Bölge Haberleri |
|
|
|
| |
Diyalog artık zorunluluk oldu |
Avrupa Birliği ve İslam Konferansı Örgütü ülkelerini buluşturan forumun zamanlaması ve İstanbul’un seçilmesi ‘tarihî’ olarak nitelendirilirken, evrensel diyaloğun artık seçenek değil zorunluluk haline geldiği vurgulandı. Iraklı bakan ile görüşen Başbakan Ecevit ise ‘Bağdat yumuşuyor gibi’ dedi.
Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in önerisi üzerine dün İstanbul’da başlayan Avrupa Birliği ve İslam Konferansı Örgütü toplantısına, devletler ve medeniyetler arasında diyalog kurulmasının bir zaruret haline geldiği fikri damgasını vurdu. Dün sabah Çırağan Sarayı’nda, Dışişleri Bakanı Cem’in açış konuşmasıyla başlayan toplantıda söz alan konuşmacıların hemen hemen tamamının 11 Eylül saldırılarına atıfta bulunarak ‘diyalog ihtiyacı’nı dile getirmesi dikkat çekti.
Toplantının zamanlamasını ve mekan olarak İstanbul’un seçilmesini ‘tarihi’ olarak nitelendiren konuşmacılar, iki farklı medeniyetin üst düzey temsilcilerinin yüksek bir katılımla toplantıya iştirak etmesinin büyük bir başarı olduğunu söylediler. Avrupa Birliği (AB) ve İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) dönem başkanları İspanya ve Katar’ın dışişleri bakanları, iki kuruluşun üyelerini bir araya getiren ortak forumda, medeniyetlerarası diyalog çağrısında bulundular.
Toplantılar sırasında Ortadoğu sorunu, gündemin önemli maddelerinden birini oluşturdu. Ancak, başta ABD olmak üzere Rusya ve Çin gibi büyük devletler ile Filistin sorunuyla bağlantılı olarak İsrail’in toplantıda yer almamasının diyalog adına bir eksiklik olduğu belirtildi.
Forumun bu haliyle, ABD ve İsrail karşıtı bir blok havasını yansıtmasının, uzun vadede önemli bir fonksiyon icra etmesi muhtemel söz konusu girişimin önünü kesebileceği endişesi meydana getirdi. Yoğun ikili temaslara da sahne olan dünkü toplantılar sırasında, İKÖ Dönem Başkanı Katar’ın Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad Bin Cabir El Tani'nin bir sonraki forum için ev sahipliğini ülkesinin yapabileceği teklifini getirmesi dikkat çekti.
Açış konuşmasında önemli noktalara temas eden Dışişleri Bakanı Cem, ‘Bu konferansı içinde bulunduğumuz özel konjonktürde düzenliyor olmamız rastlantı değildir. Gerçekten de, bu buluşmayı zorunlu kılan ve muhteşem katılımı gerçek kılan, hepimizin gözlemlediği somut bir gereksinim ve hepimizin hissettiği bir tehlike olmuştur’ diye konuştu. Cem, 11 Eylül saldırılarının, farklı kültürler ve uygarlıklar arasındaki temel anlayışın ne kadar dayanıksız olduğunu ve derin önyargıların kolayca su yüzüne çıkabileceğini ortaya koyduğunu kaydetti. Tarih boyunca, ‘öteki’ kavramının ele alınış şeklini istikrar ve barış dinamiklerini belirlediğini ifade eden Cem, ‘ötekini’ yadsımak veya küçümsemenin sadece çatışma ve husumetle sonuçlandığını söyledi. Cem, Türkiye’nin hem İKÖ, hem de AB’ye bağlı, hem Doğulu, hem Batılı boyutlara sahip bir kültürü olduğunu da kaydetti.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ise, gerek zamanlama ve gerekse de içerik yönünden bu toplantının tarihsel bir nitelik taşıdığını söyledi. Geçen yüzyıldaki önemli gelişmelere rağmen, başta yoksulluk ve gelir dağılımındaki dengesizlikler olmak üzere birçok sorunun henüz çözülememiş olduğuna dikkat çeken Sezer, insanlığın karşı karşıya bulunduğu ve ortaklaşa ivedi bir çözüm bulması gereken sorunların başında terörizm geldiğini hatırlattı.
