Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Arama

 Arşiv

 

NURİYE AKMAN



“Evlenirsek Reha’ya çocuk doğurabilirim”

30’uncu sanat yılını yaşayan Nilüfer, sevdiği adam ve kızı üzerine çok özel açıklamalar yaptı. Reha Muhtar’la yetişme tarzı ve karakter özelliklerinin birbirine çok benzediğini belirten Nilüfer’e göre ünlü anchorman’ın “bir numara olma tutkusu”nun ateşini yakan ise iddialı bir kadın olan annesi.

Daha şimdiden kızı Ayşe Nazlı ve Reha ile iyi bir aile oluşturduklarını belirten sanatçı, evliliğin yakın olduğu sinyallerini verdi. 2001 senin için sürprizlerle geçti. Ocak ayında Ayşe Nazlı girdi hayatına, nisanda Reha Muhtar’la bir yemek yediniz, hemen “aile” oldunuz...

Son albümüm nedeniyle Show Haber’e konuk olacaktım. O nedenle bir araya geldik. O gün ailelerimizin çok benzediğini fark ettik. İkimiz de tek çocuğuz. Annelerimiz, çocuğunun üstüne çok titreyen, güçlü ve inatçı karakterler. Ben o yemekte, durumu beni çok üzen 74 yaşındaki annemden bahsettim. Annem bir Alzheimer hastası ve yanında kimsenin kalmasını kabul etmiyor. Her saniye, her şeyi unutuyor. Her geçen yıl bu durum ilerliyor ve bu bana çok baskı yaratıyor.

Çünkü elinden bir şey gelmiyor.

Evet, bir ara hemşire tuttum. Kadının eşyalarını camdan atıyor, eve almıyor. O sohbet sırasında bundan bahsedince bir anda, daha önce hiç tanışmayan iki insanın arasında olabilecek en yüksek elektrik oldu. O yemek bitsin falan istemedik. Sonra tabii hemen arkası geldi telefonla.

Tek çocuk egoizminin aynası mı oldunuz birbirinize?

İkimizin de biraz egoist, kendine dönük insanlar olduğumuz bir gerçek. Bu nedenle birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Bir problem çıktığı zaman absorbe edebilmek daha kolay oluyor.

İkiniz de alkış bağımlısısınız. Bu, ilişkinizde sorun mu avantaj mı?

Takdir ihtiyacı çocuklukta çok eleştirilmekten gelen bir şey. Şöhretle kazanılan alkışlara bağımlılıktan gelmiyor. Annem beni hayatı boyunca eleştirmiştir. Şimdi gücü olsa hâlâ eleştirir. Benim yaptığım iyi şeylerden bile tam mutluluk duyamayan bir insandır. Bana hayatını adamıştır ama maalesef bana takdir edilme hazzını tattırmadı. Bu eksikliği bildiğim için Reha’nın da buna ihtiyacı olabileceğini anlıyorum.

İkiniz de çocuk gibisiniz anlaşılan.

Doğru. Sırtımızın okşanmasına, güzel yaptın, iyi yaptın gibi teşvik edici sözlere ihtiyacımız anlamında ikimiz de çocuk gibiyiz.

Reha, senin hangi korkularını yatıştırıyor?

Bende gittikçe artan bir aile olma duygusu vardı. Bunu kendi ailemle doğru dürüst yaşayamadığım için belki. Bunun eksikliğini hissettim, babamın erken ölmesi sebebiyle.

İki kez evlendin...

Ama çok gençtim, evliyken özgür olmayı istedim. Yıllar içinde bazı şeyler oturdukça, yeniden aile olma istedim. Bu anlamda şu anda çok huzurluyum. Mutluyum yani kızım var, Reha var. Bu beraberlik bana güven veriyor.

Reha’yla birlikteliğin hangi korkularını büyütüyor?

Ben sadece ve sadece bunun bozulabilme ihtimalinden biraz korkuyorum.

Aldatılma korkusu mu bu?

Hayır. Asla. Zaten o noktaya geldiği zaman ben bundan bir üzüntü de duymam. Her şey yolunda olduğu zaman insan ister istemez bir korku yaşayabilir içinde. Eskiden yalnızdım, şimdi bir de kızım var. Dolayısıyla zikzak çizmek istemem.

