Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 
 

Eşref Bitlis’in oğlu: Babamın ölümünü oğluma anlatamıyorum

17 Şubat 1993’te uçağı düşerek şehit olan dönemin Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis’in oğlu Tarık Bitlis, babasının ölümüyle ilgili hâlâ soru işaretlerinin bulunduğunu söyledi.

Diyarbakır’a gitmek üzere 17 Şubat 1993’-te Ankara Güvercinlik Askeri Havaalanı’ndan kalkış yaptıktan yaklaşık 9 dakika sonra, uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybeden Jandarma eski Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in oğlu Tarık Bitlis, uçağın düşmesiyle ilgili kafasında hâlâ soru işaretleri bulunduğunu söyledi.

Bitlis, en büyük sıkıntıyı bu konuda 13 yaşındaki oğlunun kendisine yönelttiği sorular karşısında çektiğini belirtiyor. Tarık Bitlis, “Oğlum kitaplarda ya da zaman zaman basında çıkan haberleri görünce, dedesinin nasıl öldüğünü soruyor. Kitaplar, haberler hep soru işareti. ‘Suikast’ diyor. Dolayısıyla, ben evladıma ‘deden bir suikasta kurban gitti’ ya da ‘şüpheli bir uçak kazasında öldü’ diyemiyorum. Yazanlar için de ‘yalan söylüyor’ zaten diyemem.” dediğini anlatarak, oğluna verebildiği tek cevabın, “Oku anlarsın.” olduğunu vurguluyor.

Tarık Bitlis, şu an Kadıköy–Küçükbakkalköy’de bulunan Sabancı Spastik Çocuklar Merkezi’nin müdürlüğünü yapıyor. Bitlis’in buradaki odasında ilk göze çarpan şey, masasının üzerindeki küçük, şeffaf bir çerçeve içerisindeki bir gazete kupürü. ‘Eşref Bitlis’i CIA öldürdü’ başlıklı haberin fotokopisini, çerçevenin her iki yüzüne de koymuş.

Bunun sebebini sorunca, “Unutmayayım, aklımda kalsın diye koydum.” cevabını veriyor. Ardından, “Bir gazetede böyle bir yazı çıkıyor. Sizin babanız olsa, size ilginç gelmez mi? “ diye ekliyor.

“Aradan geçen 9 sene sonra bu sorunun muhatabı var mı yok mu o da tartışılır.” diyen Tarık Bitlis, bir vatandaş gözüyle olaya baktığında şöyle düşündüğünü söylüyor: “Dışarı bir çıkın, yüz tane vatandaşa ‘Bitlis Paşa’yı hatırlıyor musunuz?’ diye sorun. ‘Neden öldü sizce?’ deyin. ‘O iş karışık’ derler! Benim de kafam karışık. Bu konuyla ilgili en az 3–4 tane kitap yazıldı. Diyorlar ki, Eşref Bitlis’e suikast yapıldı. Gazete kupürleri var. TBMM’nin raporu var. Zaman zaman içişleri bakanlarının, başbakan yardımcılarının, milletvekillerinin Meclis kürsüsünde açıklamaları var. Böyle bir ortamda benim kafam niye karışmasın ki? Benim gibi, bu konuda 9 senedir bütün vatandaşların da kafası karışık. Bu süre zarfında, bunun tam tersi, bu olay böyle olmamıştır, diye irdelenseydi, kimsenin bu konuyla ilgili herhangi bir şüphesi olmazdı.”

Tarık Bitlis, babası öldükten sonra yapılan soruşturmanın her aşamasında bilgilendirildiğini, bu bilgilerin basında da çıktığını; ancak bütün bunlara rağmen kafasındaki soru işaretlerine cevap bulamadığına dikkat çekiyor. Bitlis, o dönemki haberlere göre soruşturmanın çok kısa bir sürede tamamlandığını, sonuca çok hızlı gidildiğini, bunun da ayrı bir soru işareti olduğunu sözlerine ekliyor.

Eşref Bitlis, topluma mal olmuş her insan gibi, her yıl, şehitlikte mezarının başında törenle anılıyor. Buraya ailesi ve silah arkadaşları geliyor. Ancak, Bitlis’in mezarının başında anıldığına dair bir kare fotoğraf, bugüne kadar hiçbir gazetede yayımlanmamış. Bu durumun garibine gittiğini kaydeden Tarık Bitlis, şu soruyu yöneltiyor: “Neden bir kare fotoğraf yok? Bu bir soru işareti. Bu anılma esnasının hiçbir medya mensubunca takip edilmeyişinin nedenini gazetecilere soruyorum. Neden?” Tarık Bitlis, en büyük sıkıntıyı, bu konuda 13 yaşındaki oğlunun kendisine yönelttiği sorular karşısında çektiğini bildiriyor. Bitlis, kafalardaki soru işaretlerine TBMM’nin cevap vermesi gerektiğini savunuyor. "Değişik zamanlarda, farklı hükümet üyelerinin olayla ilgili beyanları var. Jandarma genel komutanının şüpheli olarak vefat ettiği Meclis kürsüsünden dile getiriliyor. Bu durumda “O ülkede birtakım mercilerin ayağa kalkması lazım.” diyen Bitlis, şunları dile getiriyor: “Meclis kürsüsünden söylenen bu sözlerin muhatabı Meclis’tir. Meclis’teki herhangi bir milletvekili, bu konudaki iddialarla ilgili cevap vermek zorundadır. ”

Tarık Bitlis, ‘Bir gün birileri çıkıp soru işaretlerini aydınlatabilecek mi?’ şeklindeki sorumuza, şu cevabı veriyor: “Ben şuna inanıyorum. Hiçbir şeyin üstü kapanmaz. Mühim olan, o toplumun bunu algılayıp algılamamasıdır. ”

Tarık Bitlis, Eşref Bitlis Paşa’nın genelkurmay başkanı olacağı yönünde çıkan söylentilerle ilgili olarak aile içinde hiçbir zaman bu tarz tartışmaların yapılmadığını kaydediyor. Paşanın, tuğgeneralliğinden itibaren her terfi döneminde emekli olacakmış gibi hazırlık yaptığını belirtiyor.

Tarık Bitlis, babasının gerçekten demokrat bir insan olduğunu, Güneydoğu meselesinin silahla değil, aynı zamanda sosyal programla çözülebileceğine inandığını söylüyor. Paşanın bu konudaki görüşlerini şöyle açıklıyor: “Halktan destek gördüğü takdirde terör devam eder. Halktan destek almaması için o yörede terörün faydalandığı birtakım eksiklikleri bir an evvel o insanlara sunmak lazım. O yörede yıllardır yapılamayan yatırımlar var. Eğitim, işsizlik sorunu var. Sen askerî olarak terörü bir yere sıkıştırsan da toplumsal olarak bir yerlerden çıkar. PKK hepten bitmeyebilir; ama kontrol altına alınabilir.” İstanbul Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri’nin olayın suikast olabileceği yönündeki raporuyla ilgili olarak Tarık Bitlis şunları ifade ediyor: “Bir olayın delilleri bilimsel olarak olduğu yerde araştırılır. Sonradan açıklanan bu raporun tarihine baktığında, bu bence daha da ayıp. Olay olduğu anda toplanan delillerden bir yere varılabilir. Üç sene sonra kalkıp, o böyle olmaz, kesinlikle şöyledir, demek bence biraz bilimin dışında.”

Birol Aydın / İstanbul

12.02.2002


 

Özürlülere aylık bağlanıyor

Sosyal güvencesi olmayan özürlülere 186 milyon lira aylık bağlanmasını öngören yasa tasarısının bu hafta içinde Meclis’ten geçerek yasalaşması bekleniyor.

