‘Uyum’daki uyumsuzluk...
Koalisyon ortaklarının ‘uyumu’ bu defa bozuldu! Şu işe bakın ki; uyumu, ‘Uyum Paketi’ bozdu...
DSP ve ANAP, uyum paketindeki ‘iki ileri adım’ için, muhalefetin desteğini alarak, MHP’yi devre dışı bıraktı...
Bu vesileyle, Meclis’te muhalefeti temsil eden ‘bazı partilerin’ var olduğu anlaşıldı! Son dört yılın olağanüstü şartları, muhalefet partilerini ‘ambargolu bir muhalefet’ haline dönüştürdüğü için, muhalefet ne yaparsa yapsın, siyasi denklemin dışında kalıyordu.
Bu defa, hükümet ortakları arasındaki anlaşmazlık, muhalefetin siyasi denklemin içine dahil edilmesi gibi bir mecburiyeti doğurdu; koalisyonun Ecevit tarafından her vesile ile dile getirilen şu meşhur ‘uyumu’, ‘esas uyum’ için feda edildi...
İyi ki de edildi: Çünkü, tepeden tırnağa muğlaklık getiren bir ‘olasılık’ sözcüğü uğruna çok güneşler batacaktı! ‘Mini Demokrasi Paketi’ diye yola çıkılıp, ‘antidemokrasi’ye uyum sağlanmış olacaktı ki; bu, resmen bir adım ileri atıyormuş gibi yapıp iki adım geri atmak anlamına gelecekti.
‘Uyum Paketi’nin, bir nebze iyileştirilmesi, ‘AB standartlarına uyum yolunda’ absürd bir tablo ortaya çıkmasını engelledi.
‘312 Krizi’ esnasında, MHP ile ANAP arasındaki ‘siyasi rekabet’ konunun içeriğini büyük çoğunlukla geride bıraktı.
İki ortak arasındaki zıtlaşmada, fikri farklılıkları göz ardı etmek mümkün değil, ne var ki tercih edilen üslup çok açık bir biçimde gösteriyor ki, ‘siyasi vuruş ihtiyacı’ bundan sonra da ‘başat gerekçe’ olacak!
MHP liderinin üslubu, son yaşanan zıtlaşmadan ‘siyasi kazanç elde edeceğini öngören bir partinin tercihini ortaya koyar’ nitelikteydi.
ANAP da benzer bir üslupla cevap verdi; böyle bir durumda ANAP’ın MHP’ye karşı ‘diklendiği için’ puan toplayacağını sanmak yanıltıcı olur!
ANAP’ın MHP karşısında ‘demokrasi tarafı’nda bulunuyor gibi görünmesi, (bugüne kadar olan ‘ikircikli’ tavırlarını hatırlayalım) kimselere inandırıcı gelmiyor; şu son hadisede gerçekten kendi pozisyonuna inanıyor olması bile hakkındaki genel yargıyı kıpırdatmaya yetmiyor.
Henüz ‘uyum krizi’ aşılmamışken, MHP ve ANAP arasında sert ifadeler bir masadan diğerine gidip gelirken; çok önemli bir siyasetçi, (üstelik ‘uyum paketi’ne MHP’nin tam tersi bakan bir siyasetçi) ANAP’ın aynı üslupla karşılık vermesinin MHP’nin tuzağına düşmek demek olduğunu, böyle bir kavgadan, tahmin edilenin aksine MHP’nin kazançlı çıkacağını öne sürüyordu!
Bu noktadan devam ederek; MHP’nin, seçmen nezdinde itibarı her geçen gün iyice azalan Ortaklar arasında DSP ve ANAP’tan daha iyi durumda olduğunu hatırlayalım...
Bunun muhtemel bir seçim için çevirisi açık: ‘MHP barajı geçmeye yakın veya geçebilecek tek hükümet ortağı’ durumunda...
Hükümetteki Ortaklar’ına muhalefet etmesinin temelinde, MHP’nin, kendisini hükümetin sahip olduğu ileri derecedeki negatif yargıdan uzak tutmaya oynayan, siyasi yaklaşımı yatıyor...
Son kapışmadaki konunun ‘uyum paketi’ olması, gerçeği değiştirmiyor... Hatta, bunun MHP’nin stratejisine çok uygun bir konu olduğu bile söylenebilir.
MHP, bir yandan AK Parti ve SP ile bir yandan da ANAP’la ‘farkını’ anlatmaya çalışıyor! (Elbette, DYP ile de...)
Barajların yüzde 10’da kaldığı ve seçim ittifakı yapılmayacak bir seçimde, AK Parti ve CHP’nin ilk iki parti arasında yer alacağı şu an itibarıyla yaygın bir kanaat...
Bu durumda üçüncü sıradaki parti, barajı aşabilecek son parti olabilir; ya da en fazla dördüncü sıradaki parti de barajı aşabilir.
Şu anda barajı aşma ihtimali daha fazla gibi görünen DYP ile MHP’nin, burada sözü edilen partiler olduğu açık.
MHP’nin siyasi stratejisine işte bu açıdan bakmakta fayda var. DYP ana muhalefet partisi olmasına rağmen hiçbir biçimde atak yapamıyor; hatta giderek gerileyeceği işaretlerini bile veriyor.
MHP ise, ‘uyum paketi’ kriziyle beraber, ‘kendi çizgisiyle uyumlu’ bir siyasi stratejinin gereğini yerine getiriyor!
08.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
t.korkmaz@zaman.com.tr
|