Reha diyor ki “Türkiye’yi aldım, şimdi dünyayı istiyorum”. Böyle bir adam “Benimle yetinir mi?” diye korkmuyor musun?

Korkmuyorum benimle yetinir. Yetinmeyeceğini düşünseydi bu şekilde hayatını bağlayıp, herkese bunu ilan etmezdi.

Reha’nın anlamını biliyor musun?

Bilmiyorum.

Eğer sondaki a şapkasızsa kurtuluş anlamına geliyor ve Urfa’nın eski ismi. Şapkalıysa, geçim bolluğu, gevşeklik, yumuşaklık ve pörsüklük anlamına geliyor.

Reha, şapkasız.

Demek ki kurtuluşun senin. Ailelerinizle tanıştınız mı?

Evet. Onlarla sık sık görüşüyoruz; çünkü o yalının bulunduğu arazide, başka bir binada da annesi babası oturuyor. Onlarla ilişkilerimiz mükemmel. Bir araya geliyoruz, sohbet ediyoruz. Ayşe Nazlı’yı çok seviyorlar yani tam bir aileyiz.

Annesine baktığın zaman Reha’nın ondan neler aldığını düşünüyorsun?

Annesi çok iddialı bir kadın. Reha’yı hep önde olması, birinci olması için okul yıllarından beri yönlendirmeye çalışmış. Hâlâ da öyle.

O zaman rating yarışında düşmesi anneyi daha çok üzer.

Üzebilir. Tabii ki başarılı olması hoşuna gidiyor onun.

Çocuğa sürekli birinci olma mesajı verilmesinin sağlıksız bir yönü de yok mu?

Yoo. Hiç sağlıksız bir durum değil. Reha’nın ailesi kırk dört yıldır bir arada yaşayan, son derece mazbut, son derece dürüst insanlar.

Sen Reha’dan dört yaş büyüksün. Onun mu “anne–sevgili” ihtiyacı daha büyük, yoksa on yaşında babasını kaybeden Nilüfer’in mi “baba–sevgili”ye daha çok ihtiyacı var?

(Kahkahalar) Galiba benim baba sevgisine daha çok ihtiyacım var. Çok şefkatli bir insandır Reha. Aramızda çok güzel bir sevgi var bizim.

Her ilişki aynı zamanda bir iktidar ilişkisidir. Sizde terazinin ibresi hanginize doğru kayıyor?

İlişkimiz başlayalı on ay oldu; ama on yıldır birlikteymiş gibi çok şey paylaştık. İktidar savaşları kadınla erkek arasında hep olur. Biz zekamızı kullanarak birbirimize galip gelme isteğinden kurtulmaya çalışıyoruz.

“Reha bir gün kendi çocuğunu isterse” diye kafanda bir soru var mı?

(Kahkahalar) Belki doğururum.

Sende doğurma fobisi vardı. Doğursaydın daha önce doğururdun.

Tıp ilerledi tabii (Gülmeye devam ediyor), Reha’nın bu konuda ısrarı olursa doğurabilirim. Ama Reha için ben önemliyim. Ayşe Nazlı’yı da kendi kızı gibi benimsediğini görüyorum.

Reha, Ayşe Nazlı’yı “kızı” gibi mi yoksa “sevgilinin en değerli varlığı” gibi mi görüyor?

Bu gibi hassas konularda onun adına bir şey söylemek istemem..

Ayşe Nazlı’nın ona “baba” demesini mi istiyorsun?

İsterim tabii.

Reha’dan iyi baba olur mu?

Olur çünkü aileyi çok seven, aile yaşantısını çok seven bir insan. Bir de o tarafı var.

Peki Ayşe Nazlı ona baba diyor mu?

Bu soruya da cevap veremem. Herhalde daha sonra ortak bir açıklama yaparız.

Sanki evlenme arefesindesiniz.

Bir şey diyemem. (Kahkahalar). Zaman içinde her şey yerli yerine oturur. O zaman da biz bir şeyler söyleriz. Hiç kimseye söylemediğim bir sürü özel şey anlattım sana. Şimdilik bu kadar!

