Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Basın Özetleri
 Abonelik
 
  Yorum

Sivil toplum örgütlerinde işlevsizliğe bir özeleştiri

Yusuf Engin



Duruşum mesajımdır.

Gandi

Türkiye; uzun süredir; yeni dünya konseptini yakalama çabasıyla; değişimi, dönüşümü, bilgi çağını yakalamayı, yeniden yapılanmayı, siyasette etiği, demokratik açılımları, insan hak ve özgürlüklerini konuşuyor, tartışıyor. Ancak konuştuğu ve tartıştığı oranda bunlardan uzaklaşıyor.

Çünkü bunları konuşan, tartışan kişi ve kurumlar, bunları bir süreç halinde gerçekleştirebilecek liyakat, ehliyet ve özgünlüğe bir türlü kavuşabilmiş değil.

Nasıl ki virüslü ortamda sterilizasyon sağlanamazsa, yani öncelikle ortamın virüslerden temizlenmesi gerekiyorsa, Türkiye’yi hep birlikte ileriye taşıyacak kişi ve kurumların da doğal bir sterilizasyona kavuşmaları gerekiyor.

Türkiye; cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal, sosyal ve ekonomik bunalımı tüm hücrelerine kadar yaşıyor. Vücuttaki bir sivilcenin patlamasının bütün bir bünye rahatsızlığını ortaya çıkarması gibi; yaşadığımız son büyük kriz(22 Şubat 2001)den bu yana 10 ay geçmesine rağmen bünyenin takati giderek düşüyor, adeta bitkisel hayata doğru yol alıyor. Bu bünyeye dışarıdan verilen sun’i kan ise vücuttaki dolaşımı geçici bir süre sağlıyor hatta hızlandırıyor, bilahare giderilmesi zor hatta imkansız yeni tahribatlara neden oluyor.

Türkiye, böyle tıkanan bir menfezde kendisine çıkış yolu arıyor. Biraz irkilerek sorarsak: Arıyor mu? Yıllardır toplumsal enerjisini bütünüyle atıl ve hantal bırakmış, gelinen noktada kronikleşmiş, atalet ve hantallık duygusuyla bu halden kurtulmak istemenin belirtisi ‘durumunun farkında olmak’ yani canlılık belirtileri göstermektir. Bunun için de öncelikle; hangi zamanda, hangi kaynakla hangi hedefe doğru yürümenin reel ve rasyonel tablosunu yani envanterini ortaya koymak gerekir.

Yıllardır, süregelen siyasi sistem ve yönetim anlayışı sonucu; siyaset giderek tıkanmış, yıpranmış, çözüm üretememiş bir temel organ olarak fonksiyonsuzlaşmıştır. Bu durum insanımızın siyaset kurumuna ve siyaset adamına yönelik güven kaybını oluşturmuş ve derinleştirmiştir.

Güven kaybı sadece siyasi kurumlara yönelmekle kalmamış, sorun çözme iddiasındaki diğer toplumsal kurum ve örgütlere de yansımıştır. Bu süreçte güven kaybı ile birlikte geniş halk kesimlerinin sadece sosyal dengesi ve ekonomik durumu bozulmamış, geleceğe olan umutları neredeyse tükenmiş; diri olması gereken resmi kurumlar dışı toplumsal örgütler de, ‘sorunları çözüm mekanizmalarına taşıma’ ve bir ‘baskı grubu’ oluşturarak çözüme kavuşturma yerine, sanal söylemlerle vakit geçirmişlerdir. Bununla birlikte insanımız, nereye bakacağını, kime güveneceğini, ne tarafa gideceğini bilemez halde bir moral yenilenmesi yapamaz duruma getirilmiştir.

Bugün gelinen noktada, öyle anlaşılıyor ki; mevcut tıkanmış siyasi sistem, merkezi yönetim ve iktidarlar, kendi varlıklarını sürdürebilecekleri yapıyı, ‘Türkiye’yi yönetme iradesi’ olarak ‘yapılması gereken budur’ dayatmasıyla sunmuş, geniş halk kesimlerine de bunu bir illüzyon şeklinde kabullendirmişlerdir.

Fakat geldiğimiz aşamada; bütün bu bitkinlik, moralsizlik ve kötü yönetim sonucu, sorunlara çözüm üretemeyen ve çıkış yolu bulamayan siyaset ve sistem kültürü, sivil toplum örgütlerince sorgulanmaya başlanmıştır.

Ancak varlıklarının gereği olarak sistemin her türlü mekanizmasını (kendisi de dahil olmak üzere) sorgulamak zorunda olan sivil toplum örgütlerinin Türkiye’nin bugünkü tablosundaki yeri, yukarıda bahsettiğimiz aynı atalet ve hantallığın uzantısından ibarettir. Ülkemizin her türlü handikabı atlatmasında güçlü bir dayanak olması gereken sivil toplum örgütleri, çürümeye başlayan toplumsal yapıya eklemlenmiş hastalıklı bir doku hüviyetindedirler.

