Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 
 

‘Ben meyve dediğim için Dünya Kupası’na katıldık’

Türk Milli Takımı, katılmak için can attığımız Dünya Kupası’na ilk kez 48 yıl önce iştirak etmişti. O dönemin takım kaptanı Turgay Şeren’di. Şeren, tarihi İspanya maçını, İtalyan çocuk Franco’nun attığı yazı-turayı anlattı: “Paranın bir yüzünde meyve, diğerinde at vardı. Ben meyve dedim, meyve geldi.”

Türk Milli Takımı, Suriye’yi 7–0 yenerek 1950 Dünya Kupası’na katılma hakkını elde etmişti; ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle Brezilya’ya gidememişti. Türkiye, tarihinde ilk kez Dünya Kupası’na katılma sevincini 1954 yılında yaşadı. Bu sevinci yaşayanlardan biri de takımın kalecisi ve kaptanı Turgay Şeren’di. Şeren’e İnönü Stadyumu’nun deniz tarafındaki kale arkası tribününün altında bulunan Profesyonel Futbolcular Derneği’nde 50 yıl öncesini ve 50 yıl sonrasını sorduk.

– Başkanı olduğunuz derneğin duvarlarında eski fotoğraflar var. Bu fotoğrafların ortak noktaları çamur sahalar, elle dikilmiş formalar, markasız kramponlar... Dün ile bugünü bir kıyaslayabilir misiniz?

O zamanlar sahalar çamurdu. Ayakkabılara bakın. Çivileri sürekli çıkardı. Halftaymda (devre arası) elden geçirirdik. 1955 yılında profesyonellik çıktı. Fakat kulüplerin fazla geliri yoktu. Biletler 125 kuruştu. Benim aldığım ilk parayı hatırlıyorum, 20 bin liraydı. 1967 yılında jübilemden 300 bin lira kazandım. Ama benim en çok kıskandığım şey sahalar. Avrupa’ya gittiğimiz zaman çim sahalarda idman yapmaya doyamazdık. İdman bitmesin derdik. Bizi kovarlardı, artık yeter derlerdi saha bakıcıları. Çim sahaya açtık. Bir de formaları kıskanıyorum. Futbolcular sahaya defileye çıkar gibi çıkıyorlar. Ha, bir de eldivenleri kıskanıyorum. Eldiven yoktu o zamanlar. Şimdikilerin her tarafı kauçuk.

– Eldiveniniz olmadığı halde Berlin Panteri unvanını aldığınız o tarihi maçı anlatabilir misiniz?

1951 yılıydı. Berlin savaştan yeni çıkmıştı. Şehrin yarısı yıkıktı. Otele gittik, otelin yarısı yıkıktı. Perdelerle kapatılmıştı odalar. O zamanlar büyük paralar yoktu. Portakal suyu içerken müsaade alırdık. Almanya maçını Berlin Olimpiyat Stadyumu’nda oynadık. İnanılmaz bir atmosferdi. Tribünlerde 110 bin kişi vardı. Göğü görmek için kafayı iyice kaldırmak lazımdı. Gayet iyi oynadık. İlk golü Recep attı. Son dakikalarda Muzaffer’in attığı golle 2–1 öne geçtik. Almanlar ‘Tempo, tempo’ diye bağırıyorlardı. Süre dolmuştu; fakat hakemin düdüğü tezahurattan duyulmuyordu. Hakem baktı olmayacak, koşup topu kucağına aldı ve maçı bitirdi.

– Bir de meşhur Macaristan zaferi var...

O zaman İstanbul’da muazzam kar vardı. Rahmetli Adnan Menderes ve Futbol Federasyonu’nun o zamanki başkanı Hasan Polat söz verdiler Macar takımını Türkiye’ye getireceğiz diye. Macaristan o zamanlar dünyada bir numaraydı. İzmir, Ankara ve İstanbul’da üç maç oynadık. İzmir’de 11–2, Ankara’da 4–2 yenildik. İstanbul’da ise 3–1 biz kazandık. Avrupa gazeteleri birinci sayfadan yazdı, Türkiye Macaristan’ı yendi diye.

– 17 Mart 1954, Türk futbolunun önemli tarihlerinden biri. Bu tarihte kurayla İspanya’yı saf dışı bıraktık ve ilk kez Dünya Kupası’na iştirak ettik. O anı anlatabilir misiniz?

