Notaları taşlar olan musiki
Eski Doğu’nun şehirlerini çevreleyen duvarların yerini topografik yapı kadar insan ihtiyaçları da belirlerdi. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde fizyolojik gereksinimlerden sonra gelen güvenlik arayışının içinde, üstü kapalı olarak geçiştirilen tapınma ihtiyacı, Eski Doğu’nun şehir sınırlarını belirleyen bir faktördü ve şehir duvarlarının kutsalı kuşatması kaçınılmaz bir şarttı. Davud’un Kudüs’ü bugünkü Eski Şehr’in güneyindeydi ve bu şekliyle Silvan su kaynağını duvarların içinde tutuyordu. Süleyman Beytülmakdis’i inşa ettirdiğinde tapınma ihtiyacı ağır bastı ve şehir duvarları kuzeye kayarak mabedi kuşatmaya başladılar. Eski Doğu’nun insanları günde üç (veya beş) defa gidecekleri mabedin yakınlığını, belki daha fazla gidecekleri su kaynağının yakınlığına tercih etmişlerdi. İki asır sonra Keldanîlerin şehri kuşatacakları haberi Kral Hezekyel’i artık şehrin dışında kalmış olan bu su kaynağını şehir duvarlarının içine aktaracak meşhur tünelini yapmaya zorladı. Ne kuşatma ne de bir yüz yıl sonra gelen Babil yıkımı şehrin kuzeye doğru olan genişlemesini durduramadı.
Hz. İsa şehri teşrif ettiğinde kuzey sınırı bugün Şam Kapısı’nın bulunduğu noktaya varmıştı. İsa şehre giriş çıkışında Doğu’daki Altın Kapısı’nı kullanıyordu; ama Protestanların bakışıyla, hiç değilse son çıkışını bu kapıdan yaptı: Sırtında biraz sonra üzerine çivileneceği haçı taşıyordu... Kapının hemen dışında bulunan mezarlık, Yahudilik şehir içi mezarlıklara ve mezar nakline izin vermediğinden, şehrin kuzey sınırını belirliyordu. Din tanımaz Romalıların mezarlığın ortasından bir “kraliyet yolu” geçirerek Şam Kapısı’nı 500 metre kadar daha kuzeye kaydırdıkları kısa dönem istisna sayılırsa, tarih boyunca da bu sınıra sadık kalındı. İsa’ya kadar adı bilinmeyen bu kapıya, Yahudiler hemen dışında İsa’nın ikinci kuşak inananlarından Aziz Stephan’ı taşlayarak şehit etmekle, bilinen ilk ismini verdiler: Aziz Stephan Kapısı. Bu ad beraberinde Haçlılar dönemine kadar süren ziyaret ve ritüelleri de getirdi. Haçlılar “yıkımın geldiği kuzey” yönünün korunmasını zor gördüklerinden, şehrin Doğu’sundaki Altın Kapısı’nın yüz metre kadar yukarısında olan Aslanlı Kapı’yı Aziz Stephan Kapısı diye yeniden adlandırdılar ve Stephan’ın şehadet mekanı hikayesini ve ziyarete gelen hacıları oraya taşıdılar.
Şam Kapısı MS 150 yıllarında Romalıların Aeliya Kapitolina ismiyle yeniden kurdukları Kudüs şehrinin de ana giriş kapısıydı ve şehri boydan boya geçen yirmi metre genişliğindeki Cardo Maksimus Caddesi’nin başlangıç noktasını teşkil ediyordu. Bu noktaya Romalıların uzaklık ölçümlerinde esas olmak üzere diktikleri bir sütun, kapının yeni adını belirledi: Kolon Kapısı. Bizanslılar Aziz Stephan Kapısı ve Haçlılar kuzeye bakan kapı olduğu için Şam Kapısı isimlerini benimsemiş olmakla birlikte, Araplar bu Roma geleneğini devam ettirmiş ve kapıya kolon kapısı anlamında “Bâb el–Amûd” demişlerdir. Bütün bu tarih boyunca İbranilerin kuzeydeki Nablus kentine ithafen Nablus Kapısı dedikleri kapının nihai bânisi Mimar Sinan’ın veya onun hâmisi Kanuni Süleyman’ın adını almamış olması ilginçtir. Yine de kapının hemen dışından geçen Doğu Kudüs’ün ana caddesi, Kanuni Sultan Süleyman’ın adını taşır ve her gün bu kapıdan geçen binlerce insan, burada Osmanlı mimarisine has bir kucaklama, zaman ve mekan ötesi bir yolculuğa çıkma hissine kapılır ve Ahmed Hamdi’ye “Bursa’da Zaman”ı yazdıran notaları taşlardan bir musikiyi gözleriyle dinlemeye koyulurlar.
Gelecek hafta şehre bu musikînin ebedileştiği bir başka kapıdan, Batı’daki Yafa Kapısı’ndan gireceğiz.
10.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
k.balci@zaman.com.tr
|