Özürlülerden sorumlu Devlet Bakanı Şuayip Üşenmez, özürlü çocuğa sahip ailelere bayram müjdesi vermek için yoğun bir çaba harcıyor. Üşenmez’in uzun zamandan bu yana üzerinde çalıştığı “Özürlüler Hakkında Kanun Tasarısı”nın bu hafta içinde TBMM’de kabul edilmesi bekleniyor. Tasarı, hiçbir sosyal güvenceye sahip olamayan; ancak özel eğitime muhtaç özürlü çocukların ailelerine 186 milyon lira aylık bağlanmasını öngörüyor. Mevcut kanundan sadece memur ve işçilerin özürlü çocukları yararlanabiliyor. Bağ–Kur’lu ve hiçbir sosyal güvencesi bulunmayan ailelerin özürlü çocukları ise, devlet yardımı alamıyor. Kanun tasarısının Kurban Bayramı’ndan önce TBMM’de yasalaşması halinde Bağ–Kur ve sosyal güvencesi bulunmayan aileler de bundan böyle özel eğitime muhtaç çocukların eğitimini sağlama yönünde devlet yardımından yararlanacak.

Özürlüler Hakkında Kanun Tasarısı’nın Meclis’ten geçmesiyle, özel eğitim kurumlarının sayısında bir artış olacağına dikkat çeken Üşenmez, Zaman’a şu açıklamada bulundu: “Hiçbir sosyal güvencesi olmayan ailelerin özürlü çocukları, alacakları devlet yardımıyla, çocuklarını özel eğitim kurumlarına gönderebilecekler. Maddi sıkıntı nedeniyle çocuğuna eğitim veremeyen ailelerimiz de bu şekilde eğitimden geçecek. Tek kolu olmayan bir çocuk maddi yetersizlik nedeniyle eğitim alamıyordu. Şimdi eğitim alacak ve özürlüler arasında da nitelik artacak. Bakanlığımın sorumluluğundaki özürlü vatandaşlarımızın istismar edilmesine müsaade etmem. En büyük dileğim, yaklaşan Kurban Bayramı’ndan önce tasarının kanunlaşması. Özürlülere anlamlı bir bayram müjdesi olur.”

Öte yandan özürlü vatandaşların toplu taşıma araçlarından ücretsiz olarak yararlanmasını öngören Bakanlar Kurulu kararnamesi, 8 Şubat 2002’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Özürlüler, toplu taşıma araçlarına 8 Şubat tarihinden itibaren ücretsiz biniyorlar.

Selim Kuvel / Ankara

12.02.2002


 

Şizofren dahinin sırları beyazperdede çözülüyor

Akıl hastası ve Nobel ödüllü dahi John Forbes Nash Jr’ın ilginç hayat hikayesi film oldu. ABD’de vizyonda olan film, martta Türkiye’de gösterime girecek.

Dahilik ile delilik arasında ince bir zar olduğu söylenir. Dahi ile deli arasındaki farkı gözlemleyebilmek için iyi bir analiz yeteneğine sahip olmak gerek. Aynen 1994 yılında Nobel Ekonomi Ödülü’nü kazanan dahi matematikçi John Forbes Nash Jr’ın hayat hikayesinde olduğu gibi. Gerçek bir hayat hikayesini oldukça çarpıcı bir şekilde anlatan ve bu yılın Oscar’larından bol ödül kazanması beklenen ‘Akıl Oyunları’nda (A Beautiful Mind) şizofreniye yakalanan Nobel ödüllü matematik dahisi Nash Jr’ın şahsında parçalanmış bir zekanın tekrar bir araya gelişini görme fırsatı yakalanacak.

Yönetmenliğini Ron Hovvard’un üstlendiği ‘Akıl Oyunları’, 30 yıl boyunca şizofren olarak yaşadıktan sonra yeniden hayata dönen ve hastalığından önce tamamladığı eseriyle Nobel ödülünü kazanan matematik dahisi Nash Jr’ın mücadelesini anlatıyor. Şu anda Amerika’da vizyonda olan ve yoğun bir ilgi gören film ülkemizde mart ayı içerisinde seyirci ile buluşacak. Filmde ünlü matematikçiyi Russell Crowe, eşi Alicia’yı Jennifer Connelly canlandırıyor. John Nash hayatının çıkış döneminde çok zeki, yakışıklı ve Princeton’un matematik bölümünün en parlak yıldızıydı. İniş döneminde ise bir hayal aleminde yaşıyordu ve sürekli olarak iradesi dışında tedavi görüyordu. Günlerini Princeton sokaklarında amaçsızca dolaşarak geçiriyordu. Güçsüz, akıl hastası, komşu çocuklarının alay ettiği bu adama, Alicia ve matematik topluluğu göz kulak oluyordu. Nash’ın davranışları başından itibaren acayip gözüküyordu. Princeton Üniversitesi’nin ‘1948 seçkin mezunlar programı’ndaki arkadaşlarına göre, bu yalnız adamın kişiliği potansiyel bir delilikten çok, bir dehanın göstergesiydi. Nash, Princeton’a danışmanının “O bir dahidir.” diye yazdığı tavsiye mektubuyla girdi ve 14 ayda kendine ait “Nash Denklemi”ni meydana getirdi. Bir matematikçinin görüşüne göre, John’un Nobel Ödülü almasını sağlayan teorisi aslında onun yaptığı en basit işti. Nash, diğer matematikçilerin çözümsüz olarak gördükleri problemlerle ilgilendi, hatta bazılarını da çözdü. 72 yaşındaki Nash, şu anda sıradan bir hayat sürüyor.

Zihnî sınırları olmayan dahi!

John Forbes Nash Jr, Amerikan taşrasında doğdu. Üniversiteye sanayi şehri Pittsburg’da gitti. Üniversiteye ilk gittiğinde kimya mühendisliği okumak istiyordu. Ama kısa sürede bundan vazgeçti. Bir süre fizikle oyalandıktan sonra matematiğe geçti. Görünüşte hiç ders çalışmıyordu. Hiç arkadaşı yoktu. Kitap okumadığı, dersleri pek takip etmediği için bütün matematik teorilerini kendi kendine keşfediyordu. Üniversite bittiğinde, master ve doktora için hem Harvard, hem de Princeton tarafından kabul edildi. Princeton daha fazla para veriyordu. Oraya gitti. 1959'da bir gün Nash, elinde o günün The New York Times gazetesiyle fakülte çay salonuna geldi. Gazetedeki bir haberi işaret ederek “Uzaylıların gizli bir mesajı bu ve onu sadece ben çözebilirim.” dedi. Bu, Nash’ın akli dengesini yitirmekte olduğunun ilk belirtisiydi. Bir süre sonra şizofreni teşhisiyle özel bir kliniğe yatırıldı. Princeton’dan bir dostu ziyarete gittiğinde, Nash’ı camdan dışarıya sabit bakışlarla bakarken buldu. “Nasıl olur?” diye söze başladı arkadaşı, “Nasıl olur da senin gibi bilimsel düşünen biri bunları söyler?” Uzaylılar meselesinden söz ediyordu arkadaşı. Nash kafasını kaldırdı. ‘Ama’ diye söze başladı, “Bu fikirler bana, matematikle ilgili fikirlerin geldiği yoldan geliyorlar.”

Rasih Yılmaz / İstanbul

12.02.2002


 

İsim benzerliği yüzünden 5 gün hapis yattı

Güvenlik güçlerinin sadece isme bakıp arama yapması büyük bir hataya yol açtı. 63 yaşındaki kalp hastası Cevat Korkmaz, aynı isimdeki suçlu yerine yakalandı ve mahkeme kararıyla hapse girdi. Hata, yakınlarının araştırması sonucu düzeltildi.