İspanya ile oynadığımız ilk maçı 4–1 kaybettik. O maçta ben sakat olduğum için kalede Şükrü vardı. Rövanşı Burhan’ın attığı golle 1–0 kazandık. O zamanlar averaj olmadığı için tarafsız bir sahada üçüncü bir maç oynayacaktık. Bu saha Roma Olimpiyat Stadı’ydı. İspanyollar bizi nasıl olsa eleyeceklerini düşündükleri için Lozan’da otellerini bile ayırtıp bayraklarını çektirmişlerdi. 2–1 galiptik 80. dakikaya kadar. 2–2 oldu, maç uzadı. Uzatmada ben sakatlanıp çıktım, yerime Şükrü girdi ve maçın berabere bitmesini sağladı. Dünya Kupası’na gidecek takımı kura belirleyecekti artık. Ben kaptan olarak hakemin yanına gittim, İspanyol kaptan da geldi. Bir de kenarlarda dolaşan bir çocuk vardı. Adı Franco’ymuş. Ben ‘Gel bakayım, kurayı sen at’ dedim. İtalyan parasının bir tarafında meyve, diğer tarafında at vardı. Ben meyveyi istedim, meyve geldi. İspanyollar çılgına döndüler, soyunma odalarının camlarını kırdılar, birbirlerine bağırdılar. Bizim odada da sevinç çığlıkları vardı. Franco’yu odamıza getirdik, omuzlara aldık. Kadere bakın ki İspanyolların İsviçre’de ayırttıkları otelde biz kaldık. İspanyol bayrağı indirildi, Türk bayrağı göndere çekildi. İsviçre’de ilk maçımızı Batı Almanya ile yaptık, 4–1 kaybettik. Sonra Güney Kore ile oynadık, 7–0 yendik. Ardından statü gereği Batı Almanya ile bir maç daha yaptık ve 7–2 mağlup olduk. Bu maçta onların meşhur Walter’ini bizim Mustafa Ertan tutuyordu. Onların hocası, Walter’i kenara çağırıp bir şeyler söyledi. Walter sağ bek oynamaya başladı. Tabii bizim Mustafa da onu tutmak için peşinden gitti. Açılan koridordan beş dakika içinde iki gol yedik ve çözüldük. Sonra da Almanya finalde Macaristan’ı 3–2 yenip dünya şampiyonu oldu.

– Parasızlık nedeniyle 1950 Dünya Kupası’na katılmama kararı alındığında kamuoyunun tepkisi ne olmuştu?

Dünya Kupası şimdiki gibi revaçta değildi. Gidip gitmemek o kadar önem arz etmiyordu. Ekonomik sıkıntılar vardı. Kimse, niye gitmiyoruz tartışması yapmadı. Dünya haritasına bakınca Brezilya çok uzak geldi ve gitmememizin pek de üzerinde durulmadı.

– Takım arkadaşlarınızla görüşüyor musunuz?

Rober, Çetin, Basri ve Necmi rahmetli oldu. Suat Mamat’la sık sık buluşuyoruz. Rıdvan Bolatlı ile görüştük geçenlerde. Lefter, Mustafa Ertan, Burhan Sargın, Rıdvan Bolatlı ve Erol Keskin hayattalar. Futbol Federasyonu bir jest yapıp bu isimleri Dünya Kupası’na davet ederse çok büyük bir vefa örneği göstermiş olur.

– Rakiplerimizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Brezilya çok formda değil. Çin’in maçlarını izliyorum, Çin ordusu diyorlar ya, öyle koşuyorlar. Fizik güçleri çok iyi. Kosta Rika, Güney Amerika futbolu oynuyor. Çok dikkatli olmamız lazım. Kolay maçlar değil. Biz katılmakla büyük bir başarı elde ettik. Milyonlarca kişi bizi izleyecek, bayrağımız taşınacak, marşımız söylenecek. Bu bile gurur verici.

– Sizin jenerasyon şimdi olsaydı neler yapardınız?

