Amerika’nın en etkili gazetesi The New York Times onun için ‘çağımızın yaşayan en önemli entelektüeli’ nitelemesini yapıyor, fakat eklemeden de edemiyor: ‘Peki ama bu önemine rağmen Chomsky, Amerika’nın dış politikası hakkında bunca korkunç şeyi nasıl yazabiliyor?’
Dilbilimi alanında 1950’li yıllarda yapığı dahiyane çalışmasıyla ünlenen Chomsky ironik bir biçimde The New York Times’ın kendisini övmesine, ancak, hemen arkasından eklenen sorgulamadan dolayı katlanabileceğini söylüyor. Çünkü 74 yaşındaki bu ak saçlı müzmin muhalif, bir dilbilimci olarak sadece kralın çıplak olduğunu düşünmüyor, bir fikir ve eylem adamı olarak her platformda Amerika’nın özellikle dış politikada çıplaklığını sergiliyor. Tam da bu yüzden Amerika’nın en önemli gazete ve televizyonları ona kapılarını kapatırken, Avrupa, Latin Amerika ve Ortadoğu’da, başta Le Monde olmak üzere birçok muhalif yayın organı onun düşünce ve eylemlerini baş tacı ediyor. Türkiye’de ise Chomsky dolaylı bir biçimde yargı testinden geçiyor.
Ülkesi Amerika’da onca muhalefetine rağmen düşünceleri susturulamayan, eylemleri engellenemeyen Chomsky, Türkiye’de ağırlıklı olarak Amerikan dış politikasını eleştirdiği bir kitabından dolayı gönüllü olarak Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne çıkıyor. Çünkü DGM Savcılığı, geçen ay Chomsky’nin Aram Yayınları tarafından basılan ABD Müdahaleciliği kitabının bazı makalelerinde Türkiye’nin Kürt politikasını eleştirmesinde suç unsuru bulup yayıncı hakkında dava açmıştı. Chomsky de hem kitabının, hem de 1 yıl hapis cezasıyla yargılanacak olan yayıncısı Fatih Taş’ın arkasında olduğunu göstermek için bugün Türkiye’de. Peki ama kimdir Chomsky, nedir onu müzmin muhalefetin efendisi kılan?
Onun 1928 yılında Philadelphia’da başlayan ilginç yaşam öyküsünü özetlemek, tıpkı 70’e yakın kitap ve binlerce makalelik düşünce serüvenini özetlemek kadar zor. Aslında bu Chomsky’nin yaşam ve düşünce serüveninin inanılmaz derecede iç içe geçmiş olmasından kaynaklanıyor. Rusya’dan Amerika’ya göçen bir entelektüel Yahudi ailenin oğlu olan Noam henüz iki yaşındayken Amerikan filozofu John Dewey’in fikirlerinden esinlenen deneysel bir okula gönderilir. Eğitimin öğrenciye potansiyellerini gerçekleştirme şansı ve kendisini keşfedebileceği imkanlar sunduğu bu okulda Chomsky çeşitli yeteneklere sahip diğer öğrencilerle birlikte rekabete dayalı bir değerlendirme sistemi tarafından ezilmeden yaratıcı güçlerini geliştirme imkanı bulur. Robert F. Barsk’nin kaleme aldığı ‘Bir muhalifin Yaşamı’ adlı biyografik kitapta Chomsky’nin tüm yaşamı boyunca inat ve tutarlılıkla sergileyeceği muhalif tavrın aslında çocukluk döneminde şekillendiği anlatılır. Henüz 10 yaşında okul gazetesine yazdığı makalede İspanya iç savaşında kaybeden anarşistlerden yana tavır almakla kalmaz, tabandan başlayan anarşist hareketlerin başarısının kanıtı olarak ele alır bu hareketi. Hiçbir ideolojiye bağlanamayacak kadar özgürlükçüdür Chomsky, tıpkı Yahudi olmasına rağmen İsrail devletinin Filistinlilere