Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Arama

 Arşiv

 

AHMET SELİM



Kendimize gelelim

Nâzım serisini 3–4 yazı daha sürdürecektim. Fakat, hazır durumda olmasına rağmen ara vermek ve müteâkiben iki günün birini tahsis ederek tamamlamak daha uygun görünüyor. Şu an Kanal 7’deki deprem programını seyrediyorum. Anlatılan şeyler, sayısız konuyu bir noktada anlamsız kılacak kadar önemli. Algılayamıyor muyuz, bir rahatsızlık mı geçiriyoruz, ne haldeyiz; çıkaramıyorum. 159 ve 312, konuş babam konuş. Kardeşim “uygulama” diye bir kavram var. 1961 Anayasası, mükemmeldi de ne oldu? Cuntalar dönemini başlattı. Bir ülkede milletin seçtiği ve sevdiği bir başbakan, binbir zulümle asılıyorsa, ülke o noktada ise sen 1961’den daha mükemmelini bile getirmiş olsaydın da hiçbir şey ifade etmezdi.

Kırk defa yazdım. Alman Anayasası’nın bir 18. maddesi var, şartları oluşunca bütün hürriyetleri ortadan kaldırmaya cevaz veriyor. Bir daha sunayım. Madde şöyle: “Her kim, hür demokratik temel düzene karşı mücadele amacıyla, DÜŞÜNCELERİ AÇIKLAMA hürriyetini, özellikle BASIN hürriyetini (m. 5, fıkra 1), EĞİTİM hürriyetini (m. 5, fıkra 3), TOPLANMA hürriyetini (m. 8), DERNEK KURMA hürriyetini (m. 9), MEKTUP POSTA ve HABERLEŞME gizliliğini (m. 10), MÜLKİYET (!) hakkını (m. 14) ya da sığınma hakkını (m. 16, fıkra 2) kötüye kullanırsa, bu TEMEL hakları kaybeder! Hakların kaybına ve bunun ölçüsüne Federal Anayasa Mahkemesi karar verir”.

Bu madde duruyor Alman Anayasası’nda. Hiç de bir mesele teşkil etmiyor, ne ülkelerinde ne Avrupa Birliği çerçevesinde. Bütün Avrupa ülkelerinin mevzuatında, bu türlü örnekler var. Sıkıntı yok; ama! Demokrasileri tıkır tıkır işliyor. Reel planda hiçbir aksaklık görülmüyor. Yarın biz, “Düşünce açıklama hürriyeti mutlaktır ve asla hiçbir surette sınırlanamaz.” diye bir anayasa hükmünü getirirsek, demokrasi cenneti haline mi geleceğiz yani? Bir ülkede, istikrarlı bir siyasi iktidar çıkarma ihtimali yoksa, siyasî partiler un ufak olmuşsa, hâlâ barajın kaldırılması yoluyla yeni partilerin devreye girmesi teşvik ediliyorsa, topyekûn siyaset kötüleniyorsa, büyük çoğunluğuyla bütün medyası ve aydınları bu çerçeve içinde sıkışıp kalmışsa; elbette ki bir boşluğun oluşması engellenemeyecek, boşluk oluşmasından doğan sonuçlar da bir biçimde etkili olmaya devam edecektir. Bir “sosyal psikoloji” problemi yaşıyor olduğumuzu düşünüyorum. Bu savrukluk mantıkla izah edilemez. 7–7,5 büyüklüğünde deprem olacak. Tek parçaysa 8 olur, iki parçaysa iki defa 7–7,5 olur. Ne fark var? İki defa olursa birinciden kurtulan binalar, ikincide gider. Marmara’da, İstanbul’un eteğinde!.. Yapabileceğimiz tek şey var: İstanbul’u yeniden yapılandırmak. Ve bu iş, ancak devletin halledebileceği ekonomik bir meseledir. Ve tabii, Allah mehil verirse. Durup dururken bir ekonomik kriz yaşadık. Tamamen siyasi, tamamen psikolojik idi. Başımızda istikrarlı bir siyasi iktidar olsaydı yaşanmazdı. Ve o kriz için harcanan dolarlarla İstanbul yeniden yapılandırılabilirdi.

Bir çocuğun aklî gelişmesi, kendi dünyasındaki “öncelikler” sırasını fark edebilmesiyle ölçülür. İnsanlar evlerini kontrol ettirmek bile istemiyor. Çünkü çürük çıkarsa yapabilecek bir şeyi yok. Ekmek bulamıyor, ayın sonunu getiremiyor, tedavi göremiyor, çocuğunu büyütemiyor. Efendim, Türkçeden başka bir dille eğitim yapılsın mıymış?!. İlle dibini bulacak; kurcalaya kurcalaya, kanırta kanırta. Bu ülkenin başka derdi yok mu? Kara kış şartlarında insancıklar açıkta kaldı. Bir avuç yeri halledemedik. Çoluk çocuk ihtiyar, hasta, bebek, sokakta kardeşim! Bizde “genel kültür”, yıl sonunda bütün kitaplarını yakan haylazların kerhen edinip de derhal unutmaya başladıkları bilgilerden arta kalan tortular mesabesinde. Adam, İstanbul’un 7,5’unu tasavvur edemiyor. En elverişsiz zamanlarda en çetrefil, en zor, en çözümsüz, en anlamsız meseleleri gündeme getirmek bir entelektüel iptilâ haline dönüştü. “Her boyayı boyadık bir kaldı fıstıkî renk!” şaşkınlığının sonu gelmiyor bir türlü.

... İstanbul’u Türkiye’yi düşünün beyler! Ruhumuzu, canımızı, yavrularımızı, yarınımızı, çilemizi, kahrımızı, inancımızı, sabrımızı, bunalımımızı düşünün. Yetti artık!

10.02.2002

Yazarımızın E-Postası: a.selim@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (07.02.2002) - Nâzım ve bazı kavramlar (4)

> (03.02.2002) - Nâzım ve bazı kavramlar (3)

> (31.01.2002) - Nâzım ve bazı kavramlar (2)

> (27.01.2002) - Nâzım ve bazı kavramlar (1)

> (24.01.2002) - Usûl hakkında (3)

> (20.01.2002) - Usul hakkında (2)

> (17.01.2002) - Usul hakkında (1)

> (13.01.2002) - İyice tuhaflaştık

> (10.01.2002) - İnsanlar ve mevsimler

> (06.01.2002) - Ayrıntılar...





Zaman'da Bugün
10 Şubat 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.