Büyük sarsıntı!
O dem ki, perdeler kalkar, perdeler iner,
Azrail’e ‘hoş geldin!’ diyebilmekte hüner...!
N. Fazıl
Yer yine sarsılarak gerçeği hatırlattı ülkeye... Sarsıntı sonrası yapılan tartışmalara baktığımızda, 17 Ağustos ve sonrasında yaşananlardan milim farkı olmadığını görüyoruz... Karşımıza aldığımız her deprem bilimciye, jeoloğa, mühendise aynı soruyu yöneltiyoruz: ‘Ölüm bize ne kadar yakın?’
Fay ne kadar uzun, şiddeti ne olacak, kaç seferde kırılacak, tsunami olacak mı vs.. gibi sorular aslında tek merkezde birleşiyor: Ölüme olan uzaklığımız!
Açıkçası, kişisel gözlemlerim sonunda deprem gerçeğiyle beraber çok ilginç olaylar ve kişilerle tanıştığımı söyleyebilirim. Bunların başında Prof. Dr. Celal Şengör geliyor. Hiç unutmuyorum bir Tv programında oturduğu koltukta şöyle bir cümleyi kullandığında, hemen yanında oturan rahmetli Prof. Dr. Aykut Barka’dan hiç de küçümsenmeyecek bir göz azarı işitmişti: ‘İstanbullular mezarlarda yaşıyor. Her ev mezar olacak!’
Sonra Şengör Hoca’yı medyadan takip etmeye başladım. Bir gazete röportajında ebeveyninin Bakırköy’de oturduğunu ve her gün onları Bakırköy’den uzaklaşmaları için ikna etmeye çalıştığını okumuştum. Ve fotoğraflı bir başka röportajında evinin her tarafına çelik kolonlar yaptırdığını, depremden inanılmaz derecede ürktüğünü hayretle okumuştum. Sonunda Şengör Hoca Türkiye’yi terk etti. Şimdi yurtdışında akademik çalışmalarına devam ediyormuş.
Şahsen deprem üzerine onlarca yazı kaleme almış bir yazar olarak, bizi bekleyen büyük sarsıntı hakkında artık bilinmeyen bir şeyin kalmadığına inanıyorum. Ancak bazı gerçekleri değiştiremediğimiz için, bilim adamlarından felaketin ya geciktirilmesini ya da şiddetinin düşürülmesini talep ediyoruz adeta. Mümkün olsa fayların yerlerini değiştirmeyi talep edeceğiz. Öyle ya, fayın üzerine kurduğumuz yerleşim yerlerini, otoyolları değiştirmek işimize gelmediği için, evlerimizi kontrol edip, dolaplarımızı duvara sabitlemeyi, depremin bizi her an yakalama ihtimaline karşı hazırlık yapmayı düşünmektense, fayı uzaklaştırmaya, şiddetini düşürmeye çalışıyoruz depremin.
Aykut Barka gerçeği çok çarpıcı bir örnek... Afyon 6 büyüklüğünde sarsıldığında Barka Hoca kişisel kıyametini yaşadı ve gitti. Şengör Hoca gibi yurtdışına da gitseydi, tamamen çelik konstrüksiyondan oluşmuş mekanlarda da yaşasaydı onu bulup sarsacak olan büyük depremden kaçması mümkün değil. Tıpkı hepimizin kaçamayacağı gibi.
Ölüm meleği tıklatacak kapımızı, ha fay hattından binlerce mil uzakta olacaksınız, ha bir sabah namazında Eyüp Camii’nde secdede. Tıpkı Hekimoğlu İsmail’e ölüm meleğinin gelişi gibi.
Ruh binasının kolonları sağlam olan, iç aleminin zemin etüdü iyi yapılmış, ahirete yönelik statik hesapları kusursuz olan yapılara sarsıntının şiddeti önemsiz gelir. İnanç ile arasındaki köprüleri yıkık, demirleri oksitlenmiş, viyadükleri hasarlı olan ruhların, geçtikleri yolların sağlam olması sadece geciktirir bir süre büyük sarsıntıyı, o kadar!
O kadar program, oturum, seminer, araştırma, istatistik, kontrol, çizim yapılıyor da, işin bu yönünü, işin bu önemli ve ‘esas’ olan kısmını ıskalamamız garibime gidiyor.. yaşadık 17 Ağustos’u, 12 Kasım’ı, hatırlıyoruz hepimiz. Danişmend’in Tarihi Hakikatler’inden ‘Kıyamet–i Suğra’yı okumak gibi değil bu. Mahşer sahneleri hâlâ zihnimizde, üzerine serptiğimiz tüm kül avuçlarına rağmen. Zihnimizde ama, biz yine de, dizleri titrek yaşlı kocakarı gibi duran binalarımıza, sağlam raporu almak için belediye yetkililerine rüşvet vermeyi içimize sindiriyoruz.
Thomas Cook, bir gezisinde Atlas Okyanusu’nun ıssız bir yerinde, milyonlarca kuşun havada çığlıklarla daireler çizerek uçtuğunu görür. Kulakları sağır edecek kadar yüksek sesle çığlıklar atan kuşlardan yorgun olanlar, okyanusun dev dalgaları arasına kendilerini atarak intihar etmektedirler! Bu olayı yıllar boyunca birçok balıkçı görür, birçok bilim adamı araştırır. Ancak işin sırrını çözemezler. Kuş bilimcileri yaptıkları araştırmalarda göçmen kuşların farklı yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfederler, ancak intihar etmelerinin nedeni bilinmez. Yıllar süren araştırmalar sonucunda bu trajik olayın yaşandığı yerde bir ada olduğunu; kuşların göç yolu üzerinde bulunan bu adanın bir deprem sonucunda okyanusa gömüldüğünü bulurlar. İnsanların yokluğunu bile fark etmedikleri ada kuşlar için göç yollarının vazgeçilmez bir durağıdır. Kuşlar binlerce yıllık alışkanlıkla adanın yerini bilmektedirler ve uzun, yıpratıcı bir yolculuktan sonra aradıkları adayı bulamayınca, yorgunluktan bitkin bedenlerini çığlık çığlığa okyanusun sularına gömmektedirler.
Göçmen kuşlar gibi, artık olmayan bir ada varmış gibi davranmak tuhafıma gidiyor bu konuda yapılan şeyleri izledikçe.
10.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
n.hazar@zaman.com.tr
|