Güller hediye edildi
Efendimiz’in (sas) ahir zamanla ilgili ihbâr ve müjdeleri arasında Hz. İsa’nın gelip ümmetinden olacağına dair hadisler varken; bunun mânasının, inkâr–ı ulûhiyete karşı, dini din için seven Hıristiyan ruhanilerin İslamiyet’le omuz omuza mücadele verecekleri yorumları da mevcutken, maalesef bazıları hâlâ kendi indî görüşlerine göre çok ters bir mantık içine girmiş bulunuyorlar. Hatta rahatsız edici beyanlarla kafa karıştırıyorlar. Hele hele bir camide dinlediklerim, bazılarımızın ne kadar dertsiz ve gayesiz bir hava içinde olduklarını ele veriyordu.
Bizim İslamiyet’ten en ufak bir şüphe ve tereddüdümüz yok. Onun önüne geçecek hiçbir şey bilmiyoruz. Bazıları sanki İslamiyet’in yeni müşterileri gibi, “Acaba bizi Hıristiyan mı yaparlar?” endişesini taşıyorlar. İslam’ın öyle korkulacak ve başkaları yanında zayıf kalacak bir tarafı yok ki, tereddüt edelim. Bugüne kadar kendi gücüyle ayakta durmuştur; bizim derbederliğimize rağmen. Bugün artık onu bilen, anlayan, yaşayan, diğerleri karşısındaki yenilmez gücünü görüp ispatlayan evlatları var! Nedir bu telaş? Hiç korkmayın bizlere rağmen İslamiyet kendisini dünyaya kabul ettirecektir. Sizlere geçtiğimiz Ramazan ayında şahit olduğum iftarlardan birisini anlatayım:
Belçika İslam Diyalog ve Bilgi Merkezi, Hasselt’te bir iftar vermişti. İftar programı ezanla başladı. Hıristiyanlar adına piskopos vekillerinden Jan Boonen dua ve temennilerde bulundu. İslam dersi öğretmeni Aydın Koçaklıoğlu ise iftar duasını yaptı. Sinevizyonda, Fatiha Sûresi okundu, manası verildi, renkli manzaralarla takdim edildi. Hasselt Piskopos Başkan Vekili Leon Lemmens, konuşması sırasında, Haçlı seferlerini önlemek için Selçuklu Sultanı’na giden Asise’li Françise’yi örnek bir insan olarak anlattı. Papa’nın 14 Aralık 2001’de Hıristiyanları Müslümanlarla beraber oruç tutmaya davet ettiğini hatırlattı. Belçikalılara hitaben: “Biz hep şimdiye kadar yabancıları dışladık. Onları, bizim işimizi ve aşımızı elimizden almakla suçladık. Halbuki Müslümanların ülkemizdeki varlığı aslında bizim için bir zenginlik ifade ediyor. Onları tanımakla bizim kültür bilgimiz arttı. Sosyal hayatta olumlu gelişmeler yaşadık. Barış ve sevgi gibi evrensel değerlere birlikte sahip çıkmayı öğrendik. Bizler, aramızda Müslümanların bulunmasına sevinmeliyiz.” dedi.
Ben de kalkıp günün önemini belirtmeye çalıştım. “Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed her kitapta beraber anılır. Tevrat’ta “Hak, Tur’da ikbal etti. Sair’de tulû etti. Faran dağlarında (Hicaz’da) zahir oldu.” deniliyor. Her biri bir peygambere işarettir. Tîn Sûresi’nde, Tîn, Zeytin, Tur–i Sina ve Belde–i Emin yine en başta bu üç resule işarettir. Zaten bunların üçü de Hz. İbrahim’in evlatlarıdır. Yine üçü de 124 bin peygamberden ülülazm olan “Nuh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed” beşlisinin içindedir. Diyalog, zaten tâ Habeşistan’a hicretle başlamıştır.” dedim. Çağrı filminden o bölüm gösterilince çok hayret ettiler. Bazıları bunun ne mânâya geldiğini anlayamazlar. Daha onların çoğu Allah lafz–ı mübareğinin ne mânâya geldiğini bilmiyor. Haşa, sanki ilkel bir toplumun put ismi, haşa haşa Allah putu zannediyor. Şimdi bunlar İslamiyet’i nasıl tanısın? Ama Çağrı’da olduğu gibi siz, “Allah, Hz. İsa’nın da Hz. Musa’nın da Rabbi. O, Rabbülâlemîndir.” diyerek en baştaki yanlışlarını düzeltiyorsunuz. Çağrı’yı seyrettikten sonra sohbet başladı. Zekattan sadakaya; namazın, orucun inceliklerine varıncaya kadar konuşuldu. Hepsinin yüzleri tebessümle aydınlanıyordu. Emekli öğretmen Hubert Schepers konuşmasında, Hıristiyanlıkta da oruç olduğunu söyledi. “Fakat ne yazık ki, Müslümanların orucundaki disiplini arıyorum.” dedi.
Konuşmaların ardından Vakıf Başkanı Bahaddin Koçak “Gül, hem sevgi ihtiva eden çiçek demektir. Hem de gülmek fiilinden bir emirdir. En mühimi de Gül, Hz. Muhammed Aleyhisselam’ın sembolüdür.” diyerek güzel bir konuşma yaptı. Bunun üzerine Hıristiyan ve Müslüman misafirler kendilerine takdim edilmiş olan gülleri, güller gibi tebessüm ederek birbirlerine vermeye başladılar. Sanki Ruhaniyet–i Nebevî (sas) orayı teşrif etmiş gibiydi.
Dikkat edersek Kur’an–ı Kerim’de iki yerde ‘Abdullah’ kelimesi geçmektedir. Meryem Sûresi’ndeki, Hz. İsa’ya, Cin Sûresi’ndeki de Hz. Muhammed Aleyhisselam’a işarettir. Cenab–ı Hak zaten Kur’an–ı Hakim’inde onları aynı isimde bir araya getirmiştir...
12.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.aymaz@zaman.com.tr
|