Sakarya’da 63 yaşındaki kalp hastası Cevat Korkmaz, isim benzerliğinin yol açtığı hata yüzünden 5 gün cezaevinde yattı. Olay, Adapazarı merkeze bağlı Kızılcıklı köyünde meydana geldi. Jandarma tarafından yapılan genel aramalar sırasında, Cevat Korkmaz’ın emniyetten bilgisayar sorgulaması yapıldı. Sorgulamada Korkmaz’ın Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ‘sahte çek vermek suçundan gıyabi tutuklama’ kararı olduğu ortaya çıktı. Arandığı tespit edilen ve başka hiçbir kimlik bilgisine bakılmayan Korkmaz, infaz polisine teslim edildikten sonra mahkemeye çıkarıldı. Mahkeme, gıyabi tevkif kararını vicahiye çevirerek Korkmaz’ı Akyazı Cezaevi’ne gönderdi. Korkmaz cezaevinde yatarken yakınları konuyu araştırdı. Bunun sonucunda yakalanan Cevat Korkmaz’ın 1939 Adapazarı Kızılcık köyü nüfusuna kayıtlı olduğu, aranan Cevat Korkmaz’ın ise 1950 Kandıra doğumlu olduğu ve Adapazarı Merkez Karadere nüfusuna kayıtlı bulunduğu belirlendi. 63 yaşındaki Korkmaz, serbest bırakıldı. Suçsuz yere yakalanan ve 5 gün cezaevinde yatmak zorunda kalan Korkmaz, yanlışlığı yapan kişiler hakkında tazminat davası açacağını söyledi.

Duran Savaş / Adapazarı

12.02.2002


 

Akdeniz Üniversitesi: Çiğköfte yasaklanmalı!

Akdeniz Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, çiğköftenin gıda zehirlenmesi ve bağırsak enfeksiyonlarına yol açtığı ortaya çıktı.

Araştırma, yüksek lisans öğrencisi Sinan Uzunlu ile Yardımcı Doçent Doktor İbrahim Yıldırım tarafından gerçekleştirildi. 1 yıl süren araştırma çerçevesinde, piyasanın 25 ayrı noktasından çiğköfte örnekleri alınarak mikrobiyolojik analizler yapıldı. Buna göre, piyasada satılan çiğköftelerde koliform, dışkı kaynaklı E. Coli, gıda zehirlenmesine sebep olan stphylacoccus, bağırsak enfeksiyonlarına sebep olan pseydomanas bakterilerinin düzeyi oldukça yüksek. Çiğ et, salça ve baharat kaynaklı bakterilerin farklı ısı ve sürelerde canlılığını koruduğu da belirlendi. Bunun üzerine çiğköfteler, Atom Araştırma Merkezi’ne gönderilerek ışınlama ile hijyen sağlanması denendi. Düşük dozda ‘gama’ ışını ile hijyen sağlandı. Sonuçları yorumlayan Yard. Doç. Dr. Yıldırım, “Bilimsel verilere göre ışınlanmamış çiğköfte üretmek ve satmak yasaklanmalı.” dedi. Ümit Karakaya, Antalya

12.02.2002


 

Irak, 128 Türk şoförünü tutukladı

Türkiye’den Irak’a şeker taşıyan 128 TIR şoförü yükleme hatası yaptıkları gerekçesiyle Irak hükümeti tarafından tutuklandı.

Bazı çuvalların üzerindeki tarih ve numaralarının değişik olduğunu tespit eden Irak polisi, Türk şoförleri Musul Zincirli Cezaevi’ne gönderdi. Yaklaşık iki aydır Türkiye’ye iade edilmeyen şoförlerin aileleri Dışişleri Bakanlığı’nın girişimde bulunmasını istedi. Bu şoförlerin bir kısmı Gazianteplilerden oluşuyor. Burç beldesine bağlı Kerer köyünde oturan şoförlerden Mustafa Sever, Mehmet Sever, Ali Balanbaz ve Ahmet Güney’in yakınları perişan durumda. Aileler, Türkiye ataşesi ile yaptıkları görüşmelerde olumlu bir sonuç alamadıklarını dile getirdi. Ahmet Güney’in yakını Zeki Güney de Musul’a kadar gittiğini, ancak sonuç alamadığını açıkladı. Mehmet Şahin, Gaziantep

12.02.2002


 

ABD’de sokak telefonlarına internet bağlandı

New York’ta hizmete sokulan yeni tip telefon kabinleri sayesinde, sokaktan elektronik posta yollamak ya da haber ve fotoğraf geçmek mümkün hale geldi.

‘Ücretli internet telefonları’ olarak nitelendirilen telefonları kullanmanın dakikası 25 sent (yaklaşık 325 bin TL). Yeni kuşak telefonlar, ‘TCC Teleplex’ firması tarafından hizmete sokuldu. Sarı–siyah–gümüş renkli kasalar içindeki yeni tür telefonların, 31 santimlik kırılmaz bir ekranı ve web–kamerası bulunuyor. Telefonların pornografik siteler ziyaret edilemeyecek şekilde programlandığı açıklandı. New York, aa

12.02.2002


 

160 kişiye 5 yıldır hem müdürlük hem de öğretmenlik yapıyor

Şanlıurfa’nın Siverek ilçesi Örgülü İlköğretim Okulu’nda görevli öğretmen İzzet Çoban, tam 5 yıldır köy okulunda toplam 160 öğrenciye hem müdürlük hem de öğretmenlik yapıyor.

Okulun bütün ihtiyaçlarını köylüyle kurduğu dayanışmayla yürüten Çoban, devlete yük olmuyor. Görevli olduğu okula sponsor bularak basket potası, veleybol ve futbol sahası yaptıran İzzet öğretmen, köylülerin yardımıyla okula bahçe duvarı da ördü. İzzet öğretmen, ayrıca 300 metre boru döşeyerek okula su getirdi. Okulun bahçesine yaklaşık 150 fidan diken İzzet öğretmen, okula 5 yıldır yaptığı söz konusu hizmetlerin bugünkü maddi değerinin en az 8 milyar civarında olduğunu, bu parayı köylülerin kendi aralarında topladığını söyledi.

Her şeyi devletten beklemenin yanlış olduğuna inanan İzzet öğretmen, köyde eğitimlerini ihmal eden çocuklar için mesaisinin dışında okuma yazma kursu da veriyor. İzzet öğretmen ev ev dolaşıp yaşları 14’ün üzerinde olan 22 çocuğun okuma yazma kursuna kayıt yaptırmasını sağladı. Siverek İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Çalışır, “Birçok öğretmen köy okuluna tayin yaptırmak istemezken, bu arkadaşımızın 5 yıldan bu yana bulunduğu köy okulunda hem de devlete hiç yük olmadan öğretmenlik yapması örnek bir davranıştır. Hatta bu öğretmen arkadaşımız mesai saatlerinin dışında Halk Eğitim Merkezi’nin düzenlediği okuma yazma kurslarında köylülere okuma yazma öğretiyor. Verdiği kurs için devletten yaklaşık 500 milyon TL ek ders ücreti alması gerekirken bu arkadaşımız bunu da istemiyor. Demek ki ülkede böyle öğretmenler de var.” dedi.

Mehmet Dener / Şanlıurfa

12.02.2002


 

Çocuklarını tedavi için İstanbul’a götüren baba, parasını hırsızlara kaptırdı

Mypathie hastalığına yakalanan 3 çocuğunu tedavi ettirmek için Erzurum’dan İstanbul’a götüren Köksal Taş, tedavi parasını çaldırınca zor durumda kaldı.