Başbakan Bülent Ecevit de, ‘uygarlıklar ve kültürler çatışması savının büyük ölçüde geçerliliğini yitirdiğini’ belirterek, ‘Doğu ile Batı’nın her anlamda bütünleşmesi yolu açılmıştır.’ dedi. Ecevit, toplantının, Doğu–Batı ve farklı dinler arasındaki kültürel, sosyal ve siyasal yakınlıkla uyum ve diyaloğu ilerletmek için ‘eşsiz bir fırsat’ olduğunu söyledi. Forumun şimdiden çok başarılı olduğunu söyleyen Ecevit, gazetecilerin forumla ilgili sorusu üzerine, ‘İstanbul ruhu tabiri benimsendi’ dedi.
AB Dönem Başkanı İspanya’nın Dışişleri Bakanı Josep Pique, 11 Eylül'ün ‘herkesin ne kadar hassas ve kırılgan olduğunu’ gösterdiğini ifade ederek, insan haklarının ‘evrensel, temel ve bölünemez’ olduğunu kaydetti ve Müslüman aydınların tarihte Avrupa toplumları için çok ama çok önemli bir rol oynadığını ekledi.
Forumun devam etmesini isteyen ve bu yönde bir öneri sunan İKÖ Dönem Başkanı Katar’ın Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad Bin Cabir El Tani de, yaptığı konuşmada, ‘Bu girişimi çok olumlu buluyoruz. Türkiye, İslam dünyası ile Avrupa’yı birleştirici önemli bir bir konumdadır’ dedi. El Tani, ‘İslam masumdur. Batı, terörizmin tanımını yaparken, bunu Araplar ve Müslümanların dışlanması olarak anlıyor.’ dedi.
AB Ortak Savunma ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solona, 11 Eylül süreciyle bağlantılı olarak terör ile İslam arasında ilişki kurulmasına karşı olduklarını söyledi. Medeniyetlerarası diyaloğu, iki farklı blok arasında farklılık olarak görmediğini ifade eden Solana, bu çeşit bir anlayışın gerçeği göz ardı ettiğini belirtti. Forumun üç önemli konusu olacağını söyleyen Solana, bunları, terörizmin ortadan kaldırılması, Afganistan’ın yeniden yapılandırılması için Bonn toplantısında alınan kararların uygulanması ve Ortadoğu krizine çözüm bulunması olarak sıraladı.
İKÖ Genel Sekreteri Abdulvahid Belkeziz ise, Ortadoğu barış süreci için Fransa’nın hazırladığı yeni barış planına destek verdiklerini söyledi.
|
|
Cumali Önal Salih Boztaş
/ İstanbul
13.02.2002
|
|
| |
Türkiye zirveyle zoru başardı |
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ve Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanlarını, “Medeniyet ve Uyum Ortak Forumu” adı altında İstanbul’da bir araya getiren Türkiye, tekrarı güç bir görevi de başardı. Ne İKÖ ne de AB’nin tam üyesi olan Türkiye, her iki örgüte üye toplam 71 ülkeyi tarihlerinde ilk kez bir masa etrafında buluşturdu.
Türkiye, 1969'dan bu yana İKÖ içinde aktif olarak yer almasına rağmen, bazı maddeleri ‘laiklik’ ilkesi ile çeliştiği için üyelik sözleşmesini Meclis’te onaylamadan bekletiyor. Türkiye, 1987 yılında tam üyelik başvurusunda bulunduğu AB’de de, hâlen tam üye adayı statüsünde bulunuyor.
Türkiye’nin bu kendine has (sui generis) konumu, ilginç bir şekilde Ortak Forum’un, yüksek katılımla toplamasında anahtar rol oynadı. Türkiye, coğrafi olarak iki medeniyet arasında köprü konumunu, Boğaz’a nazır Çırağan (Oteli) Sarayı’nda siyasi bir dinamiğe dönüştürdü. 51 ülkenin bakan seviyesinde temsil edildiği Ortak Forum, uluslararası politika açısından iki önemli gerçeği de ortaya çıkardı. İlki, Türkiye’nin AB’de güçlenen konumu, Türkiye’nin İslam dünyasındaki ağırlığını artırıcı rol oynuyor. Türkiye bir bakıma, İslam ülkelerine ‘AB ile aranızda siyasi köprü görevi görebilirim’ mesajını verdi.
