Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Basın Özetleri
 Abonelik
 
  Yorum

Burnumuzun dibinde bir halk ölüyor

Osman Akınhay



Hemen yanı başımızda bütün insanlık için bir utanç abidesi yükseliyor. Bir yanda medeniyet timsali Batı’nın mızrak başları ABD ve İngiltere, diğer yanda bütün kumarını kendi halkının ıstıraplarına oynayan Saddam Hüseyin arasında sıkışıp kalmış, yaşadığı acılar ve maruz kaldığı ölümler İkiz Kuleler faciasını hiç aratmayacak bir halkın trajedisi. Mayıs 1996’da CBS televizyonunda gösterilen 60 Dakika programında, zamanın ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’a, Irak’a uygulanan yaptırımlar nedeniyle hayatını kaybeden 500 bini aşkın çocuğun ölümünün ödemeye değer bir bedel olup olmadığını soruyorlar: Dünyanın en büyük süper–gücünün dışişleri bakanı burnunu çekerek; ama çok net bir dille cevap veriyor: “Biz bu bedele değer olduğunu düşünüyoruz.”

Yine zamanın Çöl Fırtınası Harekâtı’nın komutanı, şimdinin dışişleri bakanı, “Şahin” Rumsfeld karşısında “Güvercin” sayılan Colin Powell’a, Körfez Savaşı’nda ve sonraki Irak operasyonlarında kaç Iraklının öldüğünü soruyorlar. Powell, büyük bir serinkanlılıkla cevabı yapıştırıyor: “Doğrusu, ben böyle rakamlara hiç aldırış etmem.”

William Safire, bütün dünya Afganistan’a yönelik saldırılara kilitlenmişken, geceleri huzur içinde girdiği yatağında uzun vadeli rüyalar görüyor. Hatta sabahları yatağından fırlayarak uyanıyor ve kalemine sarılıp Washington Post’a döktürüyor: “Gene gördüm işte, Türk tankları Irak’a dalacak!” Tıpkı Afganistan’da Sovyetler’e karşı çarpışırken Usame bin Ladin’in kovboyların cömert desteklerine mazhar olduğu gibi, İran’a karşı yürüttüğü dokuz yıllık savaşında, Halepçe’de zehirli gaz kullanırken, Kuveyt’e ilk girdiği günlerde ABD ve CIA’nın cömert yardımlarından esirgenmeyen Saddam Hüseyin de bu fırsattan istifadeyle, Baas rejiminin vidalarını sıktıkça sıkıyor.

Bu arada Irak’ta her gün 150 çocuk ölüyor. ABD’de, Irak’taki savaşa ve yaptırımlara son vermeye yönelik kampanyalar amaçlayan bir platform oluşturuluyor: Voices in the Wilderness (Issızlıktaki Sesler).

Bu platform üyeleri, ABD’li yurttaşlardan topladığı ilaç, tıbbi malzeme ve gıda maddelerini, çocuklar için oyuncak paketlerini Irak’a götürüp teslim ediyor, Irak’ta kameraların önüne gönüllü olarak çıkıp, BM ve ABD’nin koyduğu yaptırım kurallarını ihlal ettiklerini ilan ediyor, ABD ve BM yöneticilerini, savaşçı tutumu bırakıp insani yardım için çaba harcamaya davet ediyorlar. Daha sonra da ABD mahkemeleri kendilerine karşı dava açıp 160 bin dolar para, 12 yıl hapis cezasıyla tehdit ettiğinde bu cezalara uymayacaklarını söylüyor, bu vesileyle kendi hükümetlerinin insani olmayan politikalarını bir kere daha teşhir ediyorlar.

Mike Bremer, kendi platformlarının mahkemeye şu soruyu soracağını bildiriyor: “Özgürlüğe inanıyorsanız, ölmek üzere olan bir çocuğun hayatını kurtarmak için bir insanın dünyanın herhangi bir yerine gitmesi, özgürlüğün temel koşullarından biri değil midir?”

Noam Chomsky, Edward S. Herman, Edward Said ve Howard Zinn gibi insanların başını çektiği bir alay barış gönüllüsü, bir imza kampanyasına omuz veriyorlar. Bu “Eyleme Çağrı”nın, New York Times’a verilecek tam sayfalık ilanla pekiştirilmesi tasarlanıyor. Ancak tam sayfa ilan bedeli 81 bin dolar olunca, kampanyayı yürütenler ilanın çıkacağı günü gazetenin belirlediği “stand–by” sistemini tercih ederek fiyatı 34 bin dolara indiriyor, bunu da insani kampanyalara katılan Hollywood ünlülerinden temin etmeyi umuyor; ancak kimse elini cebine atmayınca dünyanın dört bir köşesinden yağan desteklerle bu engeli de aşıyorlar. 28 Mart 1999’da New York Times’ta yayınlanan ilanla, Amerikan halkı Irak konusunun başka bir yüzüne tanık oluyor. UNICEF’in Ağustos 1999 tarihli raporunda, 1991’den beri Irak’a uygulanan ekonomik ambargo ve yaptırımlar sonucunda, önlenmesi mümkün hastalıklar, açlık ve savaştan 500 bini aşkın çocuğun öldüğü bildiriliyor. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın BM Irak İnsani Yardım Koordinatörlüğü’ne atadığı Dennis Halliday, 1998 sonbaharında “uygulanan yaptırımların her ay 6 bin Iraklı çocuğu açlıktan öldürdüğü” iddiasıyla görevinden istifa ediyor.