Erzurum’da özel bir şirkette asgari ücretle çalışan Köksal Taş’ın (35) Emin (10), Yasin (8) ve Metehan (2,5) adlı 3 çocuğu 1,5 yaşından sonra mypathie hastalığına yakalandı. Çocuklarını Erzurum’da çeşitli hastanelerde muayene ettiren Taş, çare bulamayınca, İstanbul’a gitmeye karar verdi. Baba Taş, biriktirdiği paranın üzerine Ramazan ayında yakınlarından gelen fitre ve zekatları da ekleyerek İstanbul’a gitti ve bir akrabasının yanına yerleşti. Bakırköy SSK, çocukları Çapa Tıp Fakültesi Nöroloji Servisi’ne sevk etti. Çapa Tıp Fakültesi’ne, 45 gün gidip gelen baba Taş ve üç çocuğuna film için 9 ay sonrasına gün verildi. İstanbul’da bu kadar beklemeye tahammülü olmayan Taş, 5 filmi tanesi 85 milyondan özel bir klinikte çektirdi. Çocukların altıncı filmi ise klinikte bedava çekildi. Çünkü, baba Taş kliniğe gidip gelirken aklına hiç gelmeyecek bir olayla karşılaştı.

Çocuklarına ait reçeteler ve resmi evraklar ile cebindeki 600 milyon lira hırsızlarca çalındı. Taş, bunun üzerine yakınlarından aldığı bilet parasıyla Erzurum’a geri döndü. En büyük oğlu Emin’i bu öğretim döneminde İbni Sina İlköğretim Okulu’na kaydettirdiğini; ancak çocuğunun bir ay sonra okuldan uzaklaştırıldığını belirten baba Taş, çocuklarıns ortopedik engelli olmalarının eğitimlerine engel olmamasını istiyor.

Orhan Yıldırım, Erzurum

12.02.2002


 

4 bin 500 yeni öğretmen atandı

Milli Eğitim Bakanlığı, 4 bin 500 yeni öğretmen atadı. Bakanlık Başöğretmen Salonu’nda bilgisayar kurasıyla yapılan atamada yeni öğretmenlerin tamamı 26 Doğu ve Güneydoğu iline tayin edildi.

Doğu illerinden tercih yapmayan ve tercihi dışında atamayı kabul etmeyen adaylar ise puanları yüksek de olsa atanmadı.

12 branşa yapılan atamada 3 bin 82 ile en fazla sınıf öğretmenliğine tayin yapıldı. Fen bilgisine 668, sosyal bilgilere 400 atama yapılırken, matematiğe 102, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenliğine 100, beden eğitimine 100, okulöncesi öğretmenliğine ise 10 aday atandı. Beslenme öğretmenliğine 4, müziğe 7, Türk dili ve edebiyatına 4, zihinsel engelliler sınıf öğretmenliğine 12, İngilizce öğretmenliğine de 11 kişi atandı.

Sınıf öğretmenliğine, sınıf öğretmenliği bölümü mezunları ile, eğitim fakültelerinin; matematik, fen bilgisi, fizik, kimya, biyoloji, sosyal bilgiler, tarih, coğrafya, Almanca, Fransızca ve beden eğitimi öğretmenliği bölümü mezunları atandı. Eğitim fakültelerinin diğer bölümleri ile fen edebiyat fakültesi gibi diğer fakülte mezunları atamaya dahil edilmedi. 5 bin kadrodan kalan 500 kadro ise daha sonra atama yapılmak üzere zihinsel engelliler sınıf öğretmenliğine ayrıldı. Atama sonuçları Milli Eğitim Bakanlığı’nın “www.meb.gov.tr” adresinden öğrenilebilecek. İbrahim Asalıoğlu, Ankara

12.02.2002


 

İlk özel bilirkişi kurumu faaliyette

Türkiye’nin ilk özel “bilirkişilik kurumu” olmaya aday olan Ceza Hukuku Derneği kuruldu.

Mevcut yasal düzenlemelere göre Türkiye’de adli olaylarda bilirkişilik yapma görevi Adli Tıp Kurumu'nun tekelinde bulunuyor. Söz konusu dernek eğer isminin başına “Uluslararası”, “Türkiye” nitelemelerini de alırsa kendisine gelen adli vakalarla ilgili müracaatlarda bilimsel mahiyette mütalaalar verebilecek. Şimdilik Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi içinde faaliyet gösteren dernekte sosyolog, psikolog, pedagog, adli tıp uzmanları ve kriminal uzmanlar görev alıyor. Türkiye ve uluslararası ceza hukuku alanında bilimsel, doktrinal, eğitici ve öğretici çalışmalar yapmak amacıyla kurulan derneğin şimdilik 27 üyesi mevcut. Dernek üyeleri arasında Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Prof. Dr. Feridun Yenisey gibi ünlü hukukçular da bulunuyor. Derneğin saymanı olan avukat Ali Rıza Dizdar, “Adli Tıp Kurumu yetersiz kalıyordu. Tarafsız ve doyurucu çalışmalara imza atacağız.” dedi. Erkan Acar, İstanbul

12.02.2002


 

Batı Trakyalı öğrenciler sıkıntılı

8 yıllık temel eğitim mevzuatı, Batı Trakyalı soydaş öğrencileri olumsuz yönde etkiliyor.

Yunanistan’da altı yıl ilkokul eğitimi alan öğrenciler, söz konusu yasa sebebiyle Türkiye’deki okullara “yedi yerine altıncı sınıftan başlamak” zorunda kalıyorlar. Bu bir yıllık kayıp yüzünden, artık Türkiye’nin tercih edilmediği belirtiliyor. MHP Bursa Milletvekili Orhan Şen, bu sıkıntıyı bir soru önergesi ile Meclis gündemine getirdi. Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu, soru önergesine verdiği cevapta sıkıntıyı doğruladı. Yunanistan’da altı yıllık ilkokulu tamamlayan bir soydaş öğrencinin, Türkiye’de okula altıncı sınıftan başlayarak bir yıl kaybettiğini vurgulayan Bursa Batı Trakya Türkleri Derneği Başkanı Mustafa Dündar, bu konuda çok sayıda şikayet aldıklarını bildirdi. Dündar, “Çocuklarını Türkiye’de okutmak isteyenler, bu yüzden tereddüt yaşıyor. Sıkıntının giderilmesi için bir formül bulunmasını bekliyoruz.” dedi.

Zekai Özçınar, Çankaya

12.02.2002


 

Basın Yasa Tasarısı fakülteden tepki aldı

Ege Üniversitesi (EÜ) İletişim Fakültesi öğretim üyesi Yard. Doç. Oğuzhan Kavaklı, Basın Kanunu'nun hazırlanmasında iletişimcilere danışılmamasını eleştirdi.

14 Şubat’ta Ankara’da söz konusu tasarının tartışılacağı bir toplantı yapılacağını hatırlatan Kavaklı, bu toplantıya iletişim fakültelerinden kimsenin davet edilmediğini kaydetti. Kavaklı, tasarının 6. maddesinde ortaöğretim mezunlarının bile sorumlu yazı işleri müdürü olabileceğinin öngörüldüğünü belirterek, bu maddeyle iletişim fakültelerinin inkâr edildiğini ifade etti. Türkiye’de 20 iletişim fakültesinin yılda yaklaşık 3 bin mezun verdiğine dikkat çeken Kavaklı, “Tasarı genel hatlarıyla çağdaş özellikler içermesine rağmen bu maddesiyle 50 yıl geride kalmıştır.” dedi. Kavaklı, tasarının bazı maddelerinde eksiklik bulunduğunu sözlerine ekledi. Mustafa Yüksel, İzmir

12.02.2002


 

Erzurum’da 739 veliye ceza kesildi

Erzurum’da çocuklarını okula göndermeyen 739 veliye Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından para cezası verildi.