İkinci olarak, AB ülkelerine de, ‘Şayet tam üye olursam size daha geniş bir coğrafyaya açılım sağlarım’ mesajı vermiş oldu. AB, İslam ülkeleri ile daha önce de Barcelona Konferansı ve AB–Akdeniz İşbirliği kapsamında bir araya geldiyse de, hiçbiri bu kadar geniş bir coğrafya ve alana yayılmış değildi. Bu kapsamda, Türkiye’nin İslam dünyasındaki nüfuzunun da, AB ile ilişkilerinde pozitif bir unsur olabileceği görüldü. Türkiye, her iki medeniyet sahasındaki varlığını birbiri ile çelişmeden, tamamlayıcı unsurlar olarak kullanılabileceğini somut olarak gördü.
Toplantı teklifinin 11 Eylül’ü müteakip dile getirilmesi, AB ve İKÖ toplantılarında teklifin ayrı ayrı kabul ettirilmesi, kısa vadede başarı elde edilebilmesinde önemli bir faktör oldu. ‘Diyalog açlığı ve ihtiyacı’, katılımın Dışişleri bakanlığımızın bile beklentilerinin neredeyse iki katı oranında gerçekleşmesini sağladı. Gerek AB gerekse İKÖ üyesi ülkelerin tamamının, ‘medeniyetler çatışması olmadığı’, ‘İslam ile terörizmin eşleştirilemeyeceği’ mesajları vermeleri, 11 Eylül sonrası oluşan önyargı ve genellemeleri kırmak için ortak platform arayışının bir yansıması oldu.
Zirvenin kısa sürede ve geniş katılımla toplanabilmesinde Bakan Cem’in kişisel rolü de azımsanmayacak kadar büyük. Cem’in yaklaşık 5 yıldır aynı görevi sürdürmesi ve katılımcıların çoğuyla ikili tanışıklıklarının olması, forumu başarıya taşıyan etkenlerden.
Cem’in, “Orta Asya, Ortadoğu, Balkanlar ve Kuzey Afrika’yı kapsayan tarihi coğrafyada 600 yıllık tarih ve kültür birikiminden faydalanmayı” öngören ‘tarihi coğrafya’ tezi de, dış politikada bu dinamiğin ve manevra alanının oluşturulmasında önemli rol oynuyur. Türkiye’nin İKÖ Genel Sekreterliği için iki yıl önce ilk kez Cem’in bakanlığı döneminde teklifte bulunması da, bu düşüncenin bir yansıması. Bu dönemde İKÖ ülkeleriyle sağlanan yakın diplomatik temaslar, Ortak Forum’a olumlu katkı sağlamış durumda.
Tamamen Türkiye’nin teklifi ve girişimi ile şekillenen forum, “model ülke Türkiye” tezlerini de güçlendirir nitelikte. Bugüne kadar Türkiye’nin girişimi ile yapılan en büyük uluslararası toplantı aynı zamanda. Toplantının bundan sonra kurumsallaşmasıyla, Türkiye’nin ne kadar yerinde bir girişimde bulunduğu görülmüş olacak. Kurumsallaşmanın olmaması ise, “bu toplantıyı ancak Türkiye organize edebilirdi” tezini doğrulayacak. Her iki durumda, Türk dış politikası açısından önemli bir kazanım olacak.
|
|
Erhan Başyurt Celil Sağır
/ İstanbul
13.02.2002
|
|
| |
Papandreu’yla görüşen Cem, Kasulides'e cevap vermedi |
İKÖ–AB Ortak Forumu’na katılan Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile çok yararlı bir görüşme gerçekleştirdiğini söyledi. Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile yaklaşık bir saat süren görüşmesinden sonra bir açıklama yapan Papandreu, Cem ile belki yüz defa görüştüklerini, New York’ta kararlaştırılan diyalog sürecine devam ettiklerini söyledi.
Türkiye’nin çok önemli bir organizasyona ev sahipliği yaptığını belirten Papandreu, Cem ile Kıbrıs da dahil pek çok sorunu yeniden ele aldıklarını söyledi. Cem ile başlattıkları diyalog sürecini daha da ileri götürmek istediklerini belirten Papandreu, bu şekilde iki ülke arasındaki sorunları rahatlıkla çözebileceklerini ifade etti. “Medeniyetler arası uyum konferansı, diyalog için olumlu bir hava oluşturmuştur” diyen Papandreu, bu olumlu havayı sürdüreceklerini belirtti.
