Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Arama

 Arşiv

 
 

Eşim beni niye anlamıyor?

Eşinizin sizi niye anlamadığını merak ediyorsanız önce iki insanın birbirini tam manasıyla anlayabilmesini engelleyen sebepleri bilmeniz gerekir. Belki kendinizi yeterince anlatamıyorsunuzdur, belki de yaptığınız tek şey; akşama kadar evde oturup eşinizin bir an önce gelip sizi anlamasını beklemektir.

Hepimizde bir parça anlaşılamamak sıkıntısı var. ‘Beni hiç anlamıyor.’ cümlesini hem kendimiz sıkça sarf ediyor hem de etrafımızdakilerden duyuyoruz. Anlaşılmaya ihtiyacımız var elbette; ama özellikle eşler arası anlama ve anlaşılma söz konusu olunca sağlam temeller üzerine kurulu yuvaların çoğalması adına konuyu enine boyuna masaya yatırmakta fayda var. Nişanlılık döneminde çok iyi anlaşan çiftler evlenince neden eşlerini tanımakta zorluk çekiyorlar? İki insan birbirini gerçekten anlayabilir mi? Ve bizi en iyi kim anlar?..

“Modern hayat eşlerin birbirlerini anlamalarını zorlaştırıyor.” diyen psikiyatr Mustafa Ulusoy, ilk gençlikten itibaren ‘kendin ol’, ‘kendini yaşa’, ‘hayatının sahibi sensin’ gibi sloganlarla benlikleri şişirilen iki insanın bir araya gelince şiddetli bir çatışma yaşamasının çok normal olduğunu düşünüyor. Nişanlılık döneminde her bakımdan uyum içinde olduğunu düşündüğünüz eşinizi evlendikten sonra tanımakta zorlanmanızın altında da bu yatıyor işte; benliklerin iç içe geçmesi... Peki doğasında tahakküm etme isteği olan benlikler nasıl çatışıyor? Nişanlıyken dışarıda bir çay bahçesinde oturup, sohbet ediyordunuz ve herkes kendi evine dönüyordu. Müstakbel eşinizin içeri girer girmez çoraplarını sağa sola fırlattığını ve yemek sofrası geç kuruldu diye sinirlendiğini; ancak evlendikten sonra öğrenebildiniz. Siz düzenli bir insansınız ve eşinizin de düzenli olmasını istiyorsunuz. Ayrıca yemek yaparken geciktiniz diye sinirlenmek yerine mutfağa girip size yardım etmesini bekliyorsunuz ve eşiniz arkadaşlarıyla dışarıya çıkmak istediğinde ‘Sen artık evli bir erkeksin, bekarlık günlerinden kalma alışkanlıklarını bırakmalısın.’ diye bir uyarıda bulunuyorsunuz ona. İşte her daim kendi istediği olsun isteyen iki benlik çatışmaya başladı bile... Psikiyatr Ulusoy; ‘Benliklerin en çok sürtüştüğü tek yaşama alanı’ olarak tanımlıyor evliliği. Zaman içinde birbirlerinin zayıf yönlerini keşfeden eşlerin düştüğü en büyük hata ise öfke anında düşüncesizce zayıf noktalara yüklenmeleri ve birbirlerini duygusal anlamda yaralamaları. Evlilik ilişkisini çocuk ile kedi arasındaki ilişkiye benzeten psikiyatr Ulusoy ilginç bir örnekle açıklıyor bu benzetmeyi; “Kediyi sevmek için kuyruğundan yakalamaya çalışan çocuk isteğine ulaşamıyor; çünkü kedinin kuyruğu çok hassas ve duyarlı. Ama kedinin başını okşadığı zaman hem çocuk hem de kedi mutlu oluyor. Eşler de öfke anında benliklerinin iyice kabardığını dikkate alarak birbirlerinin kuyruğuna basmaktan kaçınmalılar.” Evli çiftlerin özellikle ilk zamanlarda sıkça yaşadığı çatışmalar aşırıya kaçmadığı sürece kişiliklerin gelişimi için gerekli; ama eşlerin, Yaratıcı’nın her birimiz için biçtiği değeri göz ardı ederek, kendilerini asla ödün vermeyecek biçimde önemsemeleri huzursuz bir ev ortamını da beraberinde getiriyor.