Erzurum Milli Eğitim Müdürü Fevzi Budak, 8 yıllık eğitimle birlikte Erzurum’da çocukları okula gönderme oranının arttığını söyledi. Budak, 2001–2002 eğitim–öğretim yılında çocuklarını okula göndermeyen veliler hakkında cezai işlem için tebligat gönderdiklerini bildirdi. Çocuğunu okula göndermeyen velilere, 90 günlük sürenin her günü için 15 milyon lira para cezası verileceğini hatırlatan Budak, “Velilere verilecek para cezasının yanında savcılığa da suç duyurusunda bulunacağız. Eğer veliler çocuklarını okula gönderme kararı alırsa, haklarında başlatılan işlemler durdurulacak.” dedi. Enis Öznük, Erzurum

12.02.2002


 

Süte su karıştırdığı için dayak yedi!

Antalya’da süte su karıştırdığı iddia edilen bir süt satıcısı, kimliği belirlenemeyen meslektaşı tarafından dövülerek hastanelik edildi.

Antalya’nın Yenidoğan Mahallesi Menzil Sitesi’ndeki müşterilerine süt satan Güldane Avcı (37), kimliği belirlenemeyen bir başka süt satıcısı tarafından sopayla dövüldü. Vücuduna aldığı darbeler sonucu yaralanan Avcı, çevredeki vatandaşlar tarafından Antalya Devlet Hastanesi Acil Servisi’ne kaldırıldı. Polise verdiği ifadesinde, kendisi döven kişiyi tanımadığını belirten Avcı’nın, “35–40 yaşlarında süt satıcısı bir erkek yanıma gelerek, (Sen süte su karıştırıp satıyorsun. Benim bölgeki müşterilere sulu süt satmaya utanmıyor musun?) diyerek beni dövdü. Süte su karıştırdığım falan yok.” dediği öğrenildi. Antalya, aa

12.02.2002


 

Mermiyle oynayan 2 onbaşı şehit oldu

Edremit 19. Piyade Tugayı’na bağlı 1. Bergama Piyade Tank Taburu’nda görev yapan 2 onbaşı, kurcaladıkları roketatar mermisinin ellerinde patlaması sonucu, şehit oldu.

Cumartesi günü Tabur Eğitim Alanı’nda yalnız oldukları sırada roketatar mermisini kurcalarken meydana gelen patlamada, Onbaşı Recep Yıldız (23) ile Onbaşı Selçuk Gül (24) hayatlarını kaybetti. Şehitler için, dün 1. Bergama Piyade Tank Taburu’nda tören düzenlendi. Törenin ardından, Recep Yıldız’ın cenazesi Balıkesir’in Bigadiç ilçesine, Selçuk Gül’ün cenazesi ise Çanakkale’nin Gelibolu ilçesine gönderildi. Çanakkale, cha

12.02.2002


 

Bekçiler hırsız çıktı

İstanbul Silivri’de aralarında milletvekillerine ait olanların da bulunduğu 25 evi soyan hırsızlar yakalandı.

Sanıkların, 2 bekçi ile enişteleri olduğu ortaya çıktı. Silivri Gümüşyaka Jandarması tarafından yakalanan sanıklar, mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. MHP Milletvekili Mehmet Pak ile DYP Milletvekili Nihan İlgün’ün Silivri’deki yazlık evlerinin de bulunduğu 25 ev soyuldu. Hırsızlık olaylarından sonra kontrolleri sıklaştıran jandarma, bölgeyi yakın takibe aldı. Takip sonucu yazlıkları soyanların bekçiler olduğu belirlendi. Yakalanan bekçilerin evinde yapılan aramada bazı elektronik aletler bulundu. İlk sorgularında suçlarını itiraf eden Süleyman Akbaş, Davet Akbaş ve enişteleri Abdullah Tanrıverdi, çaldıkları bazı elektronik cihazları İstanbul’da sattıklarını söyledi. Sanıklar tutuklanarak cezaevine gönderildi. İstanbul, Zaman

12.02.2002


 

Depremzedeleri şimdi de soğuk vurdu

Depremin vurduğu Afyon’da soğuk hava ve kar yağışı hayat şartlarını daha da zorlaştırdı, çocuklar soğuk hava nedeniyle hastalandı.

Dün sabahın erken saatlerinde başlayan yağış yüzünden, depremzedelerin büyük bölümü, su geçirmeyen çadırla-rından dışarıya çıkamadı. Sultandağı, Çay, Bolvadin ve Çobanlar ilçeleri ile bu ilçelere bağlı belde ve köylerde sabahın erken saatlerinde kar ve yağmur yağışı başladı. Depremin ardından evleri hasar gören ya da psikolojik sebep-lerle evlerine girmekten çekinerek, çadırlarda yaşamaya başlayan depremzede çocuklar olumsuz şartlar ve soğuk hava yüzünden hastalandı. Çadırlarda barınan aileler, soğuk havanın olumsuz etkisiyle birlikte çocuklarının üşütmeye bağlı hastalandıklarını ve yüksek ateş şikayet-leri bulunduğunu söylediler.

12.02.2002


 

Yaptığı evi yıkılan depremzede mahkûm oldu

Marmara depreminin ardından Sakarya’da yıkılan binalarla ilgili açılan davalarda tek mahkumiyet kararı, kendi yaptığı evi yıkılan Hasan Yıldırım ile inşaatta birlikte çalıştığı 2 arkadaşı hakkında verildi.

Ferizli ilçesine bağlı Bakırlı köyünde depremden 5 yıl önce yaptığı tek katlı ahşap evi çöken ve eşini bu evin enkazında yitiren Hasan Yıldırım (41) ile inşaatta birlikte çalışan Şerafettin Can (45) ve Yunus Hızlı (47) ‘dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme sebebiyet verme’ suçuyla yargılandıkları davada, 10’ar ay hapis cezasına çarptırıldılar. Adapazarı 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi, sanıkların olayda kasıtlarının olmadığını ve eşini kaybeden Yıldırım’ın yaşadığı acıyı göz önünde tutarak hapis cezasını 5 yıl süreyle tecil etti. 17 Ağustos 1999’daki depremde 11 bin 678 konut ve bin 333 binanın yıkıldığı, 4 bin kişinin hayatını kaybettiği Adapazarı’nda 685 dava açılmış, bunlardan 665’i tamamlanmıştı. Bütün davaların beraatle sonuçlandığı Sakarya’da ilk mahkumiyeti alan Hasan Yıldırım, böyle bir kararı normal karşıladığını söyledi. Yıkılan evin altında eşini kaybettiği için yeni evini depreme dayanıklı inşa etmeye başladığını belirten Yıldırım, “Keşke o zaman param olsaydı sağlam ev yapsaydım, eşim enkaz altında kalıp can vermeseydi.” dedi. Kendisine ve arkadaşlarına verilen hapis cezasını normal karşıladığını belirten Yıldırım; ancak diğer davaların beraatle sonuçlanmasını yadırgadığını ifade etti.