Dışişleri Bakanı İsmail Cem de Papandreu’nun görüşlerine katıldığını, bu görüşmenin iki ülke ilişkilerinin gelişmesine katkı sağlayacağını umduğunu ifade etti. Görüşmede Kıbrıs ve Ege konuları başka olmak üzere ikili ilişkiler masaya yatırıldı. Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Yannakis Kassulides ise, Kıbrıs’la ilgili pek çok konuyu Bakan İsmail Cem ile yüz yüze görüşmek istediklerini, fakat Cem’in böyle bir görüşmeye yanaşmadığını söyledi. Dışişleri kaynakları ise Rum ve Yunan tarafının İspanya nezdinde girişimde bulunarak KKTC kimliğiyle Kıbrıs Türk tarafının foruma katılmasını protesto ettiği iddialarının doğru olmadığını açıkladı.
Bu arada Cem, İngiliz meslektaşı Jack Straw ile de ‘Afganistan ağırlıklı’ görüştü.
|
|
13.02.2002
|
|
| |
Ecevit: Bağdat, masaya hazır gibi |
Başbakan Bülent Ecevit, Irak Dışişleri Bakanı Naci Sabri’nin, “Irak’ın bir uzlaşı arayışına hazır olduğu anlamına gelebilecek sözler söylediğini” bildirdi. Çırağan Sarayı'nda konuk bakanı kabul eden Ecevit, “Kendilerinin bir uzlaşı arayışına hazır oldukları anlamına gelebilecek sözler söyledi.
Arap Birliği Genel Sekreteri de (Amr Musa) bunları doğruladı. Ayrıntıları bilmemiz söz konusu değil, fakat bir hareketlenme izlenimi edindim.” dedi. Ecevit’le görüşmelerinin ardından Musa ile Sabri, ABD’nin Irak’a baskısı konusunun nasıl aşılabileceğini masaya yatırdılar.
ZAMAN'a konuşan Fransa Dışişleri Bakanı Hubert Vedrine ise, Irak konusunda Avrupalıların ABD’den farklı düşündüğünü söyledi. Irak’ın öncelikli olarak BM kararlarını yerine getirmesi ve denetcileri ülkeye sokması gerektiğini belirten Vedrine, Irak’a yönelik bir saldırının çözüm olmadığını kaydetti. Vedrine, çok sayıda ülkenin ABD’nin Irak’a yönelik tutumu karşısında endişelendiğini ve ne yapacağını bilemediğini söyledi. Fransız Bakan ayrıca, Filistin konusunda ise İsrail’in uyguladığı askeri baskılara karşılık olarak Avrupalıların Filistin konusunda siyasi bir çözüm bulma yolunda olduklarını da söyledi.
|
|
13.02.2002
|
|
| |
Forumda Filistin sorunu da öne çıktı |
AB–İKÖ Ortak Forumu'na Filistin sorunu da damgasını vurdu.
Filistin Dışişleri Bakanı Faruk Kaddumi, terörizmin en önemli nedenlerinden birinin bazı ülkelerin ve toprakların işgal edilmesi olduğunu belirterek, ‘Filistin, başkalarının bu davranışlarına direnmektedir. Ancak tüm uluslararası topluluğun desteği gerekiyor.’ dedi. Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed Sabah El Salim ise Filistin halkının, fevkalade insanlık dışı bir muameleyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
|
|
13.02.2002
|
|
| |
‘Medya, İslam'a saldırarak suç işledi’ |
Arap Birliği Genel Sekreteri Amr Musa, İslam’ın şiddet ve terörle anılmasının ciddi bir suçlama olduğunu belirterek, “Medya bütün bu suçlamaları destekleyerek vahim bir rol oynadı” dedi.
“Medya ve Siyaset” panelini yöneten Musa, forumda ele alınan “medeniyetler çatışması” kavramının, aslında Batı ülkeleri ile İslam ülkeleri arasındaki çatışma olduğunu kaydetti. Müslüman ülkelerin mükemmel olmadığını dile getiren Musa, “Kendi menfaatimiz için değişmeliyiz, siyasi nedenlerle değil” dedi.
|
|
13.02.2002
|
|
| |
Harrazi: Diyalog zaruret haline geldi |
İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi, gelişmelerin medeniyetler arası diyaloğu daha da önemli hale getirdiğini kaydederek, ‘Artık bu bir seçenek değil, bir zorunluluk. Diyalog önümüzdeki tek stratejik seçeneğimiz ve gerçek adalet, barış ve insanlık onurunu sağlamak için bu seçeneği kullanmak zorundayız.’ dedi.
