Niyet mektubu ile yeni bir perhize girildi
Uluslararası Para Fonu (IMF)’na verilen niyet mektubu ile 16 milyar dolar tutarında yeni kredi alınması sağlandı. Bu paranın 9,3 milyar doları hemen verildi. Ancak onun da 6,2 milyar doları önceki borç karşılığı olarak hemen geri ödenecek. Bu krediyi almak için hükümet, ön koşul niteliğinde 37 madde için söz verdi. Böylece ekonomide yeni bir perhize girildi. Bankacılık sisteminin düzeltilmesi, kamu çalışanlarının sayısının 2/3 oranda azaltılması, faiz dışı fazlayı gayri safi milli hasılanın yüzde 6,5’i oranında artırma, bu yılki büyüme oranının en az yüzde 3 olması ve enflasyonun düşürülmesi gibi sözler verildi. Ayrıca özel sektör etkinliğinin artırılması, kamuda şeffaflık ve iki aşamalı vergi reformu, IMF’ye verilen sözler arasında bulunuyor. Bunların topluma ve piyasalara yansımaları; devletin daha fazla vergi toplaması, kamu kesiminde çalışanların büyük bir bölümünün işsiz kalması, özelleştirmelere hız verildiği oranda, bu şirketlerdeki çalışan sayısının indirilmesi, reel gelirlerin azalması ve enflasyonun düşürülmesi şeklinde olacaktır. Aksi düşünüldüğünde ise; gelirlerin artmasıyla tüketimin çoğalması, yüksek enflasyonun devam etmesi ve bunların oluşturduğu gelir dağılımı bozukluğunun düzelmesi mümkün olmaz. Kısa vadeli sıkıntılar yaşansa da, uzun vadeli düşünüldüğünde; ekonominin sağlam temellere oturtulması artık kaçınılmaz oldu. ‘Nasıl olsa kredi geldi’ rehavetine düşmeden, verilen sözleri zamanında yapmaktan başka çözüm görünmüyor. Başta hükümet olmak üzere, toplumun tüm kesimlerinin ülke menfaatlerini şahsi menfaatlerinin üstünde tutmaları gerekiyor. İhracatçı, ülkesine döviz kazandırmaya ve istihdam oluşturmaya çabalarken, fabrikasında kullandığı elektriğe, doğalgaza zam yapılarak rekabet avantajının zora sokulması, ülke menfaatini düşünmek anlamına gelmiyor.
Ekonomi çevrelerinde niyet mektubunu yorumlarken, Irak’la yaşanan mektuplaşma trafiği, piyasalardaki mevcut tedirginliği artırdı. Bu gelişmeler, spekülatörlerin kısa vadeli kâr beklentilerini harekete geçirdi. Ocak ayı enflasyonunun yüksek çıkmasıyla yükselen döviz fiyatları, Irak tedirginliğinin abartılması ile hız kazandı. Ancak Merkez Bankası’nın, döviz fiyatlarının aylık enflasyon oranında artması öngörüsünü aşmaması gerekiyor. Bu nedenle yine MB’nin para programı doğrultusunda, ay sonuna kadar döviz fiyatlarında artış hızının azalması ve dar aralıkta yatay seyrin sürmesi gerekiyor. Aksine gelişmeler, bu programın bozulması anlamına gelecektir.
Altında; geçen yıllarda hac mevsimi önceleri görülen fiyat artışları yaşanıyor. Ancak bu neden göz ardı edilerek, dünyada altın üreticisi büyük bir şirketin, bundan böyle üretiminden önce vadeli sattığı altında azaltma yapacağını açıklaması bahane ediliyor. Böylece altın, kısa pozisyon kapatmalarıyla hızlı yükseliş eğilimine girerek dış ve iç piyasalarda tedirginlik oluşturdu. Her ne kadar üretici şirketin açıklamaları altın fiyatının yükselmesinde etkili olduysa da, hac mevsiminde Arap ülkelerindeki tüketim artışını göz ardı etmemek gerekir. Dünya ekonomisindeki durgunluk göz önüne alındığında, altın fiyatlarındaki yükselişin kısa süreli olacağı düşüncesindeyim. Teknik olarak altının 306 dolar/onsta direnci bulunuyor. Bundan sonraki direnç noktası sırasıyla 318 ve 328 dolar/onsta bulunuyor.
Altının dış piyasalardaki yükselişi, iç piyasada TL/gr fiyatına yansıdı. Altın fiyatındaki yükseliş, dış piyasalardaki yükselişten daha az oranda olduysa da, doların TL karşısındaki yükselişinden destek buldu. İç piyasalardaki altın işlemleri piyasa oyuncuları arasında gerçekleşti. Yatırımcı daha kısa vadeli yatırım araçlarında kalmayı tercih ediyor. Bu gerekçe de dikkate alındığında, önümüzdeki günlerde altın fiyatlarındaki artışın sınırlı kalacağını düşünüyorum.
Paranızın, sağlığınızı bozmaması dileğiyle.
11.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
m.yildirimturk@zaman.com.tr
|