Aslında iki insanın birbirini olduğu gibi anlaması ve insanın kendini karşısındakine eksiksiz bir şekilde anlatabilmesi mümkün değil. Anlama ve anlaşılmanın önünde insan olmamızdan kaynaklanan birçok engelin olduğu gerçeğini kabullenirsek ‘Hiç kimse beni anlamıyor.’ şeklinde sızlanmaktan da vazgeçebiliriz. Diyelim kadın ve kocası karşılıklı oturdular; bir yandan çaylarını yudumlayıp bir yandan da bir meseleyi çözümlemeye çalışıyorlar. Kadın zihninde çok renkli bir resim olarak belirginleşen konuyu kelimelere dökerken dilin yetersiz kalması yüzünden bir eksiklik duygusu yaşıyor. Erkek de kendisine en baştan eksik olarak iletilen meseleyi zihninde bir resim olarak canlandırırken eleğin altına dökülenler iyice azalmış oluyor artık. Psikiyatr Ulusoy bu örnekten çok önemli bir sonuca varıyor; insanı mükemmel ve eksiksiz anlayacak tek bir varlık vardır; o da Yaratıcımız. Günümüz insanı işte bu gerçekten uzaklaştığı içindir ki karşısındaki tarafından mutlak bir şekilde anlaşılmak istiyor ve bu hiçbir zaman mümkün olmadığı için de mutsuz oluyor. Bu durumda eşimizin de bir insan olarak yetersiz olabileceğini, o an belki kendi yaşadığı sorunlar yüzünden ya da bizim yaşadığımız sorunların karmaşıklığı yüzünden çok istese bile bizi anlamayabileceğini hiç unutmamamız gerekiyor.

İnsani ilişkilerdeki beklentilerin haddinden fazla olmasını kainattan uzaklaşmamıza bağlayan psikiyatr Ulusoy, kadınların daha çok kendilerini anlatma ve anlaşılma ihtiyacı hissettiklerini göz önüne alarak birkaç rahatlatıcı tavsiyede daha bulunuyor: “Kendinize bir yeryüzünden bir de gökyüzünden ilgileneceğiniz bir nesne seçin. Pencereden baktığınızda görüş alanınız içine giren ya da her gün geçip gittiğiniz yol üstünde bulunan bir ağacı gözlemleyin, onunla arkadaşlık kurun ve tefekkür edin. Gökyüzünde de bir yıldızınız olsun. Bu sayede ‘Eşim bir an önce gelsin ve beni mutlaka anlasın.’ düşüncesinden vazgeçebilirsiniz.”

Ülkü Özel Akagündüz / İstanbul

09.02.2002


 

Burun ile oynamak zararlı

Doç. Dr. Doğan Özkul, burun ile oynanması durumunda burundaki kılcal damarların hasar gör- düğünü söyledi. Burnun tahrip olmasıyla koku alma azalırken nefes kokması da yaşanıyor.

İnsan burnu ile fazla oynanması durumunda burnun içindeki kılcal damarların zarar görüp kanamalara yol açarak zaman içinde işlevini yitirdiğini belirten uzmanlar, burun ile gereksiz oynamaların hijyen açısından uygun olmadığını kaydettiler.

Burnun içindeki kılların ve konka yapıya sahip (girintili–çıkıntılı) damarların koku, soluduğumuz havayı temizleme, ısıtma, ayrıca burun kanallarından beyne gidebilecek yabancı maddeleri engelleme gibi işlevlerinin olduğunu belirten Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) İzmir Yenişehir Eğitim Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz (KBB) Klinik Şefi Doç. Dr. Doğan Özkul, burnuyla çok oynayan insanların temizliğin aksine farkına varmadan bu organa zarar verdiklerini belirtti.

28 yıl içerisinde binlerce burun ameliyatı gerçekleştirdiğini belirten Özkul, bir yıl içinde kendisinin 250, KBB bölümünde ise 2000’in üzerinde burun ameliyatı yapıldığını aktardı. Özellikle Karadeniz yöresinde yaşayan vatandaşların yanı sıra, Lazlar, Arnavutlar ve Boşnakların burunlarında ciddi yapısal sorunların gözlendiğini vurgulayan Doç. Dr. Özkul, burnun çok hassas bir duyu organı olduğunu; fakat toplum olarak hassasiyete dikkat etmediğimizi belirtti.

Burun içerisinde üçerli konka damarların (girintili ve çıkıntılı) bulunduğunu kaydeden Doç. Dr. Özkul, bu damarlarla el vasıtasıyla oynanıp iç yapısının tahrip edildiğini söyledi. Konkaların tahrip olması ile birlikte koku alma kabiliyetinin yanı sıra burnun birçok özelliğini kaybettiğini ileri süren Doç. Dr. Özkul, “Burun içerisinde 3’erli konkalar vardır. Bunların tahrip olması ile birlikte vücudun kalorifer petekleri hükmünde faaliyet gösteren duyuları işlemez hale gelir. Bununla birlikte birçok hastalık da gün yüzüne çıkar.” dedi.

Bazı kişilerde konkaların ciddi manada çalışmamasından dolayı bu kişilerin nefeslerinin koktuğunu söyleyen Doç. Dr. Doğan Özkul, “Bu kokular yüzünden birçok evlilik bitebiliyor. Bu da burnumuzun ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koyuyor.” şeklinde konuştu.