11 Eylül'ün tüm ülkelerin onurunu hedef aldığını belirten Harrazi, ‘Uluslararası toplum, ABD’nin tek taraflı ve askeri yaklaşımını derhal yeniden değerlendirmeli.’ dedi.
|
|
13.02.2002
|
|
| |
Faruk El-Şara ABD ve İsrail’i eleştirdi |
Suriye Dışişleri Bakanı Faruk El–Şara da, ABD ve İsrail’i eleştirerek, ‘ABD, hala (öteki) kavramını anlayamıyor. Öteki ile işbirliği yapabilmek için çatışmaların önlenmesi gerekir.’ dedi.
‘Biz de İsrail’in davranışlarından mağduruz.’ diyen Şara, İsrail’in Filistin’e yaptıklarının kabul edilemez olduğunu söyledi. El–Şara, bugünkü dünyada medyanın da çok önemli olduğunu vurgulayarak, ‘Bugünün medyası işgal altında, tek taraflı ve olayları sadece ABD’nin perspektifinden gösteriyor.’ dedi.
|
|
13.02.2002
|
|
| |
FKÖ saflarında ilk çatlak: Sari Nuseybe istifa etti |
İsmi, Yaser Arafat sonrası kurulacak Filistin Devleti'nin başkan adayları arasında geçen Sari Nuseybe istifa etti. Kudüs İşlerinden Sorumlu Bakan olarak Filistin Otoritesi'nde görev yapan Nuseybe'nin, Arafat'la fikir ayrılığına düştüğü sanılıyor.
Filistin Otoritesi’nin Kudüs İşlerinden Sorumlu Bakanı Sari Nuseybe’nin görevinden istifa ettiği bildirildi. Nuseybe’nin, özellikle diplomatik konularda Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’la aralarında çıkan fikir ayrılıklarından dolayı istifa ettiği belirtildi. İsrail ılımlı solu tarafından Arafat sonrası kurulacak Filistin Devleti’nin başkanlık adaylarından biri olarak görülen Sari Nuseybe’nin istifası İsrailli gözlemciler tarafından Filistin liderinin ılımlı bakanlarınca da terk edilmeye başlandığı şeklinde yorumlandı.
Sari Nuseybe Filistin yönetiminde mültecilerin geri dönme hakkı ve askeri yapılanma hakkında tavizlerde bulunulması gerektiğini düşünen seslerin başında geliyordu. Geçen yıl Filistin Yönetimi’nin Kudüs İşleri Bakanı Faysal Hüseyni’nin Kuveyt’te vefat etmesinden sonra işbaşına getirilen Nuseybe, bu görevini daha önce de bulunduğu Kudüs Üniversitesi rektörlüğü ile birlikte yürütüyordu. Rektörlüğü döneminde yazdığı ‘İsrail’in demokratik haklarını vermek şartıyla Batı Şeria ve Gazze’yi ilhak etmesinin Filistin halkının geleceği için en iyi seçenek’ olduğu yönündeki fikri makaleleri ile Arap dünyasından tepkiler toplayan Sari Nuseybe, geçtiğimiz ay dünya kamuoyundaki itibarına binaen Filistin Yönetimi’nin müzakere heyetine alınmıştı. Nuseybe’nin istifasının Arafat’ın masasında beklediği, yerine geçecek birinin bulunmasından sonra istifasının da kabul edileceği ifade ediliyor.
|
|
Kerim Balcı
/ Kudüs
13.02.2002
|
|
| |
Peres-Kurey barış taslağında görüş birliği |
Filistin Dışişleri Bakanı Şimon Peres ile Filistin Ulusal Özerk Yönetimi Meclis Başkanı Ahmed Kurey arasında yürütülen gizli görüşmelerde “Filistin devletinin ilanı ve anında ateşkes” konusunda bir barış anlaşması taslağı üzerinde görüş birliğine varıldı.
Associated Press ajansına göre Peres, İsrail televizyonuna açıklamasında, Kurey ile mutabık kaldıklarını belirtirken, uzlaştıkları planın, “bugünkü Filistin topraklarının muhafazasıyla, yani Gazze Şeridi’nin üçte ikisi ile Batı Şeria’nın yüzde 40’ı üzerinde bağımsız Filistin devleti kurulması üzerine” olduğunu söyledi. Arafat’ın da planı desteklediği belirtiliyor.