Reha’yla yapılan bir röportajda okudum. Ankara haberlerini “fazla ciddi” bir formatta hazırlayan meslektaşlarına, şöyle diyormuş: Akşam sevgiline bu haberi böyle mi anlatıyorsun? Yani haberi biraz daha soslamasını istiyormuş. Nilüfer, demek ki Türkiye’nin bilinçaltını, bir anlamda sen belirliyorsun.

(Kahkahalar) Olur mu öyle şey, daha neler! Haberleri daha önceden de böyle vermiyor muydu? Ben sadece izledikten sonra bazen fikirlerimi söylüyorum; ama haber öncesinde bir şey yapmıyorum ki.

Reha’ya yayıncılığında sorumsuz davrandığı eleştirileri yapılıyor...

Bu konulara ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Ben daha önce de pek çok insan gibi bazı konulardaki tutumuna eleştiri getiriyordum. Son birkaç yıldır orada çok farklı bir şey olduğunu hissettim. Bir kere yeni bir üslup getirmişti. Diğer haber merkezleri de yıllar geçtikçe onun üslubunu taklit ettiler.

Yani onun sosyal ahlakı bozduğu eleştirilerine katılmıyorsun.

Ben “sosyal ahlak bozuluyor” gibi bir eleştiri duymadım. Ne yani, olmayan bir şeyin mi haberini yapıyor?

Büyücüleri çıkardığı programda sarhoş olduğu eleştirileri yapıldı. Sen nasıl karşıladın?

İşin o noktaya gelmesine üzüldüm.

Reha’nın o haline mi üzüldün?

Çok gerildiğini gördüm, onun için üzüldüm. Bir de canlı yayın gerçekten çok riskli bir şey. Orada o kadar insanın enerjisi var. Bir tek lafla her şey olabilir.

Sarhoşluğa bir itirazın var mı?

O konuya girmek istemiyorum. O gereken cevapları verdi.

Evet, “Atatürk de Türkiye’yi içki sofrasında kurdu.” dedi. Sen ne diyorsun?

Ona da kendisi cevap versin.

Tarkan’la ilgili olarak yaptığı yayın eleştirilince sen “Reha, benim de çıplak fotoğrafımı bulsa yayınlar” demişsin. Bu sözünde samimi misin?

Hayır, bu sözü ben söylemedim. O haber benim ağzımdan çıkan laflarla yazılmamıştı. Benim zaten öyle bir fotoğrafımı bulmalarına imkan yok.

Stresle nasıl baş edersin?

Çok özel yöntemlerim yok, Allah’tan stresim bir anda bitebiliyor. Bazen içimde bir anda fırtınalar kopuyor, çıldıracak gibi oluyorum, sonra bir anda geçiyor ve başka bir insan oluyorum. Bazen çok ufacık şeyler çıldırtabiliyor beni. Önemli birisinin yaptığı bir yanlış mesela, beni çileden çıkarabilir o an.

Herkesi bazen çileden çıkaran Reha, seni nasıl çileden çıkartıyor?

(Kahkahalar) Bu soruya cevap veremem. Bircan’ın (basın müşaviri) talimatlarını uyguluyorum. “İstemediğin soruya cevap verme.” dedi bana.

Ayşe Nazlı nasıl bir çocuk?

Bir saniye bile yerinde durmuyor. Onun sınırlarını çizmeye çalışıyorum. Bir uzmana danıştım, “Hareketliği gittikçe artacaktır. Bu tip çocukların sınırlarını daraltmak gerekir. Müthiş bir özgürlük vermemek gerekir.” dedi. Her şeyi yapabilir olmaması gerekiyor. O yüzden sürekli çatışma halindeyiz.

Gün gelir gerçek anne babası ortaya çıkar diye düşünüyor musun?

Onun olacağını zannetmiyorum. Bir kilo sekiz yüz gram bir şeydi bıraktıklarında. Nereden tanıyacaklar?

Öyle bir şey olsa Reha’nın gücü beni korur gibi mi düşünüyorsun?

Elbette birlikte aşarız; ama burada önemli olan benim kızımın mutsuz yaşaması, kafasının karışması. Gerçi ben ondan hiçbir şey saklamıyorum şimdiden gerçeği söylüyorum ama...

Uzman önerisi mi bu da?

