İstanbul’u bekleyen tehlike
8 Ocak 2002’de hükümet sessiz sedasız bir yasayı Meclis’ten geçirerek deyim yerindeyse İstanbul ve Ankara’nın canına okudu. Son yedi senedir doğru dürüst hizmet gören İstanbul’un gelirinin yüzde 60’ına el konuldu. İstanbul’un ve Ankara’nın Büyükşehir Belediye başkanlarının geçmişte mensup oldukları siyasi görüşlerinden dolayı mevcut hükümet tarafından pek de iyi karşılanmadıkları kimsenin gizlisi saklısı değildi. Yasa, açıkça ayırım yaparak İstanbul, Ankara ve İzmit belediyelerinin gelirlerini kısmış, buna karşılık buradan el koyduğu kaynakları koalisyon partilerine mensup belediyelere aktarmıştır.
İstanbul’un yaklaşık 12 milyon nüfusu vardır; mevsime göre hareket halindeki nüfus 15 milyona kadar çıkmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, çıkan yasa ve bunun doğuracağı sonuçlar konusunda önemli uyarılarda bulunuyor. Herkesten destek bekliyor, ümitsiz olmamasına rağmen hizmetlerin aksamasından endişe ettiğini beyan ediyor.
Son yıllarda yapılan hizmetler, özellikle Haliç’le ilgili verdiği bilgiler çarpıcı: Çok değil, birkaç sene önce neredeyse herkes Haliç’ten ümidini kesmişti; bazı uzmanlar taş toprakla doldurulmasını teklif ediyorlardı. Bugün pırıl pırıl. Kuşlar, martılar üzerinden uçuyor. Yunusların rastlandığı Haliç’te yeni 23 balık türü türedi. Marmara’nın diğer sahillerinde, mesela Mudanya’da gözlenen temizlik bile Haliç’teki temizliğin bir sonucu. Ali Müfit Gürtuna, bundan sonra Haliç’in “tarih, sanat ve kültür vadisi” olacağını söylüyor. Bu sözlerin hiçbirinde abartı yok, 32 senedir İstanbul’da yaşayan biri olarak Haliç’in nereden nereye geldiğini en iyi bilenlerden biriyim.
İstanbul’un devasa, insanı ürküten sorunları var. Her Allah’ın günü televizyonlarda tekrarlanan ‘deprem tehlikesi’ bunların en başında gelir. Kamuoyu araştırmaları, halkın belediyeden beklentilerinin başında ‘depreme karşı tedbirler’in ilk sıralarda oturduğunu gösteriyor. Dile kolay, “şiddetli sayılabilecek bir depremin yol açacağı facia ve doğuracağı hasarlar” tasvire ve tahmine gelmez. Halk, Türkiye’nin idari yapısını bilemediği için birçok şeyi belediyeden bekliyor. Merkezî hükümet, İstanbul’da acilen ve en az 50 bin binaya el koyması ve bütün şehri bir baştan elden geçirmesi gerekirken ilgilenmiyor bile.
Belediye giderek kısılan imkanlarını harekete geçirerek depremle ilgili muazzam bir çalışmayı yürütüyor. Hükümetin belediyeye yardım etmesi gerekirken, tam aksine neredeyse günlük rutin ve teknik hizmetlerin dahi yürütülmesinin önüne engeller çıkarıyor.
Destek değil, köstek olmasa yeter. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yürüttüğü ve yürütmeyi planladığı çalışmalarla iyi kötü şehri yaşanabilir hale getirecek birikime sahiptir. Bu da kabul etmek lazım ki, 1994’ten sonraki başarılı yönetim sayesinde mümkün olabilmiştir. İnsanda en yüce haslet adalet duygusudur. Birkaç sene önce bazı çevreler, “İstanbul’u Türkler yönetemiyor, şehir şehir olmaktan çıktı; hiç değilse sur içini kurtarmak için özel bir yönetim olmalı” deyip Bizans kimliğini öne çıkarmak için birtakım projelere zemin hazırlıyorlardı. Bu fikir hâlâ var ve zamanı geldiğinde gündemdeki yerini alacaktır. Eğer belediyenin karşılaştığı zorlukların aşılması yönünde ciddi tedbirler alınmayacak olursa, sahiden pek de uzak olmayan bir gelecekte İstanbul yaşanamaz bir şehir olacaktır; Ali Müfit Gürtuna herkesi bu konuda bilgi ve sorumluluk sahibi olmaya davet ediyor. İstanbul bütün Türkiye için önemli bir şehir. Ve herkesin İstanbul’a karşı sorumlulukları var. Ama öncelikle İstanbul’da yaşayanlar, özellikle sıradan insanlar, sivil toplum kuruluşları ve iş dünyası –ki bu üç kategori Habitat II çerçevesinde aktif ve sorumlu aktörlerdir– daha açık ve somut duyarlılık göstermek durumundadırlar.
12.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
a.bulac@zaman.com.tr
|