da ihtiyaç yok demektir. Dolayısıyla demokrasi bütün bir hukuksal altyapının sonucunda yaşayıp yaşayamadığımız; ve kağıda geçtiği ölçüde yaşanamayan bir düzenin adı. Ayrıca açıktır ki eğer ‘demokrasinin korunması’ fikirsel bir sınırlamayı da ima ederse, demokrasinin olmazsa olmaz koşulu olan fikir özgürlüğünden de eser kalmaz. Sonuç olarak hukukun demokrasiye hizmet olarak yapabileceği tek şey şiddetin önünü kesip, düşüncenin yolunu açık tutmaktan ibarettir.

İkinci olarak yaşanan örneğin gösterdiği gibi, demokrasi kelime olarak hukuk alanına sokulduğunda fetişleşme ve içeriğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır. Aksi halde ‘böyle demokrasi olur mu’ sözü suç sayılamazdı. Öte yandan demokrasi kelimesi bizatihi bir değer haline geldiği ölçüde, korunabilmesi için otorite tarafından tanımlanmayı gerektirir. Bunun anlamı ‘doğru demokrasinin’ ne olduğunun otorite tarafından bilindiğidir. Ne var ki kamu otoritesi tarafından bilinip, tanımlanıp, korunduğu zaman ‘demokrasi’ denetim mekanizmasının parçası haline gelir ve demokrat zihniyeti yansıtmaktan uzaklaşır. Kısacası, devletin otoriter bir bakışla koruduğu hiçbir şey demokrat kalamaz...

Buradan hareketle diyebiliriz ki devletin halen tanımlayıp koruduğu kavramlar otoriter zihniyetin egemenlik alanını regüle eden birer fetiş işlevine sahiptir. Örneğin cumhuriyet, Türklük, Türk milleti ve daha bir sürü kavram bu nedenle gerçekte otoriter yönetim anlayışına hizmet ederler ve bu kullanımlarıyla demokrat bir kültüre elverişli değildirler. Bu kavramların içeriğinin eleştirilmesinin suç olabildiği bir cumhuriyet nasıl bir cumhuriyettir sorusu bu gerçeği açıkça ortaya koyar. Zaten Türklüğü ve cumhuriyeti kendi haline bırakamayacak kadar topluma güvensizlik duyan bir yönetim anlayışının da demokrat olması beklenemez. Böyle bir yönetim zihniyeti altında demokrasinin korumaya alınması ise otoriterliğin en uç noktasıdır. Şansımız varmış bu kez sıyırdık...

07.02.2002

Yazarımızın E-Postası: e.mahcupyan@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (04.02.2002) - Kürtçe kalsın, Jale’yi ver...

> (03.02.2002) - Lozan’dan vaz mı geçiyoruz?

> (31.01.2002) - Ya ayrılmak istemezlerse?

> (28.01.2002) - Beyinsiz Aşil’in topuğu

> (27.01.2002) - Postmodern muhtıra

> (24.01.2002) - Basiretsizlik tırmanırken

> (21.01.2002) - Açık Radyo kapalı beyinlere karşı

> (20.01.2002) - Hazır olun... Eğitileceksiniz

> (17.01.2002) - Askeri think-tank olur mu?

> (14.01.2002) - Bölünme korkusu





Zaman'da Bugün
07 Şubat 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.