Evet. Beş aylıktı geldiğinde. O zamandan beri belirli sürelerle diyorum ki ona; “Ben bir bebeğimin olmasını çok istemiştim. Olmadı. Yuvada bebekler varmış oraya gittim. Orada bir sürü bebek vardı ama en güzel bebek sendin. Ben seni aldım kucağıma sevdim. Sen de bana güldün. Ben de seni çok sevdim. O zaman aldım evimize getirdim”. Bu şekilde söylemem gerektiği söylendi. Ne söylendiğini tam anlamıyor tabii şimdilik. Ama onu bu fikre alıştırıyorum ki sonra bunu bir şok olarak değil, normal bir şey olarak algılasın.

(Boğazımda bir şeyler düğümleniyor, gözlerim nemleniyor) Çok sarsıcı bir deneyim.

Tabii çocuk doğurmayıp da annelik yapmak gerçekten müthiş bir sınav. Bir eksiğim olmadığını, onu çok sevdiğimi, ona çok değer verdiğimi biliyorum. Fakat ne bileyim, büyüyüp de, beni bir eksiğim var diye suçlar mı acaba diye düşünüyorum. “Sen benim gerçek annem değilsin zaten” der mi? Böyle bir korku. (Önce dudakları titriyor, sonra gözyaşlarını bırakıyor. Elini tutuyorum. Öteki eliyle gözyaşlarını siliyor)

Canım... Allah sana yardım eder. Sen çok cesur kadınsın.

Gerçekten iyi cesaret. Her geçen gün bunu daha iyi anlıyorum. Beni o şekilde suçlamasın isterim. Onun için kendimi o kadar sıkıyorum ki ve tabii büyüdükçe bunun daha çok olacağını düşünüyorum. Anneler görüyorum, kendi çocuğu değil mi, bağırıyor çağırıyor, icabında vuruyor. Ben müthiş kendimi tutuyorum. Allah korusun, vurmayı aklımdan bile geçirmiyorum da ama sesimi bile yükseltemiyorum.

Seni anlıyorum..

Bu sabah mesela mamasını yedirirken... Yemiyor, kafasını çekiyor. Allah’ım Ya Rabbim! Kendimi öyle sıktım ki. Reha bana her zaman “Sen çok iyi bir annesin” diyor. Ona gerçekten inanıyorum ve içim çok rahat ediyor böyle söyleyince. Ama insanda yine de böyle bir huzursuzluk oluyor. Bir tek bende mi oluyor, yoksa evlat edinen başka annelerde de mi böyle oluyor? Birkaç kişiyle paylaşmam lazım. (NA iç ses: Belki okurlarımızdan benzer deneyimleri yaşayanlar olmuştur. Paylaşırlar bizimle)

Bence Türkiye’nin en güzel sesisin. Tanrı’yla bir hasbıhalin var mı bu konuda?

Ben doğuştan çok şanslı bir kadınım ve hayatım da benim çok hoş rastlantılarla hep güzel şeylerle dolu. İyi fırsatlar verildi ben de bunları değerlendirebildiğimi düşünüyorum. Kararlarımı verirken hep kalbimin içindeki o sesi dinliyorum. Sanki benim hep bir koruyucu meleğim var. Hiç hayatımı altüst edecek, beni çok yaralayacak bir şey yaşamadım, babamın vefatının dışında.

Ses tellerinin yapısı üzerine iç konuşmaların olur mu?

Tabii ki çok ilginç. Herkesin ses telleri var; ama bazı insanlara o kadar özel bir ses veriyor ki Allah. Ekranda ses tellerini görebiliyorsunuz artık. Baktığınız zaman şöyle bir kas. İki tane et parçası. Onların biribirine değmesinden ses çıkıyor. Her insanda aynı kas var; ama farklı bir renk olması çok ilginç değil mi? Allah’ın bana bu kadar özel bir şeyi vermesi büyük şans. Benim annemin de sesi çok güzeldir.



E-Posta: n.akman@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


 

Önceki Röportaj

> Doymak için değil, susamak için sormak...
Nuriye Akman (09.02.2002)

> Orhan Pamuk: ‘Romanda kazandım aşkta kaybettim’
Nuriye Akman (03.02.2002)

> Bir Kar yağar Pamuk'un itirafları üstüne
Nuriye Akman (02.02.2002)







Zaman'da Bugün
10 Şubat 2002


Zaman Spor

Röportaj


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.