Bazı ünlülerin güzelleşmek için burnunu küçülttüğünü ya da şeklini değiştirme yoluna gittiğini hatırlatan Özkul, bir dizi güzellik ameliyatı sonrası burnun doğal yapısını kaybettiğini ve işlevlerini yerine getiremez hale geldiğini belirtti. Vatandaşların burnunu temizlemesini kesinlikle bilmediğini kaydeden Özkul, insanların burunda oluşan sıvıyı temizlemek için burnunun tek kanalını kapatarak basınçlı hava ile akıntıyı dışarıya çıkarmaya çalışmasının sakıncalarının bulunduğunu aktardı.

Burun içerisinde oluşacak maddelerin aynı anda ve çift taraflı basınçla dışarıya atılması gerektiğini savunan Doç. Dr. Doğan Özkul, aksi takdirde basınçlı havanın kulak ve genize yüklendiğini ve bu yüzden birçok iltihaplanmaların yaşandığını söyledi. Bazı annelerin çocukların burunlarında bulunan akıntıyı alabilmek için sıkıştırdığının altını çizen Doç. Dr. Özkul, “Bu tür uygulamaların yerine, burun ajanı olarak tabir ettiğimiz damlamalı ilaçlar hekim tavsiyesi ile kullanılmalıdır.” açıklamasında bulundu.

İnsan burnunun vücuda giren oksijeni ısıtmanın yanı sıra, havayı da istenilen belirli bir oranda nemlendirdiğini anlatan Doç. Dr. Doğan Özkul, ayrıca burnumuza girmesi muhtelif mikropların burnun arka kısmında bulunan ve mikroskopla ancak görülebilen “kılçık” tabir edilen kıllarla temizlendiğini kaydetti.

Ömer Oruç / İzmir

09.02.2002


 

Çocuğum çok yaramaz

Aşırı hareketli ve dikkat eksikliği bulunan çocuklar hiperaktivite denilen gelişimsel bir bozukluk içinde değerlendirilirler.

Dikkat sorunu, aşırı hareketlilik ve sonunu düşünmeden eyleme geçme şeklinde belirtileri olan hiperaktivite, çocukluk çağının en önemli psikiyatrik sorunudur. Sürekli hareket halinde ve bitmek tükenmek bilmeyen enerjileri olan bu çocukları, tedavi edilmedikleri takdirde gelecekte büyük riskler beklemektedir. Okulda güçlük çekme ve başarılı olamama, antisosyalleşme, yalan söyleme, evden veya dışardan izinsiz para alma, okuldan kaçma gibi davranış bozuklukları, davranış bozukluğu olan kişilerle arkadaş olma, meslek edinmek ve buna devam etmekte güçlük gibi sosyal riskler bunların başlıcalarıdır.

09.02.2002


 

Bebeği memeden nasıl kesmeli?

Bebeğinizin artık memeden kesilme vakti geldiğine inanıyor; ama bunu nasıl yapacağınızı bilmiyorsunuz.

Çünkü sütten kesme, bir gıda değişimi veya memeden biberona geçişten ibaret olan basit bir şey değildir. Yavaş yavaş memeden kesmek, çocukla annenin birbirinden bağımsızlaşmasını yumuşak bir geçişle sağlamak gerekir. Anne doğum sonrası depresyona girebilir ve memeden kesme, onun için ikinci bir ayrılık gibi hissedilebilir. Annede aynı anda birçok hormonal değişikliklerin de olduğunu unutmamak gerekir.

09.02.2002


 

Adaçayı

Kurutulmuş yapraklarından hazırlanan çayı, gaz söktürücü ve boğaz antiseptiği olarak kullanılıyor. Tüylü ve beyazımsı bir renkte olan yapraklarının kurusu çay gibi haşlanarak içildiği gibi, et yemeklerine koku ve lezzet vermek için de katılır.

Özellikle karaciğer, ördek, kaz, tavuk ve av hayvanların kızartmalarında

çok hoş bir koku ve tat verdiği için kullanılır. Adaçayı ayrıca doğal

bir antioksidandır.

09.02.2002


 

Nasırdan kurtulmanın kolay yolu var

Nasırlarınız var ve ağrıları sizi yıpratıyor. Devamlı ayakta olanlar, beden işçileri ve çok yürüyen insanlar daha çok nasırlardan muzdariptir.

Ancak nasırlardan kurtulmanın kolay yolları da var. İşte size bir öneri: Deriyi yumuşatmak için bir leğen alın ve içini sıcak suyla doldurun. Bir sabunla köpürtün ve 15 dakika boyunca ayaklarınızı bu suda tutun. Banyo lifi ile nasırlı bölgeyi ovun. Bu uygulamaları düzenli hale getirirseniz derinin kalınlığını ve nasırını kolayca kaldırabilirsiniz. Cilt normale dönene kadar bunu sık sık tekrarlayın. Her yıkandığınızda ya da duş aldığınızda ayaklarınızı sabunlu bez ile güzelce ovun.

09.02.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Zaman'da Bugün
09 Şubat 2002


Zaman Spor

Kadın-Aile

Bütün haberler


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.