Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
 Arama

 Arşiv

 

MELİH ARAT



Yönetmeme becerisi

Tüm profesyonel yaşamım ve üniversite öğrenimim sırasında yönetim konusunda öğrenemediğim bir gerçeği 14 yaşındaki oğlumdan, Çalış’tan öğrendim. Yönetim kelimesi, kontrol kelimesine çok yakındır. Hatta gizliden gizliye kontrol kavramının içeriği yönetim kavramının içeriğini aşar. Yönetim kelimesinin kökünde her ne kadar “yön vermek” varsa da, birçok insan “yönetim” deyince her şeyi kontrol etmeyi algılıyor. Örneğin, ben eskiden “Bir şirketi yönetiyorum” derken, ‘tüm bir şirketi ve tüm faaliyetlerini kontrol ediyorum’ demek isterdim. Fakat oğlum, bana bu yaptığımın yönetmekle hiç ilişkisi olmadığını gösterdi. Hatta tam aksine kontrol altına almaya çalıştığımız her şey kontrolden çıkıyordu. Bir şeyi kontrol altına almanın tek yolu, onu kendi doğasında hareket etmeye bırakmaktı; çünkü kendi doğasında hareket eden bir organizmanın bir sonraki hareketi öngörülebilirdi.

Bütün her şey, oğlumu kontrol altına almaya çalışmamla başladı. Ona bir düzen kurdum. Tıpkı fabrika gibi. Uyanacağı saat, kahvaltı edeceği zaman, ders çalışmaya başlayacağı ve mola vereceği saat, okula gideceği saat her şey belliydi ve kontrol altındaydı. Hatta bu konuda yazılı bir sözleşme de yaptım. Ayrıca evin tuvalet hariç, tüm odalarına internete bağlı kamera yerleştirmiştim. Ofisteki bilgisayarımdan evimde saat kaçta ne oluyor izleyebiliyordum. Bu sisteme geçtiğimden beri, oğlum biraz ruhsuzlaşmış görünüyordu. Sürekli kontrol altında olduğundan tüm programa uyuyordu; ne var ki, öyle canlı ve heyecanlı görünmüyordu eskisi gibi. Fakat eskiye oranla çok daha uzun ve düzenli ders çalışıyordu. Dönem sonunda benim bu biraz da “Big Brother”a benzeyen kontrolcü yönetim anlayışının sonuçlarını görecektim. Düzenli çalışma, mükemmel sonuçların en önemli süreciydi.

Sonuç... Sömestre tatilinde Çalış karnesini getirdi: Şoke olmuştum. Çalış, eğitim hayatının en kötü karnesini getirmişti. Zayıf notların arasında bir tane ya da iki tane ikinin üstünde not görünüyordu. Çalış tüm onun için yaptıklarıma, tüm onun yaşamını düzene koymama rağmen nasıl böyle bir sonucu önüme getiriyordu, öfkelenmiştim. Serde yöneticilik olduğu için bu öfkeli anımı da kontrol altına aldım. Öfkemi belli etmemeye çalışıyordum. Bir ara mutfağa giderken kapı önündeki aynada yüzümü gördüm. Tüm kontrol çabama rağmen sinirden kıpkırmızı olmuştum. Tuvalete girip yüzümü yıkadım ve Çalış’ın yanına döndüm.

Sakin olmaya çaba göstererek, o anda sahip olabildiğim en yumuşak ses tonuyla sordum.

“Çalış, biliyorsun, senin başarılı olman benim için çok önemli. Senin hep iyi yerlere gelmeni istiyorum. Bunun için hiçbir masraftan kaçınmayacağımı biliyorsun. Hedeflerle yönetim anlayışına uygun olarak seninle bir sözleşme yaptık. Sonuçlar, süreçlerin ürünüdür diyerek seninle tüm çalışma süreçlerini bir düzene koyduk. Her şeyi garanti altına aldığımız kontrollü bir yönetim sistemi kurduk. Bütün bunlara rağmen bu kötü karne nasıl ortaya çıktı?”

Ben kafamı toparlayarak konuşmaya çalışırken, Çalış’ın yüzünde uzun süredir görmediğim bir başarı ifadesi, alaycı bir gülümsemeyle yer değiştirip duruyordu.

Yönetmeme becerisi

Sözlerim bittiğinde, Çalış dedi ki: “Baba, beni sevdiğini biliyorum. Ama sen kendi amaçların için benim başarımı önemsiyorsun. Biraz önce bile, ‘Senin başarılı olman benim için çok önemli.’ dedin. Hayatımı kelimenin tam anlamıyla kontrol etmeye çalışıyorsun. Sözleşmeler, kurallar, kameralarla kontrol etmeye çalışıyorsun. Dünyada kontrol seviyesinin en yüksek olduğu yerler esir kamplarıdır. Sen hiç bu kamplarda herkesi hayran bırakan harika sonuçlar ortaya çıktığını duydun mu? Ofiste yönetici olduğun için, her şeyi yönetmen ve kontrol etmen gerektiğini düşünüyorsun. Ofiste bile dikkat etsen, yönetmeye, kontrol altına almaya çalıştığın her alanda sonuçlar benzer olmalı. Canlı organizmalar yönetilemez. Sadece DNA’larımızda tavrımızın nasıl olacağının anayasaları bulunuyor; o kadar. Yönetim kelimesinin kökünde ‘yön’ vermek var, sürekli kontrol etmek yok. Kontrol etmeye çalıştığın her şey kontrolden çıkıyor. Annemle nasıl evlendiğinizi biliyorsun, dedem onun yanına erkek sinek yaklaştırmamak üzere kontrol sistemleri kurmuşken, sen dedemin yanında onun ruhu bile duymadan annemi kendine aşık etmişsin. Kuzenim Derin de aynı şekilde, babası onu kontrol etmeye çalıştıkça kontrolden çıkıyor. Bir tek istisna yeğenim Özgür. Biliyorsun, ağabeyim onu ismi gibi tamamen özgür bırakıyor. Buna karşılık, çocuk hem derslerinde çok başarılı, hem de toplum tarafından uygunsuz kabul edilen neredeyse hiçbir şeyi yapmıyor. Sadece kendi doğasını yaşıyor. Arada hata da yapıyor; ama hatalarından öğreniyor ve tekrarlamıyor. Annemi de düşün, annem seni kontrol altına almaya çalıştıkça sen kontrol altına mı giriyorsun, yoksa kontrolden mi çıkıyorsun?

... Babacım, bence kontrol felsefesinden vazgeç... Bak, demin karnemi görünce bana bağırmak istedin. Keşke bağırsaydın. Ama sen kendini kontrol etmeye çalıştın, öfkeni saklamaya çalıştın; ama doğanı kontrol edemezsin yüzün kıpkırmızı oldu. Senin, yönetmeye takılı kalmaktan vazgeçip ‘yönetmeme becerisini’ kazanmak gerek. Danışman Melih Arat, geçenlerde bizim okulda ekonomik kriz için bir konferans verirken dedi ki, “Ekonomiyi krize sokan, yıllardan beri onu yönetebileceğimizi zannedip kontrol altında tutmaya çalışmamızdır.”

Çalış, bana bir yönetim dersi, pardon yönetmeme dersi vermişti.

10.02.2002

Yazarımızın E-Postası: m.arat@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (03.02.2002) - Sistematik keşif

> (27.01.2002) - Ben kimim?

> (20.01.2002) - İstanbul’da sıra dışı yaşam becerileri

> (13.01.2002) - Kendinizle uğraşmayın!

> (06.01.2002) - Ne öğrenmeli?





Zaman'da Bugün
10 Şubat 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.