rağmen kurulmuş olmasına aidiyet bağına aldırış etmeksizin karşı çıkması gibi. Amerikalıdır ama ne Vietnam’da, ne Küba’da, ne Körfez Savaşı’nda ne de Afganistan’da ulusal kaygılarla hareket etmez, çünkü o katıksız bir idealist olarak her türlü adaletsizlikten nefret eder. Sürekli kaybedenlerden ve ezilenlerden yanadır, fakat asla klasik bir ezilenler edebiyatı yapmaz. Her insanın doğuştan cümle kurma yeteneğine sahip olduğunu, çünkü her insanın ortak bir dil modeliyle doğduğunu ispatlayarak dilbilimi felsefesini kökten değiştirmiştir, ama o daha çok sosyal konulardaki iktidar karşıtı, felsefî anlamda anarşist tavırlarıyla dikkat çeker. Müzmin muhalefetin efendisi olarak Amerika’nın en başarılı teknik üniversitesi MIT’deki mütevazı odasında övgüler alırken, dış politika ve sosyal bilimlerde ün yapmış hemen MIT’nin karşısında yer alan bir diğer önemli üniversitede, yani Harvard’da müstehzi bir edayla karşılanır. Ayağında spor ayakkabısı, üzerinde yıpranmış kot pantolonu, ütüsüz gömleği ve dağınık saçlarına inat keskin ve kararlı bakışlarıyla Chomsky öğrencilerinin gözünde mütevazı bir ahlak abidesine dönüşür. Çünkü onun yaşamında tek önemli şey vardır: Ahlaki tutarlılık ve haksızlıklara karşı mücadele. Sosyal bilimlerin doğasına aykırı olan keskin ve köşeli değerlendirmeleri çoğu zaman onu genellemecilik tuzağına düşürse de o muhalefetinde ahlakiliği asla yitirmez. Komploculuğa varacak derecede, bütün ekonomik gelişmeleri büyük şirketlerin oyunu olarak gören yaklaşımı ne kadar eleştiriye açıksa, hakikat bildiklerini söylemek noktasında tavizsiz yürüyüşü o derece takdire şayandır.
ABD Müdahaleciliği kitabında PKK ile Kürtleri neredeyse özdeşleştiren genellemeci yaklaşımı onun sosyal bilimlerin sofistikasyonuna aldırış etmemesinden kaynaklanıyor. Güneydoğu’da yaşananları neredeyse ‘etnik temizlik’ olarak nitelemesinin ise izahı yok. Fakat hiçbir şey Chomsky, kitabı ve yayıncısının DGM’de yargılanmasını haklı kılamaz. Ve sırf bu haksızlıktan dolayı bile Türkiye, dünya basınında ‘haksızlıkların efendisi’ ilan edilebilir.
12.02.2002
|
Diğer Yorumlar
>
Dinlerarası diyalog toplantıları
Mehmet Aydın (12.02.2002)
>
Güvenlik ve özgürlük
Mehmet S. Aydın (11.02.2002)
>
Gündem, afet yönetimi
Abdullah Yılmaz (10.02.2002)
>
İnsanın yeryüzü macerası
Şahin Uçar (10.02.2002)
>
Bir başka adamdı Bölükbaşı
Ahmet Selim (09.02.2002)
>
Benim adım ‘su’
Uğur Özakıncı (09.02.2002)
>
Siyah-beyaz düşüncenin cenderesi biterken
Alev Alatlı (08.02.2002)
>
Burnumuzun dibinde bir halk ölüyor
Osman Akınhay (07.02.2002)
>
Sivil toplum örgütlerinde işlevsizliğe bir özeleştiri
Yusuf Engin (07.02.2002)
>
Saddam sonrası Irak’ta Türkmenlerin durumu
Aziz Kadir Samanchi (06.02.2002)
>
Çalışma Bakanlığı'nın bölünmesi gereği
(05.02.2002)
>
Konya'nın medar-ı iftiharlarından: Ali Ulvi Kurucu Hocamız
(05.02.2002)
>
IMF, kimi kurtarıyor?
Vildan Serin (04.02.2002)
>
“Yeter söz milletindir!” acaba?
Taşkın Tuna (03.02.2002)
>
Ekmeğe ‘çinko’ ilave edelim mi?
İsmail S. Doğan (03.02.2002)
|