Medya, milletin duygularının tercümanı, kitlelerin rehberi ve nâşir–i efkârı, yani düşüncelerini neşredendir. O, zulüm ve istibdâd idarelerinde hep ya esir veya dalkavuk olarak kalmıştır.
Her yazar, söz ve davranışlarında edepli, lisan ve kaleminde de nezih olmalıdır. Yoksa, mevhum bir faide uğruna, muhakkak zararlara sebebiyet verilebilir...
Muharrirleri, müellifleri, millî duygu ve millî düşünce istikametinde istedikleri gibi yazamayan milletler, daha çok ‘Bâbil esareti’ni tasvir ve temsil ederler.
Medya, isabetli–isabetsiz her türlü düşünceye açık bir müessese olması hasebiyle, millete ve millet ruhuna göre disipline edilme-sinde zaruret vardır.
Gazeteler de, televizyonlar da, şahısların hevâ ve hevesine hizmetten fevkalâde sakınmalı, sadece ve sadece milleti irşâd etmeyi hedeflemelidirler...
Mezarlarda çürümeye terk edilen nice kafa kemikleri vardır ki, zulüm, istibdad ve sansürden ötürü yazılamamış bir sürü kitabı alıp beraberinde götürmüşlerdir.
|