Orhan Pamuk ve ‘Niteliksiz’ Okur
Orhan Pamuk’un ‘Kar’ fırtınası epeydir devam ediyor. Edebiyatın meteorolojisi, bu fırtınanın yakında dineceğini bildiriyor. Bir ara, göz gözü görmüyor; Orhan Pamuk, seyirciyi ya da okuru sersemleten medyatik bir sür’atle kendisini bir televizyon kanalından ötekine, bir gazeteden ya da dergiden ötekine atıyordu. Şöhret, galiba böyle bir şey! Bu medyatik başarısından ötürü Orhan Pamuk’u tebrik etmek gerek. Medyatik başarı;—evet, çünkü, romanın değil, yazarın öne çıktığı bir kampanya yürütülüyor.
Elbette bir yazarın kitabının ‘çok satan’lar arasında bulunması önemlidir. Bunu inkar etmek, abesle iştigal olur. Ama ‘çok satıyor’ların liste başında bulunmak, romanın edebi değerinden çok, yazarının medyatik pazarlanma kampanyasının çok başarılı bir biçimde yürütülmesinden kaynaklanıyorsa, orada bir problem var demektir. Bu problem, yazarın, ‘niteliksiz’ okurla buluşuyor olması ile ilgilidir ve Türkiye’deki ‘nitelikli’ okur sayısının, taş çatlasa, 5000’i geçmediği ortadadır. ‘Nitelikli’ okurun ayırdedici özelliği, edebiyatı hem geçmişi hem de şimdi’siyle takip etmekte gösterdiği devamlılıktır. ‘Nitelikli’ okur, edebiyatı televizyonlardan ya da gazetelerden izlemez; onun bilgilenme kaynağı, daha çok, sürekli olarak uğradığı kitapevleridir. Ve elbette, asıl önemlisi, ‘nitelikli’ okurun kitap satın almasında belirleyici olanın, gözalıcı reklam kampanyaları, billboard’lar, ipe sapa gelmez söyleşiler vs. değil, okurun kendisinin edebi beğenisidir. O beğeni de, edebiyat hayatının izlenmesindeki devamlıktan kaynaklanır. ‘Nitelikli’ okur ile ‘niteliksiz’ okur arasındaki fark, işte tastamam buradadır: İlkinde, kitap satın alma, bir devamlılık ve süreklilik gösterir, ikincisinin ise kitap satın alışında böyle bir devamlılık ve süreklilik yoktur. Arasıra kitap satın alır ‘niteliksiz’ okur;— bunu da, kendi edebi beğenisi değil, reklam kampanyaları belirler.
Orhan Pamuk, ve tabii onunla birlikte başka bazı yazarlar, hanidir, ‘nitelikli’ okurla ilişkilerini kesmiş görünüyorlar. Denecektir ki, ‘niteliksiz’ okurun satın alması, ‘nitelikli’ okurun satın almaması anlamına gelmez! Elbette gelmez! Orhan Pamuk’un romanını ‘nitelikli’ okur da satın alabilir;—alıyordur da! Ama önemli olan, bir yazarın kitabını satın alan ‘niteliksiz’ okur sayısının, o kitabı okuyan ‘nitelikli’ okur sayısından fazla, (hem de, çok fazla!) olmasıdır. ‘Niteliksiz’ okur sayısının fazla olmasının, diyalektik bir sonucu vardır: Tıpkı, suyun 80 derece ısınması ile 100 derecede kaynaması arasındaki fark gibi! Nasıl ki, 80 derecede suyun niteliği değişmez, ama 100 derecede, nitelik değiştirip sıvıdan gaz’a dönüşürse, bir kitabı satın alanların sayısının artışı da, belli bir noktadan sonra, kitabın ‘niteliği’ni değiştirir. ‘Çok satar’ olmak, kitabın edebi değerinin, piyasa değerine dönüşmesi anlamına gelir. Meksikalı büyük yazar Octavio Paz’ın, daha önce sık sık alıntıladığım şu sözü de, tastamam bu bağlamda söylenmiştir: ‘En iyi satan eser, ister bir roman, ister güncel konularda yazılmış bir kitap olsun, sahnede bir göktaşı gibi görünür: Herkes satın almak için peşinden koşar, o ise kısa sürede sonsuza dek kaybolur. Kendi başarılarının fazla yaşamasının yolunu bulan en iyi satanlar, çok nadirdir. En iyi satanlar edebi eserler değil, ticari eşyalardır.’ (vurgu benim. H.Y.) ‘(...) Edebiyatın mantığının, işte bu nedenle, piyasanın mantığı olmadığını söyler Octavio Paz: ‘Bugünkü edebi alışveriş, tamamiyle ekonomik nedenler tarafından güdülenir. Bir kitabın değeri, böylece, onu satın alanların sayısıdır. Para kazanmak yasal bir etkinliktir, ‘halk için’ kitaplar üretmek de öyle: Yayıncıların başlıca amacı en çok satanları (...) üretmek olduğunda, edebiyat ölür ve toplum çökmüş olur. (...) Piyasanın mantığı, edebiyatın mantığı değildir.’
Orhan Pamuk’un, tehalükle, bir kanaldan ötekine koşarken, Paz’ın bu sözleri üzerinde durup düşünmeye vakti olur mu dersiniz?
Not: Sevgili Nuriye Akman, ‘Zaman’ ailesine hoş geldi, safa geldi. Ancak, Orhan Pamuk’la yaptığı ilk söyleşinin ‘türbanlı bir kıza cinsel çekim duyar mısın?’ türünden sorularla malul ve maalesef talihsiz bir söyleşi olduğunu da söylemek gerekir.
08.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
h.yavuz@zaman.com.tr
|