Bir hatıralar denizidir şehirlerin kokusu
Yaşadığınız şehrin kokusunu bilir misiniz?
Küçük büyük, eski yeni her şehrin kendine has bir kokusu vardır.
İnsanların kokusuyla birbirine karışmış, içinde yaşarken pek fark etmediğiniz kokulardır onlar. Ne zaman ki ayrıldınız, uzak bir şehre gittiniz, hafızanızın sandığı açılır ve doğuştan beri solukladığınız aşina kokular, burnunuzda tütmeye başlar. En küçük, en önemsiz ayrıntıları bile hatırlar; solumaya, yaşamaya durursunuz o kokuları. Tıpkı özlediğiniz insanların kokusu gibi... Ve hafızamızda her şehrin, hatta o şehirlerdeki her çarşının, her sokağın kokuları saklı durur ayrı ayrı. Günü gelince hatıralarla birlikte sökün eder oradan, canlanır. Şehirleri, kendi maceralarını haber veren kokularıyla hatırlarsınız ömür boyu...
Yalnız gittiğimiz, gördüğümüz değil, hayalimizde yaşattığımız şehirlerin de kokuları vardır bizde. Sevdiğimiz her şehre bir koku yakıştırırız; sadece bize ait, bizim olan kokular... Hafızamızda yeniden kurarız o şehirleri. Hep de hatıralar bağlamaz bizi, doğal güzellikler çelmez gönlümüzü. Kimi zaman da açık bir sebebi olmadan severiz şehirleri; bilmediğimiz, izah edemeyeceğimiz gönül bağları oluşur onlarla aramızda. Bir öykünün, şiirin ve şarkının ya da bir kartpostalın elimizden tutarak götürdüğü; sevdiğimiz insanların çağırdığı, kendine aşık ettiği şehirler pek çoktur.
Hiç gitmediğim, görmediğim sayısız şehrim vardır benim.
Dört mevsim, gece ve gündüz gül kokan Medine!.. Bitmesi istenmeyen bir rüyada yaşar gibi dolaşırım sokaklarını. Peygamber’e kucak açan ve onun kokusuyla ebedi kokulanan rüya şehir!.. O kadar uzak ve o kadar aşina... Dünya mekanından çok bir cennet köşesini andırır. Ya ülkemin şehirleri; Bursa, Erzurum, Maraş... Erzurum’u, Alvarlı Efe Hazretleri’nin ve Hocaefendi’nin şehri olduğu için sevdim ben. Onların hatıralarından kendime mahsus kokular icat ettim. Dolaşıp durdum eski medreselerde, cami avlularında. Bana Bursa’yı sevdiren ise ne doğal güzelliği ne dillere destan yeşili oldu. Bursa’ya, Osman Bey’in rüyası olduğu için gönül düşürdüm. Ömrünün biricik sevdası olan şehrin fethini, ölüm döşeğinde, zafer atlılarının nal seslerinden duyan Osman Bey’in gönül huzuru olduğu için... Ve bu şehri, Tanpınar’ın ‘Bursa’da Zaman’ şiiri ile sevdim. Ne bir hatıram var Bursa’da ne de uzun boylu kalmışlığım... Sivas’a A. Turan Alkan’ın Altıncı Şehir’ kitabıyla vuruldum. Maraş’ı; Necip Fazıl’ın, Cahit Zarifoğlu’nun, Rasim Özdenören’in şehri olduğu için; merhum M. Ali Zengin’in o sarı kağıda basılı İkindi Yazıları dergisi ile kendi şehrim bildim... Ergani’yi, belki haritada yerini bile kestiremeyeceğim Ergani’yi, sırf Sezai Karakoç’un hatırına sevdim.
Ve adlarına aşık olup bağlandığım şehirlerim vardır benim, uzaktan uzağa kokularını duyduğum... Semerkand, Buhara, Şiraz, İskenderiye... Bir de şiirlerin, şarkıların şehirleri var: Viyana, Prag, Üsküp, Sutruga, Petersburg... Vivaldi’nin, Bachmann’ın, Dostoyevski’nin alıp götürdüğü şehirler... Doğup büyüdüğüm şehir gibi bildim onları da... Yolumu düşürüp gitsem, yerlisi gibi dolaşacağımı sanırım caddelerinde, yabancılık çekeceğimi düşünmem.
Tarık Dursun K.’nın “Kokulu Kentler”ini (Literatür Yayınları, 2001) okurken, onun şehirlerini bırakıp kendi şehirlerimi dolaştım yeni baştan. Ve yazara nasıl gıpta ettim bilseniz!.. Onun şehirlerinin pek çoğu, ya hatıralarımı saklıyor benim ya da hayallerimi süslüyor: Mardin, Denizli, Doğubeyazıd, Manisa... Üsküp, Viyana, Leningrad... Tarık Dursun K., efsanelerin içinden süzülen kokularda hatıraların izini sürüyor kitabında. “Kokulu Kentler, kokuların aracılığında harmanlanan bir anılı kentler dizisidir; gidilmiş, gezilmiş, görülmüş, yaşanmış ve vakt– i zamanı gelince de anılar ‘araf’ından yine kokuların aracılığında kağıda dökülmüştür.”
“O kokular olmasaydı, o kentler de olmazdı, biliyor musunuz?” diyor yazar.
Ya sizin şehirleriniz, onların kokuları?
09.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.colak@zaman.com.tr
|