17 Ağustos depreminde 7 bin binanın yıkıldığı, 9 bin 477 kişinin hayatını kaybettiği Kocaeli’nde Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı tarafından 800 dava açılmış, ceza alan olmamıştı. Aynı durum, 27 Haziran 1998’de 6,2 büyüklüğündeki Ceyhan depremi sonrası da yaşanmıştı. 4 bini Adana’da, 1000 tanesi de Ceyhan’da olmak üzere 5 bin civarında binanın yıkıldığı depremde 145 kişi hayatını kaybetmişti. Depremin hemen ardından 4 müteahhit gözaltına alınmıştı. Yargılanan müteahhitlerin hepsi daha sonra hüküm giymeden serbest kaldı. Duran Savaş, Fikri Kaya, Mevlüt Yiğit, Adapazarı, İzmit, Ceyhan

12.02.2002


 

Deprem sigortası olmayana yardım yapılmayacak

Afyon’da 3 Şubat’ta meydana gelen deprem ve sonrasında alınan tedbirler dün yapılan Bakanlar Kurulu toplantısında görüşüldü. Toplantıda, sorunların değerlendirilmesi için üç bakandan oluşan bir komisyon kuruldu.

Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Tunca Toskay, ilgili bakanların deprem bögesindeki gelişmelerle ilgili olarak bilgi sunduklarını açıkladı. Toskay, deprem sigortası yaptırmayanların durumunun ne olacağının sorulması üzerine, “Bu sigortayı yaptırmayanlara konut tedariki konusunda destek olamayacağız.” dedi. Toskay’ın verdiği bilgiye göre, depremde 2 bin 973’ü hasarlı ve 2 bin 174’ü ise çok hasarlı olmak üzere 5 bin 151 işyeri zarar gördü. Deprem bölgesine 20 bin 140 çadır, 76 bin 62 battaniye ve 12 bin 500 soba gönderildi. Toskay, yarından itibaren deprem bölgesindeki çiftçilere pancar bedellerinin ödenmeye başlanacağını söyledi. Edip Ali Yavuz, Ankara

12.02.2002


 

‘Çay kaymakamının değişmesini Vali Ahmet Özyurt istedi’

Deprem sonrasında, Afyon’un Çay ilçesi Kaymakam Vekili Turgay İlhan’ın başka bir ilçeye tayin edilmesinin, Afyon Valisi Ahmet Özyurt tarafından talep edildiği açıklandı.

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, dün gazetelerde konuyla ilgili haberler hatırlatıldı. Açıklamada, Devlet Bakanı Hasan Gemici ile Kaymakam Turgay İlhan arasında tartışma olmadığı belirtildi. İlhan'ın staj aşamasında bulunması sebebiyle Afyon Valisi Ahmet Özyurt'un, daha önce deprem bölgesinde çalışmış Sakarya Vali Yardımcısı Mehmet Solgun’un söz konusu göreve vekaleten atanması hususunda teklifte bulunduğu kaydedildi. Devlet Bakanı Gemici, tayinle ilgili bir müdahalesi ve bilgisinin olmadığını ifade ederken, Afyon Valisi Özyurt da, söz konusu değişikliği kendisinin talep ettiğini doğruladı. Haber Merkezi

12.02.2002


 

Kalp pili sorununu 3 bakan çözecek

Emekli Sandığı Genel Müdür Yardımcısı Sevim Gölgeli, kurumlarına üye hastaların kalp pili konusunda yaşadıkları sorunların, üç bakanın bir araya gelmesiyle çözüleceğini söyledi.

Dün gazetemizde yayınlanan, “Hastalar ortada kaldı” başlıklı haber üzerine bir açıklama yapan Sevim Gölgeli, Emekli Sandığı’nın tek başına politika üreten bir kurum olmadığını, alınan kararları uyguladığını ifade etti. Maliye Bakanlığı’nın 7 Ocak 2002 tarih ve 209 sayılı tebliği ile hastaların dışarıdan sarf malzemesi almalarının yasaklanması, 84 ana başlık altında toplanan bu sarf malzemelerinin hastaneler tarafından ihale yoluyla sağlanmasının zorunlu hale getirilmesinin, kurumları tarafından alınmış bir karar olmadığını belirten Gölgeli; ancak sorunun çözümü için bakanlığa müracaat ettiklerini kaydetti. Sağlık, Maliye ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlarının bir araya gelerek bu sorunu çözebileceklerini vurgulayan Gölgeli, “Bugünlerde üç bakan bir araya gelerek sorunu görüşecekler.” dedi. Özcan Yağmur, Ankara

12.02.2002


 

Kapkaççıların 151 yıl hapsi isteniyor

İstanbul’da, çok sayıda kapkaç, gasp, hırsızlık, adam öldürmeye teşebbüs ve yaralama olayına karıştıkları öne sürülen 14 sanık hakkında, “çıkar amaçlı suç örgütü oluşturmak” suçundan İstanbul DGM’ce dava açıldı.

Silivri’de yaklaşık 1,5 ay önce Sinan Dikilitaş’ın yakalanmasıyla başlatılan operasyonlarda gözaltına alınan 14 kişi hakkındaki soruşturmanın tamamlandığı öğrenildi. Sanıklardan Feridun Nurettinoğlu’nun, “çıkar amaçlı suç örgütü oluşturmak ve bu örgütün yöneticisi olmak”, “kasten adam öldürmeye teşebbüs”, “adam yaralamak”, “2 kez silahlı gasp”, “gasp”, “teşekkül halinde gasp”, “teşekkül halinde hırsızlık” suçlarına karıştığı gerekçesiyle 98 yıl 4 aydan 151 yıla kadar ağır hapis cezasına çarptırılması isteniyor. Diğer 13 sanığın ise 6 aydan 116 yıla kadar değişen oranlarda ağır hapis cezasına çarptırılması isteniyor. 11 sanığın tutuklu olduğu davanın görülmesine önümüzdeki günlerde başlanacak. İstanbul, aa

12.02.2002


 

Basın Konseyi: Bakan Durmuş sorumsuz

Basın Konseyi Yüksek Kurulu, Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un “Bakanlığımda eskiden basın mensuplarına sarı zarfla ödeme yapılmış. Benim dönemimde bir kuruş hiç kimseye çıkar sağlanmamıştır.” şeklindeki sözleriyle ilgili incelemesini tamamladı.

Basın Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre, Yüksek Kurul’un aldığı karar şöyle: “Sağlık Bakanı Osman Durmuş tarafından verilmemiş olmakla beraber, çeşitli basın organlarında isimlerinin yayınlanması üzerine kendilerinden bilgi istenen gazeteciler İzzet Aydın, Talat Atilla ve Murat Polat, iddiaları reddetmişlerdir. Bu durum karşısında Yüksek Kurul, Sağlık Bakanı’nın, elinde varsa somut bilgi ve belgeleri açıklamasının ahlaki bir zorunluluk olduğunu saptamıştır. Yüksek Kurul, bütün bir meslek grubunu suçlar şekilde bir iddia ortaya atmasına rağmen iddiasını kanıtlayacak bilgi ve belgeleri açıklamayan Sağlık Bakanı Osman Durmuş’un hareketinin ‘sorumsuzluk’ şeklinde nitelendirilmesine karar vermiştir.” İstanbul, cha

12.02.2002


 

Garipoğlu, çete suçlamasını reddetti

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilen Sümerbank’ın içini boşalttıkları ileri sürülen, bankanın eski sahibi Hayyam Garipoğlu’nun da aralarında bulunduğu 38 sanığın 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına başlandı.