Irak’a yalnız Amerikan uçaklarından atılan patlayıcının toplamı 88 bin ton. Bu miktar, Hiroşima’da meydana gelen nükleer patlamanın beş katına eşit. ABD silah sanayiinin gözbebeği olarak lanse edilen güya akıllı (“smarty”) bombaların yüzde 70’i hedeflerini şaşırıyor. Hedeflere isabet eden yüzde 30’luk kısımla da Irak’ın bütün altyapısı (elektrik santralları, köprüler, yollar, atıksu arındırma tesisleri, vb.) imha ediliyor. ABD’nin kullandığı seyreltilmiş uranyumlu mermiler de, Amerikan ve İngiliz askerlerinde de görülen; ama tam bir “savaş sırrı” olarak gündeme getirilmesi yasaklanmaya çalışılan “Körfez Savaşı sendromu” gibi sonuçlar veriyor.

12 Şubat 1991’de, Hıristiyanlar çarşamba yortusunu kutlarken, Müslümanlar için de Ramazan Bayramı’dır. Bağdat’ın bazı aileleri, yağan bombalara rağmen, şehrin en iyi sığınağı olan Ameriye’de toplanır. Yemekten sonra erkekler kadınlara ve çocuklara yer açmak için sığınaktan çıkarlarken, anneler, büyükanneler, çocuklar, bebekler ve gençler uyumaya hazırlanır. Ama o gece iki “davetsiz misafir” vardır kapılarını çalan: ABD’nin “iki akıllı bombası”. Çıkış kapıları kilitlenir, ısı 480 dereceye yükselir ve 400’den fazla Iraklı ölür. Şimdi Ameriye Mahallesi’nde, sığınağın mağarayı andıran kalıntıları çevresinde tek ailelik evler vardır ve her evin cephesinde siyah flamalar üzerine zarif beyaz Arap yazısıyla o katliamda o evden ölenlerin adları yazılmıştır.

1991 Mart ayında bir Kızılhaç aracı dört kişilik bir araştırma ekibini Ameriye Mahallesi’ne götürür. Ekip üyeleri enkaz halindeki evlere bakakalmışken, aktivist Kathy Kelly’nin beline bir çocuk eli dolanır. Güzel bir Iraklı çocuk onlara, “Hoşgeldiniz.” der. Sonra siyahlar içindeki iki kadın onlara doğru yaklaşır. Kathy, herhalde çocuklarını bizden uzak tutmaya geldiler, diye düşünür. Bildiği birkaç kelime Arapçayla, “Ena Amerikiyya ve ena esifa.” der Kathy. “Amerikalıyım ve üzgünüm.” Ama kadınlar, “lâ, lâ, lâ,” diye cevap verirler. “Hayır, hayır, hayır.” “Biz sizin devletiniz gibi olmadığınızı ve halkınızın bize bunları asla yapmayacağınızı biliyoruz.” İki kadın da o katliamda Amerikan bombalarına kurban vermişlerdir.Ta orada, u zakta falan değil; işte şuracıkta, dibimizde, her gün 150 çocuk ve ABD ile Saddam Hüseyin arasında sıkışıp kalarak konserve olmuş bir halk ölüyor.

Yazar

07.02.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Sivil toplum örgütlerinde işlevsizliğe bir özeleştiri Yusuf Engin (07.02.2002)

> Saddam sonrası Irak’ta Türkmenlerin durumu Aziz Kadir Samanchi (06.02.2002)

> Çalışma Bakanlığı'nın bölünmesi gereği (05.02.2002)

> Konya'nın medar-ı iftiharlarından: Ali Ulvi Kurucu Hocamız (05.02.2002)

> IMF, kimi kurtarıyor? Vildan Serin (04.02.2002)

> “Yeter söz milletindir!” acaba? Taşkın Tuna (03.02.2002)

> Ekmeğe ‘çinko’ ilave edelim mi? İsmail S. Doğan (03.02.2002)

> Sağmal inek Mithat Melen (02.02.2002)

> Devletin “en tepesi” Mustafa Erdoğan (02.02.2002)

> 159 ve 312 neye uyuyor? Ümit Kardaş (01.02.2002)

> Hükümet ne yapıyor? Besim Tibuk (01.02.2002)

> Türkiye’de ulusal medya yok Mehmet Ali Kılıçbay (31.01.2002)

> 21. yüzyılın eşiğinde Türk dış politikası İdris Bal (30.01.2002)

> Türkiye'nin enerji açısından trajik durumu Ahmet Yüksel Özemre (29.01.2002)

> Değişme ve endişe Mehmet S. Aydın (28.01.2002)





Zaman'da Bugün
07 Şubat 2002


Zaman Spor

Yorumlar


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.