Şimdiki futbolculara bir şey demiyorum. Hakikaten çok iyiler. Ama o Macaristan’ı yenen jenerasyon bugünkü antrenman tarzıyla, maddi imkanlarla, ayakkabılarla, eldivenlerle zannediyorum dünyaya kök söktürürdü. ŞEREN’DEN SEÇMELER ‘Santrfor 3 sene, kaleci olursan 10 sene oynarsın’ Lisedeyken çok iyi voleybol oynuyordum. Okul takımında da santrfordum. Santrfor oynamayı çok seviyordum. Çünkü gol atmak çok güzel bir şeydi. Bir gün Galatasaray Lisesi’nin bahçesinde beşer penaltı atarken, Galatasaray’ın hocası Molyer revirden bizi seyrediyormuş. Ben atılan beş penaltıyı da kurtarınca kim bu diye sormuş. Demişler ki lisenin santrforu. Geldi aşağıya, ‘Bak’ dedi, ‘Kaleci oynarsan on sene, santrfor oynarsan üç sene oynarsın. Gel seni kaleci yapalım.’ Ondan sonra beni Galatasararay’ın genç takımında kaleci oynatmaya başladılar. ‘İnönü Stadı’nda kaleye geçtim, 19 yıl kaldım’ 1948 yılında Erdoğan’ın yerine oynadım Admira’ya karşı İnönü Stadı’nda. 4–0 mağluptuk. Son yarım saatti. Ben girdim. Öylesine şansım vardı ki top ayağıma çarpıp çıkıyor, koluma çarpıp çıkıyor, yan topları alıyorum... Herkes şaşırdı. Kim bu genç? Turgay... Sonra Galatasaraylı Turgay oldum, Berlin Panteri Turgay Şeren oldum, 19 yıl kalecilik yaptım. Bundan çok gururluyum. ‘Şenol Güneş istikrarlı ve iyi bir kaleciydi’ Şenol Güneş iyi bir kaleciydi. Harika bir kaleci diyemezsiniz; ama fena bir kaleci de diyemezsiniz. Şenol her zaman belirli bir çizgide oynamıştır. İstikrarlıydı, sayılı Türk kalecilerinden biriydi. Milli Takım’ı amacına ulaştırdı ve başarılı oldu. Özellikle Avusturya maçlarında çok güzel futbol oynattı. Kendisini alkışlıyorum. ‘Dünya Kupası’nda ikinci tura çıkarsak başarıdır’ Dünya Kupası’nda şansımız var veya yok. Tarihimizde Batı Almanya’yı yendik, dünya takımı olan Macaristan’ı yendik, futbolda her zaman şans vardır. Ama bizim için en büyük başarı ikinci tura çıkmak olacaktır. Dünya Kupası’nda favori olarak Fransa’yı görüyorum. Takımlarını bozmadılar. Her oyuncusu Avrupa’nın en iyi takımlarında oynuyor. Avrupa’nın ve dünyanın son şampiyonu. Brezilya çok formda değil. Çin’in maçlarını izliyorum, Çin ordusu diyorlar ya, öyle koşuyorlar. Fizik güçleri çok iyi. Kosta Rika, Güney Amerika futbolu oynuyor. Çok dikkatli olmamız lazım. Kolay maçlar değil. Biz katılmakla büyük bir başarı elde ettik. ‘Menderes, Macaristan’ı Türkiye’ye getirdi’ Rahmetli Adnan Menderes ve Futbol Federasyonu’nun o zamanki başkanı Hasan Polat söz verdiler Macar takımını Türkiye’ye getireceğiz diye. Macaristan o zamanlar dünyada bir numaraydı. İstanbul’da muazzam kar vardı. İzmir, Ankara ve İstanbul’da üç maç oynadık. İzmir’de 11–2, Ankara’da 4–2 yenildik. İstanbul’daki maçı ise 3–1 kazanmasını bildik. O zaman Avrupa gazeteleri Macaristan zaferimizi birinci sayfalarından okuyucularına duyurdular.

Behram Kılıç, Necati Kola

12.02.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Zaman'da Bugün
12 Şubat 2002


Zaman Spor

Spor

Bütün haberler



YAZARLAR

AVNİ TARHAN

FATİH URAZ

H. İBRAHİM EKİZ

MEHMET ŞEYHO

ÖMÜR GÖKSEL

ÖZCAN PEHLİVANOĞLU



Başlıklar

> Sergen’in hayalleri de bitti

> Güneş: Düğmeye bastık

> Ambulans Liverpool maçında statta olacak mı?

> Fenerbahçeli taraftarlar da derbi maça hazırlanıyor

> İlhan gözünü krallığa dikti


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.