Çete suçunun DGM kapsamından çıkartılmasının ardından İstanbul 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan Sümerbank davasına, tutuklu sanık Hayyam Garipoğlu ile başka suçtan tutuklu Muhammet Ciğer ve 11 sanık katıldı. Çete suçlamasını kabul etmeyen Garipoğlu, “Türkiye’nin belli başlı sanayicileri arasında iken bütün fabrikalarıma ve mal varlığıma el konuldu. Evimdeki televizyon bile hacizli. 70 müfettiş bankanın kayıtlarını 2 yıl inceleyerek bana suç bulmaya çalıştılar. Ben yalnızca kredi verdim.” dedi. Diğer sanıklar da haklarındaki suçlamaları reddettiler. Garipoğlu’nun avukatı Hamdi Say ve diğer sanık avukatlarının müvekkillerinin tahliyelerini talep ettu. Verilen aranın ardından mahkeme heyeti tahliye talebini reddederek duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Yaklaşık 7 saat süren duruşmayı, Garipoğlu'nun annesi, eski eşi ve 2 çocuğu da izledi. Nuri İmre, İstanbul

12.02.2002


 

Hekimoğlu’nu ziyaretlerim

Telefonun öbür ucunda sevdiğim bir ses: Ahmed Ersöz: – Hocam, arabamı bekliyorum. Az sonra gelecek, birlikte bir yere gideceğiz. Gelir misiniz? Cevabım kesin: – Sana o kadar itimat etmişim ki, nereye gideceğiz, demeye bile ihtiyaç duymadan evet, diyorum. Biliyorum ki sen beni yanlış yere götürmezsin.

Az sonra kapımızın önünde kırmızı araba duruyor, hemen Dikmen hoca ile iniyorum. Yerime otururken şoförümüze takılıyorum:

– Eskiden gaza’ya atıyla çıkan gazilere ganimet taksiminde atıyla çıktığı için iki hisse verirlermiş. Sen de arabanla hizmettesin, inşaallah sevapta iki hisse alacaksın.

– Hocam, biz hisse filan düşünecek halde değiliz. Sadece Rabb’imiz affetsin yeter!..

Arabamız hızla Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ne yöneliyor ve karşıya geçince anlıyorum ki, Şile’de hapiste bulunan Hekimoğlu’na gidiyoruz.

Sevincimiz bir kat daha artıyor ve birbuçuk saat kadar yeşillikler arasında yolculuktan sonra Şile Cezaevi’ne ulaşıyoruz. Ancak bir şaşkınlıktır alıyor beni. Çünkü tel örgünün içinde bana hitap eden bir ak sakallı zat:

– Hocam buraya, buraya! diye sesleniyor. Bu sesin sahibini tanıyorum tanımasına da. Aksakal ne zaman bu nur yüzle kucaklaşmış?

Evet, Hekimoğlu’nda, Rabb’imizin azabından âzâd olma işareti olan ak sakalı görünce onun meşhur nüktesini hatırlatıyor ve takılıyorum.

– Eskiden derdiniz ki, aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık. Şimdi ne sakal var, ne de bıyık, tükür tükürebildiğin kadar. Nasıl? Aynı şeyi şimdi de söyleyebiliyor musun?

– Hayır! diyor. Artık hem sakal var, hem de bıyık. Tükürecek yer kalmadı. Hem beni işte şu camiye imam yaptılar. Ben bütün gün burada Kur’an okuyor, çevreme nasihatlarda bulunuyorum. Artık saçlı, sakallı bir imam durumundayız.

– İnşaallah, dinleyenler de istifade ediyorlar...

Biraz duraklıyor, sonra tane tane ilave ediyor:

– Maalesef ümid ettiğimiz kadar değil. Çünkü, eskiden hapishanelerde gözü, gönlü meşgul edecek menfî şeyler yokmuş. Müsbetini bulanlar hemen sahip çıkıyor, istifade ediyormuş. Şimdi ise her koğuşa bir televizyon yerleştirmişler. Üzülerek ifade edeyim ki, bu televizyonlar mahkumları büyük çapta bozuyor, hatta üzüyor, hapis musibetini katmerli şekle sokuyor. En adi sahneler, en cazip hayat şekilleri... Bunları seyreden mahkum bakıyor ki, kendisinde bu hayatın hiçbiri yok, hepsinden de mahrum. Elemi bir kat daha artıyor, sıkıntısı kambur üstüne kambur şekline dönüşüyor...

– Yani televizyonu eğlensinler, rahatlasınlar diye koyuyorlar; ama tam aksi mi oluyor, eğlenme yerine ıstırapları çoğalıp, ruhen bozulmalara mı sebep oluyor?

– Evet, tam öyle. Ruhî sarsıntılara bile sebep olabiliyor. Ahlâkî dejenerasyonu getiriyor. O kadar ki bizi dinleme konusunda sabırsızlık hali geliyor, birkaç kelimeyi ancak ifade edebiliyorum. Hemen koşuyorlar televizyona...

– Öyle ise senin de sıkılman söz konusu oluyor.

– Ben biraz farklı buluyorum kendimi. Zira ben hapse düşmekle çok fazla bir şey kaybetmiş değilim. Alışkanlıklarım yok ki, onların mahrumiyetinden sıkıntı çekeyim. Nitekim Sağmalcılar Cezaevi’nde iken bana sahip çıkan bazı gençler sordular:

– Ağabey, televizyon ister misin? Hemen yanına getirelim.

– Aman ha! dedim. Ben televizyon, teyp, radyo falan istemem. Bana kitap verin.

– Yemeklerden ne istersin, hemen yaptıralım.

– Yemek de istemem. Sadece bir ekmek parçasıyla bir kaşar parçası bana yetip de artıyor.

Bunu duyan genç, şöyle bir doğruldu da dedi ki:

– Ağabey, sen zaten dışarıda da hapisteymişsin, burada kaybedecek bir şeyin yok ki! Sana ha dışarısı, ha içerisi!..

* * *

– Burası da çok güzelmiş, havadar ve serin, diyorum.

– Şevket Eygi’nin cevabıyla cevap vereyim, diyor:

“En iyi hapishane, içinde bulunmadığın hapishanedir!”

– Ziyaretçilerle aran nasıl?

– Çok memnunum, araba araba geliyorlar, saatlerce burada sohbet ediyoruz. Beni yalnız bırakmıyorlar. Çok faydası oluyor.

* * *

Enteresan şeyler anlatıyor. Vedalaşarak ayrılıyoruz. Arkadaşımızın eline uzattığı Yeni Ümit dergisine bakarak o içeriye yöneliyor, biz de arkamıza baka baka dışarıya uzanıyoruz. Ama gönlümüz yıkık, kalbimiz buruk...

Not: Yıllar önce hapishanede yatarken ziyaret ettiğimiz Hekimoğlu’na bu sefer hastanede yatarken ziyarete gidiyoruz. Yine gönlümüz yıkık, kalbimiz buruk Allah’tan kendisine en kısa zamanda şifalar vermesini bütün ruhu canımızla dua ve niyaz ediyoruz.

AHMED ŞAHİN

12.02.2002


 

İKÖ-AB Ortak Forumu uzlaşma mesajlarıyla başladı

Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in önerisi üzerine, Türkiye’nin ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen “Uygarlık ve Uyum: Siyasi Boyut” konulu “İKÖ-AB Ortak Forumu” başladı.

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ve Avrupa Birliği (AB) ülkelerini biraraya getiren Forumun açılışından önce, Dışişleri Bakanı Cem, katılımcı bakan ve heyetleri toplantının yapıldığı Çırağan Sarayı Balo Salonu girişinde karşıladı. Daha sonra Forum saat 09.00’da Cem’in konuşmasıyla başladı.

