Afyon’da 3 Şubat 2002’de meydana gelen ve çok sayıda vatandaşımızın yaşamını yitirmesine yol açan deprem afeti, bu ve benzeri afetlere karşı etkin mücadele çalışmalarını kapsayan “Afet Yönetimi” olgusunu ülke gündemine yerleştirmiş bulunmaktadır.
Afetler Türkiye’de, genellikle, başa geldikçe gündeme gelmektedir. Oysa yurdumuzun % 92’sinin deprem kuşağında olması nedeniyle en az iki yılda bir sosyal yaşamı derinden etkileyecek büyüklükte bir deprem, ülkenin herhangi bir bölgesinde, meydana gelmektedir. Deprem dışındaki afetlerle ise hemen her zaman karşılaşmak mümkündür. Günümüzde meydana gelen afetlerin genel karakteristikleri şu şekilde sıralanabilir: a) İnsan toplulukları ve insan yerleşmeleri üzerinde kayıplar meydana getirir; şaşkınlık, panik, şok, yaralanma, sakatlanma ve ölümlere neden olur; bulaşıcı ve salgın hastalıklara yol açar; b) İnsan faaliyetlerini bozup kesintiye uğratarak yerleşme birimini etkiler; sosyal altyapıyı (binalar ile elektrik, ısınma, su, kanalizasyon, taşıma ve haberleşme sistemlerini) tahrip eder; c) Devletin bölgeye yönelik planladığı uzun vadeli yatırımları geciktirir; d) Afetlerin bireyler ve toplumlar üzerindeki etkilerinin sona ermesi günler, aylar hatta kimi zaman yıllar alabilmektedir. Söz konusu etkiler fiziksel, psikolojik ve/veya sosyal nitelikli olabilmektedir; e) Belirli bir bölgede afet meydana geldiğinde “çözüm” genellikle bölgenin kendi imkanları ile bulunamamakta, ancak bölge dışından gelmektedir; f) Çoğu afet olayı –özellikle sınırlı kaynak ve yetersiz profesyonel elemana sahip azgelişmiş ülkeler açısından– ülkenin öz kaynaklarıyla başa çıkabilmesi için gerekli bilgi, kaynak ve ekipmana sahip olamadığı; ancak uluslararası işbirliği ile üstesinden gelebildiği global tehlike özelliği taşımaktadır; g) Afetler ile nüfus artışı arasında paralellik vardır; h) Azgelişmiş ülkelerde afetlerin yol açtığı can ve mal kayıpları gelişmiş ülkelerden daha fazla olmaktadır; i) Geçmişte meydana gelen bir afet, günümüzde aynı şiddette meydana geldiğinde yol açtığı can ve mal kayıpları geçmişe oranla çok daha fazla olmaktadır. Bunun ana nedenleri geçen yıllar içerisinde afet riski taşıyan yerleşim birimlerinin kapsadığı alanın genişlemesi, söz konusu yerleşim birimlerindeki nüfusun sayı ve yoğunluk açısından fazlalaşması ve büyümenin olumsuz bir sonucu olarak kontrolün güçleşmesidir.
Afetlerin farklı nedenleri bulunduğu, çözüm yolları farklılık gösterdiği ve ülkelerde yol açtıkları zararlar farklı düzeylerde gerçekleştiği için, bu global ve kompleks sorunlara evrensel çözümler üretmek güçtür. Ancak, bu güçlüğe rağmen, afetlerden her an etkilenme riski ile karşı karşıya bulunan ülkelerin, afetlerin yol açtığı/açabileceği sorunların çözümüne yönelik modern yaklaşımlar geliştirmelerinin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu da unutulmamalıdır.
Afetlerin büyüklük ve etkilerinde belirleyici olan pek çok faktör vardır. Bunların en önemlileri şunlardır: Afetin fiziksel büyüklüğü; afetin yoğun yerleşme alanlarına uzaklığı; fakirlik ve azgelişmişlik; hızlı nüfus artışı; tehlikeli bölgelerdeki hızlı ve denetimsiz kentleşme ve sanayileşme; ormanların ve çevrenin tahribi veya yanlış kullanımı; bilgisizlik ve eğitim eksikliği; toplumun afet olaylarına karşı önceden alabildiği koruyucu ve önleyici önlemlerin ulaşabildiği düzey.
Yukarıda sıralanan faktörlerin fiziksel büyüklük ve yerleşim alanlarına uzaklık faktörleri dışında kalanları insan kaynaklı faktörlerdir. Dolayısıyla insan faaliyetleri afetlerin büyüklük ve etkilerinde belirleyici rol oynamaktadır. Bu nedenle, bireylerin ve toplumların kaçınamayacakları ve tamamen önleyemeyecekleri aşikar olan afetlere karşı gerekli önlemlerin alınması ve bu sayede afetlerle iç içe yaşamanın öğrenilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.
Toplumsal gelişme, bilimsel ilerleme ve insan yaşamına verilen önemin artmasıyla toplumların afetlere bakışı değişmeye başlamış, afetlerin hastalıklar gibi önceden gerekli önlemler alındığında önlenebileceği veya en az zararla atlatılabileceği anlaşılmıştır.
“Afet” olgusu, gerek yönetilen gerekse yöneten konumundaki bütün bireyleri derinden etkilemektedir. Bu yüzden afetlerin yönetimi diğer yönetsel faaliyetlerle kıyaslandığında, yaşamsal önem taşıyan, küçük hataların bile önemli miktarda can ve mal kayıplarına yol açabildiği bir faaliyettir.
