Alevler içinde fakat yanmıyorlar...
Ali Ulvi Kurucu hocamızı kaybettik.
Herkesin kendi dünyasının büyükleri vardır. Ali Ulvi Kurucu da bizim dünyamızın büyüklerindendi. Milletimizin hayat unsurları demek olan din, dil, tarih, kültür ve sanat gibi değerlerimize sahip çıkmayı kendisine dert edinenlerin dünyasında o bir sembol isimdi. 60 yıldır Medine’de yaşadığı için adı “Peygamber komşusu”na çıkmış, onunla konuşan, sohbetini dinleyen bulunduğu düzlemden başka düzlemlere seyahat etmiştir. Onu okuyanlar, onu dinleyenler adeta sözleşmişçesine “Peygamber kokusunu hissettiklerini” söylemişlerdir.
Her yaz üç aylığına Türkiye’ye gelirdi. Kadim dostum Ömer Ziya Belviranlı Bey kendisiyle yakından ilgilenirdi. Ben rahmetli Ali Ulvi Kurucu hocamızla 1985 yılında tanışmıştım. Münevver Ayaşlı Hanımefendi’nin yalısında bir hafızlık cemiyeti yapılıyordu. O günkü sohbetinde iki şey aklımda kaldı. Birisi, siyasete giren dindar insanlara fazla tenkit yöneltilmemesiydi. Yaklaşımı çok ilginçti. Onların yanlışları, kusurları olabilirdi. Ama büyük günahlardan kaçınmaları, hanımlarına sadakatleri sayesinde bile, cennette yüce makamlara gelebileceklerini söylüyordu. Hatırladığım ikinci cümlesi ise şöyleydi: “İnsanoğlu herkesi kıskanır, kardeşini bile. Sadece evladını kıskanmaz. Hatta kendisinde olmayanın evladında olmasını, evladının kendisini geçmesini ister.”
Daha sonraki yıllarda onun sevgisini ve dostluğunu kazanmak nasip oldu. Yalova’da evimizi şereflendirdi. 7–8 yıl önceydi. Bir yaz günü Yalova’da konferansa davet ettik. Bizi kırmadı. Sözlerine şöyle başladı: “Hüseyin Bey davet ettiğinde, ‘bir tatil beldesinde senin gibi yaşlı bir zatı kim, neden dinlemeye gelsin?’ diye düşünmüştüm. Yanıldığımı görüyorum. Hele şu genç insanların çokluğu beni çok duygulandırdı. Sizler benim kabul olunan dualarımsınız.”
Bütün ümidi “alevler içinde fakat yanmıyorlar” dediği imanlı, idealist gençlerdeydi. İslam dünyasını içinde bulunduğu zilletten kurtaracak bir gençliği özlüyordu. Sağlam imanla kamil ahlakı temsil edecek örnek şahsiyetlerin yetişmesi en büyük idealiydi. Bu yüzden muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye ayrı bir muhabbeti vardı. Her görüştüğümüzde muhterem Gülen’e dualar ederdi.
1987–1990 yılları arasında gazetemiz Zaman’da çıkan yazılarının toplandığı kitabı, muhterem büyüğüm M. Ertuğrul Düzdağ’ın gayretleriyle neşredildi. “Gecelerin Gündüzü”nde yer alan yazıları için Ali Ulvi Kurucu hocamız “birer gözyaşı bestesi olan yazılarım” demişti.
“Gecelerin Gündüzü” onun 81 yıllık ömrünü de özetliyordu. Şöyle düşünüyordu: “Benim kısmetime kanayan yaraları şiirimle sarmak vazifesi düştü. Zaten çocukluğumdan beri Mehmet Akif gibi şair olmayı Rabb’imden niyaz ediyordum. Milletimizin ruh ve fikir semasına çöken karanlık gecelerin ızdırabını çekmeseydim, sabahı bu iştiyakla bekleyebilir; nurun kıymetini böylesine bilebilir miydim? Yarım asırdır, huzur–u Habib–i Kibriya’da gözyaşlarımla milletimin saadetini dileyebilir miydim?
“Rahmetle Anılmak” başlıklı yazısında şöyle diyordu:
“Bir kimsenin, vefatından sonra Müslümanlar tarafından rahmetle anılması demek, mü’min kardeşlerinin o kimse hakkında dua etmeleri demektir.
“Vaktiyle bir gönüldaşıma yazdığım bir gönül bestesinde kalbimin hasretini şu mısralarda terennüm etmiştim:
Sana bir hatıra olsun diye yazdım, belki,
Yâd edersin okuyup gözyaşı döktükçe beni...
Öldüğüm günde de rahmetle anarsın, artık,
Ebediyyen görürüm kabrime nur indiğini...”
Ömrünü Peygamberimizi ve Peygamberî ahlâkı anlatmakla geçiren, temiz simasında sanki sahabeleri seyrettiğimiz bu güzel insan hep, “sıradan insan olamayız, çok iyi yetişmeliyiz, en faydalı, en aşklı biz olmalıyız” derdi. Allah rahmet eylesin...
Muhterem büyüğüm Hekimoğlu İsmail Bey’e geçirdiği rahatsızlık sebebiyle Allah’tan acil şifalar diliyor, bir an önce aramıza dönmesi için niyaz ediyorum.
07.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.gulerce@zaman.com.tr
|