Kendisini güncel dünya ve güncel Türkiye şartlarında yeniden üretemeyen, insan ve diğer kaynaklarını bu şekilde içten içe tüketen Türkiye’nin bugünkü yapısında sivil toplum örgütleriyle ilgili böyle bir olumsuz yargıya varmak, kuşkusuz bu yargıyı oluşturan gerekçelerle ilgilidir. Şu gerçeği açıklıkla söyleyebiliyoruz: Mevcut siyasal, sosyal ve ekonomik sistem bir bütün olarak çıkmaz sokaktadır. Bu çıkmaz sokakta adeta ön aydınlatıcı, bağımsız irade kullanabilen, kendi ayakları üzerinde yürüyebilen, uyarıcı ve sorgulayıcı olması gereken sivil toplum örgütlerinin bugün sadece “kendi kendinden ibaret” yapay bir “tepki”ci noktada kilitlenmeleri, ülkemiz ve insanımız adına umutsuz bir durumdur.

Halbuki sivil toplum örgütleri; gerçek anlam ve fonksiyonlarını icra ettikleri ülkelerde toplumun en dinamik, siyasal, sosyal ve ekonomik değişimlere öncülük eden ve temsilcisi oldukları kesimlerin talep ve duyarlılıklarını dile getiren, yönetim mekanizmalarını etkileme güçleri yüksek düzeyde olan yapılanmalardır. Böyle düşünülmediği ve olunmadığı yerde sivil toplum örgütleri yoktur. Çünkü sivil toplum örgütleri toplumsal ihtiyaçtan doğar ve o ihtiyaçlar örgütsel ilkeleri doğurur ve bu ilkeler bir eksene–konsepte bürünür. Sivil toplum ve onun örgütlenmesi; katılımcılık ve özgürlük arayışının bir ifadesi olarak yüzyılımızda ortaya çıkmıştır.

Herkesin tek tek sivil toplum örgütü anlayışından bağımsız ve doğru bir sivil toplum örgütü tanımı yaparsak: Sivil toplum örgütlenmeleri; devlet, hükümet ve bürokrasinin oluşturduğu yapılardan bağımsız olarak, toplumsal tabana dayalı birlikte (kolektif) girişim ve inisiyatif oluşturup kullanabilen örgütlenmelerdir.

En önemli özelliği, kendisini sürekli yenileyebilen, dinamik ve her şarta adapte olabilecek hareket kabiliyetine sahip bulunmalarıdır. Kendini yenileyemeyen, yeni durumlara yeni çözümler üretemeyen yapılanmalar, kendilerini her ne kadar sivil toplum örgütü olarak niteleseler de bu anlam ve işleve sahip değillerdir.

Sivil toplum örgütleri; ilkelerinden hiçbir şart altında taviz vermeyen, sorumluluk bilincinden dolayı örgütlenmesini ‘örgütlü sorumsuzluk’a asla dönüştürmeyen yapılardır. Aynı zamanda; uzlaşmanın da mücadelenin de ilkelerinden kaynaklı olarak sürdürüldüğü politikalar güden örgütlenmelerdir. Türkiye’de ise kendi tabanı hariç, her kesimle akrabalık bağı tesis edildiği oranda sivil toplum örgütü adını alan, gerçekte ise böyle bir fonksiyonu haiz olmayan yapılar sivil toplum örgütü olarak ortaya çıkmaktadır. Dernekler böyle, vakıflar böyle, sendikalar böyle... Haddimizi mi aşıyoruz yoksa? Hayır! Sivil toplum örgütlerini bir özeleştiri fırtınasına davet ediyoruz!

Çünkü toplumdaki siyasal, sosyal ve ekonomik değişim beklentilerini harekete geçirecek tek adres olan sivil toplum örgütleri kan kaybetmektedir! Kendi kendini bitirmektedir!

Öz İplik–İş Sendikası Genel Başkanı ve Hak–İş Genel Eğitim Sekreteri

07.02.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Diğer Yorumlar

> Burnumuzun dibinde bir halk ölüyor Osman Akınhay (07.02.2002)

> Saddam sonrası Irak’ta Türkmenlerin durumu Aziz Kadir Samanchi (06.02.2002)

> Çalışma Bakanlığı'nın bölünmesi gereği (05.02.2002)

> Konya'nın medar-ı iftiharlarından: Ali Ulvi Kurucu Hocamız (05.02.2002)

> IMF, kimi kurtarıyor? Vildan Serin (04.02.2002)

> “Yeter söz milletindir!” acaba? Taşkın Tuna (03.02.2002)

> Ekmeğe ‘çinko’ ilave edelim mi? İsmail S. Doğan (03.02.2002)

> Sağmal inek Mithat Melen (02.02.2002)

> Devletin “en tepesi” Mustafa Erdoğan (02.02.2002)

> 159 ve 312 neye uyuyor? Ümit Kardaş (01.02.2002)

> Hükümet ne yapıyor? Besim Tibuk (01.02.2002)

> Türkiye’de ulusal medya yok Mehmet Ali Kılıçbay (31.01.2002)

> 21. yüzyılın eşiğinde Türk dış politikası İdris Bal (30.01.2002)

> Türkiye'nin enerji açısından trajik durumu Ahmet Yüksel Özemre (29.01.2002)

> Değişme ve endişe Mehmet S. Aydın (28.01.2002)





Zaman'da Bugün
07 Şubat 2002


Zaman Spor

Yorumlar


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.