Bırakın bunları...
Güncel ortamı görüyorsunuz. Sportif açıdan ne kadar çirkinleşti. Futbolumuz tüm kurumlarıyla zangır zangır sarsılıyor. Oysa Dünya Kupası finallerine katılmayı başarmış olmanın keyfini sürmeliydik. Koltuklara geçip statta veyahut evde huzurla maç seyretmeliydik. Görüntü şu an için tam bir felaket. Hakemler ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Taraftarlar koltukları söküp fırlatmayı alışkanlık haline getirdiler. Formalar kulüp başkanlarının yüzlerine fırlatılıyor. Futbolumuz çifte standardın, eyyamın, kayırıcılığın içine düşmüş durumda, ilgilileri de kamuoyunu enayi yerine koymak peşinde.
G.Antep–Beşiktaş kupa maçında meydana gelen olaylarda bir futbolcu dikkatimi çekti. Antepli M. Polat’ı bıraksalar yardımcı hakem Adil Sinem’i hakemlik yaptığına pişman edecekti. Ama olsun, nasıl olsa yaptıklarının bir cezası yok. Hakem de zaten Viola’yı attırıp ne yaptım korkusunu ve endişesini taşıyor. Bu olay bana Trabzon – G.Antep maçını hatırlattı. Yine o maçta M. Polat kardeşim yardımcı hakem Evren Dölek’in boynuna yapışmış, pek bir ceza da görmemişti. Üstüne üstlük MHK, E. Dölek’i üstün başarılarından (!) ötürü bir de FİFA yardımcı hakemi yapmıştı. Şimdi aynı başarıyı Adil Sinem’den bekliyoruz. M. Polat da en fazla bir daha yapma kardeşim uyarısı alır, iş kapanır gider.
Futbolun sıkıntılarını görmekten, hakemlerin ve MHK’nın yanlışlarını izlemekten, yurdun dört bir köşesinden gelen futbol olumsuzluklarından inanın kusuyorum. Sizlerin de aynı halde olduğunuzu düşünüyorum. Onun için dikkatlerinizi başka bir konuya çekmek istiyorum.
Malumunuz ülkede futbol, lokomotif spor. İstatistikler futbol dışındaki sporlarla pek haşir neşir olmadığımızı gösteriyor. Bu nedenle elimizde sporun makus talihini yenmek için kullanabileceğimiz iki önemli koz vardır. Birincisi olimpiyatlar, ikincisi herkes için spor felsefesini hayata geçirmek.
Olimpiyatları Pekin’e kaptırınca unuttuk. Oysa olimpizm anlayışını yurttaşlarımızın tamamının kafasına nakşetmemiz gerekiyor. Bir olimpiyat stadı yapmakla olimpiyat olmaz. Zaten stadı bile doğru dürüst yapamadık. Zamanında da işletmeye açamadık. Olimpiyat işi birkaç kişinin çalışmasına terk edilecek bir iş değildir. Ülkenin bütün kurumlarıyla bu olaya sahip çıkması gerekir. Eğer olimpiyatları 20 yıl sonra yapacaksak şu an ilköğretimde okuyan çocuklarımıza bu mesele ders olarak okutulmalıdır. Çünkü olimpiyatları bugün bu iş peşinde koşanlar değil, zamanı gelince onlar yapacaklardır.
Bizim neslin olimpiyat komitesi başkanı Samaranch artık yok. O koltukta bir Belçikalı Jacques Rogge var. Spor kamuoyumuz daha bu adamı tanımıyor. Toplum olarak olimpiyat nedir bilmiyoruz ki, bu adamları tanıyalım, araştıralım ve ülkemiz olimpiyatı için kulis yapalım. Bakın Rogge olimpiyatlar ve spor için ne diyor: “Olimpiyat hareketinin yegane gücü; birbiri arkasından gelen genç nesillere bir hayale ulaşma şevki vermesidir. Şampiyonların örnekleri genç insanları motive eder. Olimpiyat oyunlarına katılma hayali onları spora yönlendirir. Spor yoluyla verilen eğitimden yararlanılır. Spor, beden ve ruhlara katkıda bulunur. Spor, gençlere kurallara uymayı öğretir. Spor; insanların karşıtlarına saygı göstermeyi, toplumla bütün olmalarını, sosyal tecrübe ve kişilik kazanmalarını sağlar. Neşeli, gururlu, sağlıklı insanlar meydana getirmek ve bütün bunları ebedileştirmek. Olimpiyat komitesinin görevidir.”
Saydıklarımızı Türkiye’de gerçekleştirebilecek misyonu herkes için spor federasyonu yüklenebilir. Yeni başkan Göksel Arsoy umarım eski dönemin başarısızlıklarını ve yanlışlarını tekrarlamaz. Futbolun değil sporun konuşulduğu günleri görmek istiyoruz. Ancak spor federasyonlarını yönetenlerin de spor konusundaki ehliyet, liyakat ve tecrübelerinin de bir an önce tartışılmaya açılması gerektiğine inanıyoruz.
08.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
o.pehlivanoglu@zaman.com.tr
|