“Afet Yönetimi”, kısaca, afet öncesi, afet anı ve sonrası safhalarında yapılması gereken faaliyetlerin koordine edilmesi, yönetilmesi şeklinde tanımlanabilir. Don Schramm’a göre afet yönetimi; herhangi bir deprem, kasırga veya diğer bir doğal afet sonrasındaki kurtarma çalışmalarının; daha uzun dönemde ise toplum sistemlerinin ve bireysel yaşamların takip eden aylarda yeniden yapılanması çalışmalarının yönetilmesidir. UNP/UNDRO tarafından 1991 yılında yayınlanan Afet Yönetimi El Kitabı’na göre afet yönetimi şunları içermektedir: a) Olası afetlerin olumsuz etkilerini azaltıp, ekonomik yönünü gözeterek, afetlerin ortaya çıkabilirliğini azaltıcı önlemlerin planlanması ve bunların yürütülmesi; b) Hemen olabilecek afet tehdidine karşı uyarı–hazırlık düzenlemelerinin yapılması ve hem alarm veya uyarı dönemlerinde, hem de afet etkisinin kötü sonuçlarında, etkin acil durum önlemlerinin düzenlenmesi; c) Göçüklerde, sel baskınlarında, kıtlıkta, “yavaş seyirli” afetlerde bölgenin ve bölge halkının durumunun saptanarak takip edilmesi, çözüm ve tedbirlerin zamanında uygulanması; d) Afetten hemen sonra (acilen) hayat kurtarma için acil yardım çabalarının uygulanması; e) İyileşmeyi hızlandıracak rehabilitasyon önlemlerine hız kazandırılması ve afet sonrası devam eden sürekli gelişmenin teşvik edilmesi.
Stephen Bender’in belirttiğine göre 1990’lı yıllarda afet yönetiminde beş nokta dikkati çekmiştir. Söz konusu noktalar şunlardır: a) Afetler belirli bir bölgede meydana gelmekte iken; afet yönetimi, genellikle, söz konusu bölge ile sınırlı kalmamaktadır. b) Afet yönetimi, afetlerin büyük bir kısmı doğal kaynaklı olduğu için, günümüzde küresel düzeyde bir ilgi gören çevre sorunları ile birlikte ele alınmalıdır. c) Afet zararlarının azaltılması stratejileri geliştirilirken; kimlerin, hangi afetten ve neden zarar görebilecekleri ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde açıkça saptanmalıdır. d) Ekonomik verimlilik, ekonomik özendiriciler ve serbest pazar güçleri devletin ortaya koyduğu sosyal sorumluluk bağlamında toplumun sağlık, korunma ve refahı için bir araya getirilmedir. e) Afet zararlarının artmasına yol açıcı nitelikteki gelişme politikaları ve stratejileri değiştirilmelidir.
“Afet yönetimi” ile ilgili olarak belirtilmesi gereken ilk husus, çok geniş bir kapsama sahip olan afet yönetiminin, sadece bir sektör veya yönetsel birimi ilgilendirmediği realitesidir. Gerek sektörel gerekse örgütsel bazda afetlere ve afet yönetimine bütüncül bir yaklaşım sergilenmelidir.
Afet yönetimi sürecini oluşturan zararlarının azaltılması, önceden hazırlık, kurtarma ve ilk yardım, iyileştirme ve yeniden inşa aşamalarının tamamı kamu ve özel sektörün bütün birimleri ile koordineli şekilde çalışmasını gerektirir niteliktedir. Bu yüzden afet yönetimi uygulamalarının başarıya ulaşması ancak afet yönetiminin ulusal sosyo–ekonomik gelişme planlarında yer alması ve ulusal düzeyde ele alınması ile mümkün olacaktır. Afetlerden kaynaklanan can kayıpları ile yaralanmaların en aza indirilebilmesi, ancak toplumun afetler hakkında daha fazla bilgiye sahip olması ve afetlere karşı ulusal, bölgesel ve yerel düzeyde planların geliştirilmesi ile mümkün olacaktır. Afet yönetiminin diğer bir özelliği, çeşitli disiplinlerde uzmanlaşmış kalifiye personele gereksinim duymasıdır. Bilimsel olarak afet zararlarının azaltılması ile ilgili disiplinlerin başında sismoloji, hidroloji, meteoroloji gibi fiziksel bilimler ile birlikte rüzgar ve deprem mühendisliği gelmektedir. Bunlara ek olarak sağlık uzmanları ile siyasa geliştirme konumunda bulunan yöneticiler de toplumun afetlerin sosyo–ekonomik ve tıbbi etkilerinden korunmaları için geliştirilecek stratejilerde anahtar konumunda bulunmaktadır.
Etkin bir afet yönetimi sosyal refahın ve gelişmişliğin bir fonksiyonudur. Sosyal refah düzeyi yükseldikçe toplumlarda insan yaşamına verilen önem artmakta ve insan yaşamına yönelik tehditlere karşı önlemler alınması yönetenlerin başlıca sorumluluklarından biri olmaktadır. İnsan yaşamının değersiz görüldüğü, “birey” olgusunun ön plana çıkmadığı bir toplumda etkin afet yönetimi faaliyetlerinin gerçekleştirilmesini beklemek hayalcilikten öteye geçemez.
Dr., Cumhuriyet Üniversitesi öğretim üyesi
10.02.2002
|