Bölge Haberleri |
|
|
|
| |
RTÜK’e serzeniş |
Televizyon programlarında güpe gündüz müstehcen sahneleri tanıtım kuşaklarında yer alması bizi ve birçok çevreler tarafından tepki ile karşılanıyor. Küçük yaştaki çocukları ile gelişim çağındaki gençlerin psikolojilerini alt üst ediyor.
Devletin Anayasa’da belirtilen ülke geleceğinin gelişimi ve gelecekleri teminat altına alma görevi acaba şimdilerde bu tip programlara izin ve destek vererek mi olduğu kafamda hâlâ belirlenmiş değil. Biz, ülkemiz ve toplumumuzla tarihte altın sayfalar açmış, çağlara hükmetmiş ahlak ve edebimizle gelecege izi unutulmayacak şekilde eserler bırakmış bir toplumu bu halde görmek bizleri son derece üzüyor. Bu noktada Akif’in şu sözünü unutmamalıyız: “Bizim, Avrupa ve ABD gibi ülkelerden teknoloji olarak alacağımız çok şey var; ama geleceğe yön verecek, ahlak, edep adına hiçbir şey yok.” Benim serzenişim bu görevi üstlenen RTÜK’e!
|
|
Fatih Pınarcı, Yozgat
11.02.2002
|
|
| |
Devlet küçülmezse, halk ufalacak |
ara gündemde devletin küçültülmesi vardı. Kimisi milletvekillerinin sayısını 400’e, kimisi de bakanların sayısının yarı yarıya indirilmesini önermişti. Ne hikmetse bu önerilerin üzerinde durulmadı. Bütçe açığının kapatılması için akla hayale gelmez vergiler getirilmesi gündemden hiç düşmedi.
Ben diyorum ki, milleti küçültmek, ufaltmak yerine devletin küçülmesi işini ciddiye alalım ve ilk adımı atalım. Peki nereden atalım ilk adımı?
Harbiye’de bulunan İstanbul Radyo Evi’nin önünden her gün geçiyorum.
Bu bina 1950’lerde yapılmış. Gece gündüz, TRT Radyo binasının etrafında yedi jandarma eri nöbet tutar. Allah aşkına, bu bina içinde ne var? Önünden her geçişimde merak ederim, burada ne iş yapılıyor, diye. Bina da çok büyük, ne kadar personel “çalıştığını” kestirmek de mümkün değil; ama akşamları binanın önünde on kadar personel servis otobüsü sıralanıyor. Buna ilaveten de tahmin edebileceğiniz en az o kadar da resmi plakalı otomobiller...
Bugün Türkiye’mizde, kim bilir yüz civarında özel sektörün işlettiği radyo ve televizyon istasyonu vardır ve de para kazanıyorlar. Ama hiçbirinde de TRT’deki savurganlık yok. Tv’lerde verilen haberlere göre TRT’de 5000 civarında personel “çalışıyormuş”. Bu yetmez gibi, 1200 kişi daha kadroya alınmış!
TRT binasının önünde yedi tane jandarma erinin gece gündüz nöbet tutma geleneği herhalde 50 sene evvel oluşturulmuştur. Bugünkü teknolojik imkanlar bu şekilde korumaları gülünç duruma düşürmüştür.
Devletin savurganlıklarını gidermeye; yani ilk adıma niye TRT Radyosu’ndan başlanmasın ki?
Hasan Kadıoğlu
|
|
11.02.2002
|
|
| |
Her şeye rağmen başarabiliriz! |
Bizim en büyük problemimiz “her şeye rağmeni başarabilmektir” diye düşünüyorum. İnsanımızın üstündeki miskinlik küllerini silkelemesi, memleketimizin güzelliklerini, var olan gücünü görebilmesi ve bu gücü pozitif enerjisi ile üretime, kalkınmaya, dirilmeye yöneltebilmesi her şeye rağmeni bilmesine, görmesine ve başarmasına bağlıdır.
Kaybettiğimizi zannettiğimiz yıllara, bizi kendimizden alıkoyan kullara; karla, buzla, tozla kaplı yollara inat biz kendimiz olabilir, benliğimizdeki kiri, pası silebilir, umut pencerelerimizi sonsuza açıp her şeye rağmen sevgi dolu yüreğimizle gülebiliriz. Bize başta medya olmak üzere çeşitli yollarla pompalanan karamsarlıkları, umutsuzlukları, çatışmaları, ayrılıkları, uçlaştırmaları ve bizi birbirimizden koparma, ortak paydalarımızı zedeleme girişimlerini görmezden gelmek mümkün değil elbette. Bu yapılanların negatif etkisini hissetmemenin de imkanı yok. Fakat bütün bu olumsuz gayretlere ve kısa süreli menfaatlere güzelliklerimizin peşkeş çekilmesine rağmen insanımızın insanlığını yitirmediğine, birliğimizin ve dirliğimizin yıkılmadığına, manevi dinamiklerimizin hâlâ saygıyla anılıyor olmasına şahit olmak da apayrı bir haz veriyor insana.
Leyla Demir, İTÜ
|
|
11.02.2002
|
|
| |
Toplum pozitif meşruiyet vermeli |
Siyasi irade, siyasi karar vericiler, bizi bir beden toplumu olmaya hem de dilsiz bir beden toplumu olmaya doğru itmek istiyorlar.
Çağdaş bir ülke böyle mi kurulur, susarak mı, tepki ve eleştiri mekanizmaları dumura uğratılarak mı bir toplum muasır seviyeye ulaşır? Bireyi ve toplumu bu kadar hafife ve hatta alaya alan anlayışı kınıyorum. Bu yaklaşım tarzını, gelişmiş ve sorgulayan bir toplumdan korkaklık olarak değerlendiriyorum. Şimdi bir kere daha gösterdiler ki, siyasi karar vericiler siyaset yapmıyorlar. Özgürlüğe, insan hak ve hürriyetlerine duyarlı her bir birey ve toplumsal gruba bir çağrıda bulunmak istiyorum: Suskun bir toplum olmayalım, haksızlığa susmayalım ki, bir yığını önüne katıp istediği yere sürme, sürükleme imkan ve hazzını onlara vermeyelim. İnsan için özgürlük isteyelim, siyasi tercih, kişi ve kimliklerden dolayı değil. Ancak böyle olursa siyasi irade “pozitif meşruiyetini” toplumdan alır. Pasif ve edilgen kalırsak da yine siyasi irade “negatif meşruiyetini” toplumdan alır. Toplum, siyaseti yola getirmeli, başka çare yok. Mini paketlerle oyalanıyoruz, farkına varalım olup bitenin artık. Semih Avcı, İstanbul
|
|
11.02.2002
|
|
| |
Dua... |
Muhterem Hekimoğlu İsmail ağabeyimiz başta olmak üzere, bütün hastalarımıza, depremzedelere, darda kalmış yeise düşmüş vatandaşlarımıza Yüce Mevlâ’dan (cc) âcil şifalar ve hayırlı çıkış kapıları diliyorum.
‘Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var!’ buyuran Rabbimizin ikaz ve teşvikini göz önüne alacak Zaman okurlarının bu önemli noktayı ihmal etmeyeceğini ümit ediyorum. Mustafa Aydın
|
|
11.02.2002
|
|
|
|
|

|
Zaman'da Bugün
11 Şubat 2002
|
|

Zaman Spor
Okur Hattı
|
|
|
|