Dışişleri Bakanı İsmail Cem, önemli iki siyasi örgüt olan İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ve Avrupa Birliği’nin (AB), kültürler arasında daha iyi bir anlayışa varma çabalarına katkı yapma yönünde ortak sorumluluk taşıdıklarını söyledi. “Bu konferansı içinde bulunduğumuz özel konjonktürde düzenliyor olmamız rastlantı değildir. Gerçekten de, bu buluşmayı zorunlu kılan ve muhteşem katılımı gerçek kılan, hepimizin gözlemlediği somut bir gereksinim ve hepimizin hissettiği bir tehlike olmuştur” diyen Cem, 11 Eylül saldırılarının, farklı kültürler ve uygarlıklar arasındaki temel anlayışın ne kadar dayanıksız olduğunu ve derin önyargıların kolayca su yüzüne çıkabileceğini ortaya koyduğunu kaydetti.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer açılışta konuklara hitaben bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, “Tarihsel deneyimi ve bilinci özümseyen İKÖ ve AB ülkelerinin 21. yüzyılın başlangıcında biraraya gelerek, insanlığın karşı karşıya bulunduğu orta ve uzun erimli sorunları birlikte belirlemeleri ve bunlara birlikte çözüm aramaları, evrensel barış ve gönence önemli bir katkı oluşturacaktır” dedi. Forumun açılışında Bakan Cem’in ardından konuşan Cumhurbaşkanı Sezer, uluslararası toplumun iki önemli kuruluşu olan İKÖ ile AB’nin temsilcilerini ilk kez biraraya getiren İKÖ-AB Ortak Forumu’nun İstanbul’da toplanmasından büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.

Forumda ayrıca, AB Dönem Başkanı İspanya’nın Dışişleri Bakanı Josep Pique, İKÖ Dönem Başkanı Katar’ın Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad Bin Cabbar El-Tani, AB Ortak Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve İKÖ Genel Sekreteri Abdülvahid Belkeziz de söz aldı. Yapılan konuşmalardan bazıları kısaca şöyle:

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu

Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, yeni binyılın medeniyetler arası çatışmalara sahne olmasını isteyenler bulunduğunu belirterek, “Bugün böyle olmayacağını göstermemiz lazım” dedi. Papandreu, İKÖ-AB Ortak Forumu’nda yaptığı konuşmaya, ev sahibi Türkiye’ye teşekkür edip, Afyon depremi nedeniyle “başsağlığı” dileyerek başladı. Forumu çok önemli gördüğünü ifade eden Papandreu, “Buradayız. Çünkü yeni milenyumun medeniyetler arası çatışmalara sahne olmasını isteyenler var. Bugün böyle olmayacağını göstermemiz lazım. Amacımız bölünmüşlüğü ortadan kaldırmak” dedi.

Suriye Dışişleri Bakanı Faruk El-Şara

Suriye Dışişleri Bakanı Faruk El-Şara da, yaptığı konuşmada, ABD ve İsrail’i eleştirerek, şunları söyledi: “ABD, hala (öteki) kavramını anlayamıyor. Öteki ile işbirliği yapabilmek için çatışmaların önlenmesi gerekir. 11 Eylül saldırıları nedeniyle tabii ki ABD halkını anlayışla karşılıyoruz. Çünkü biz de İsrail’in davranışlarından mağduruz. Bugün ABD’nin de desteğiyle İsrail, 11 Eylül’ü gerekçe gösteriyor. İsrail’in Filistin’e yaptıkları kabul edilemez.”

AB Ortak Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solona

AB Ortak Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solona, 11 Eylül süreciyle bağlantılı olarak terör ile İslam arasında ilişki kurulmasına karşı olduklarını söyledi. Solona, İKÖ-AB Ortak Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmada, Forumun siyasi boyutuna değinirken, “AB olarak terör-İslam ilişkisini reddetmeye kararlıyız” dedi. Medeniyetlerarası diyaloğun önemine dikkat çeken Solana, “Bizler siyasi aktörleriz, elimizdeki araçları insanları yakınlaştırmak için kullanmamız gerekir” dedi ve siyasi diyaloğun, uzun ilişkiler kurması, güven bağlarını artırması ve anlayışı geliştirmesi gerektiğini vurguladı.

AB Dönem Başkanı İspanya’nın Dışişleri Bakanı Josep Pique

AB Dönem Başkanı İspanya’nın Dışişleri Bakanı Josep Pique, İKÖ-AB Ortak Forumu’nun açılış konuşmasında, İstanbul’un böyle bir toplantı için çok uygun bir kent olduğuna dikkat çekti. Son 10 yılda dünyanın çok değiştiğini ve ülkelerin birbirine artık daha yakın ve bağımlı hale geldiğini söyleyen Pique, sözlerini şöyle sürdürdü: “11 Eylül saldırıları trajik olaylardır ve kültürler arasında diyalog eksikliğiyle açıklanamaz. Bu bir terörist hareketti. Terörizm ortak düşmanımızdır ve dini, ırkı, dili ne olursa olsun herkesi ilgilendiren bir olgudur. Toplumlar şiddet ve nefret değil, sevgi ve dayanışma üzerinde kurulmalıdır.”

İKÖ Dönem Başkanı Katar’ın Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad Bin Cabir El Tani

İKÖ Dönem Başkanı Katar’ın Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad Bin Cabir El Tani de, yaptığı konuşmada, toplantı için ev sahibi Türkiye’ye teşekkür ederek, “Bu girişimi çok olumlu buluyoruz. Türkiye, İslam dünyası ile Avrupa’yı birleştirici önemli bir bir konumdadır” dedi. İslam dünyasının 11 Eylül nedeniyle bazı suçlamalara maruz kaldığını söyleyen El Tani, “Halbuki İslam masumdur. 11 Eylül sadece kendini ilgilendiriyor, İslam’ı değil. Bu suçlamalar İslam’a büyük gölge düşürdü.” diye konuştu.

Açılış oturumu, konuşmaların ardından “Aile Fotoğrafı” çekilmesiyle sona erdi.

Forumun öğleden sonraki bölümünde ise Başbakan Ecevit’in konuşacağı, “Siyasi ve Kültürel Kırılma Noktalarının Önlenmesi” konulu çalışma yemeği verilecek. “Günümüz Ortamında Ortak Sorunların Üstesinden Gelinmesi” ile “Medya ve Siyaset” konulu panellerin de gerçekleştirileceği Forumun ilk günü Mydonose Showland’da verilecek akşam yemeği ve “Dansın Sultanları” gösterisinin izlenmesiyle son bulacak.

12.02.2002


 

ABD’li düşünür Chomsky, İstanbul'da

ABD’li ünlü düşünür ve dil bilimci Noam Chomsky, İstanbul’a geldi. Türk Hava Yolları’na ait bir uçakla New York’tan gelen Chomsky, Atatürk Havalimanı’nda Şanar Yurdatapan, Sosyolog Pınar Selek ile folklorik kıyafetli 2 kız çocuğu tarafından çiçeklerle karşılandı.

Chomsky, gazetecilere yaptığı açıklamada, İstanbul’da olmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek, “Buradaki yazar, gazeteci ve insan hakları savunucularıyla dayanışma içinde olduğumu gördüm. Onlarla olmaktan gurur duyuyorum” dedi. Kitaplarının, Çin, Arjantin ve daha öncesinde eski Sovyetler Birliği’nde de yasaklı olduğunu ifade eden Chomsky, ancak ilk kez bir kitabı hakkında dava açıldığını belirtti. Chomsky, bu akşam The Marmara Oteli’nde, Bahçeşehir Üniversitesi ile Çağdaş Gazeteciler Derneği’nce düzenlenen bir konferansta konuşacak. Noam Chomsky, yarın da “Amerikan Müdahaleciliği” isimli kitabını yayınladığı için hakkında dava açılan Aram Yayınevi’nin sahibi Fatih Taş’ın, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki duruşmasını izleyecek.

Müzmin muhalefetin efendisi Noam Chomsky Türkiye’de!

Eyüp CAN

12.02.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Zaman'da Bugün
12 Şubat 2002


Zaman Spor

Haberler

Bütün haberler


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.