Dün ayrıca İsrail parlamentosu, istihbarat örgütü Şin Bet’le ilgili bir yasayı onayladı. Eleştirmenlerin işkence olarak tanımladığı sorgulama taktiklerini onaylayan yasa, parlamentodan geçti.
|
|
13.02.2002
|
|
| |
PKK, önce siyasallaşmayı sonra da federal devleti hedefliyor |
Terör örgütü PKK’nın, Türkiye’nin federal bir devlet olmasını istediği bildirildi. PKK’nın bugünlerde hızlanan siyasallaşma çabalarının ardından federal bir devlet talebini gündeme getireceği öğrenildi.
İmralı'da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın kardeşi ve PKK başkanlık konseyi üyesi Osman Öcalan'ın geçen ay kendisi ile görüşmeye gelen bir grup Belçikalı milletvekiline artık hedeflerinin ‘federal bir Türkiye’ olduğunu açıkladığı öğrenildi. Belçika Senatosu’nun İlerlemeci Demokratik Partisi Spirit üyesi Vincent Van Quickenborne, ZAMAN’a yaptığı açıklamada 11 Ocak’ta kendisi, milletvekili Ferdy Willems, adını açıklamak istemediği bölge senatolarından birinin üyesi, bir araştırmacı ve fotoğrafçı ile Kuzey Irak’ta İran–Irak sınırına yakın dağlık bölgede Osman Öcalan'la görüştüklerini belirtti.
Belçikalı parlamenter, Öcalan’ın kendilerine Türkiye’nin federal bir yapıya kavuşmasını istediklerini söylediğini kaydetti. Bölgede 5 gün kalan Belçikalı grup, Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Celal Talabani, Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) yetkilileri ve Türkmen cemaati temsilcileri ile görüştü.
Öcalan görüşmesi dolayısıyla tepki alan Quickenborne, Öcalan’ın kendilerine bütün stratejilerini değiştirdiklerini ve silahlı mücadeleyi bıraktıklarını söylediğini aktardı. Öcalan’ın artık federal bir Türkiye istediklerini söylediğini ve özellikle konfederal bir devletten yana olmadıklarının altını çizdiğini söyleyen Quickenborne, ‘Öcalan, PKK’nın federal bir Türkiye istediğini, Marksist ideolojiyi terk ettiğini, yerine sosyal demokrat dünya görüşünü benimsediklerini, Ankara’nın Avrupa Birliği’ne üyeliğini desteklediklerini, Türkiye’nin AB’ye ne kadar erken girerse o kadar kendileri için iyi olacağını, zira AB üyesi bir ülkenin Brüksel’den daha büyük baskı göreceğini kaydetti.’ dedi.
Quickenborne ayrıca Öcalan’ın abisinin infaz edilmesi ya da sağlık sorunlarının giderilmemesi durumunda silahlı mücadeleye tekrar başlayacakları tehdidini savurduğunu söyledi. Öcalan’ın ayrıca Irak’a karşı muhtemel bir ABD saldırısına karşı çıkmayacaklarını; ama aktif destek de vermeyeceklerini belirttiği kaydedildi.
Öcalan’ın görüşme sırasında 7 bin ‘silahlı gerillaya’ sahip olduğunu iddia ettiği ve Abdullah Öcalan’ın infaz edilmesi durumunda silahlı eylemlere tekrar başlayacaklarını belirttiği kaydedildi. Ancak Öcalan’ın sözkonusu 7 bin kişinin nerede olduklarına dair bir bilgi vermediği anlaşıldı.
Türk halkının terörist olarak nitelendirdiği bir kişi ile neden görüşme ihtiyacı hissettiğini sorduğumuz Van Quickenborne, ‘Usame bin Ladin ile mümkün olsa onunla da görüşürüm. Bu insanlarla görüşmem onların fikirlerini benimsediğim anlamına gelmez.’ dedi.
PKK’nın sivilleri öldürmesini kınadığını belirten Van Quickenborne, yine de PKK’yı terör örgütü olarak nitelendirmekten kaçındı. “PKK’ya herhangi bir sempatim yok. Geziye çıktığımızda Öcalan ile görüşeceğimizi de bilmiyorduk ama PKK temsilcileri ile görüşmek istedik. Öcalan’a ilk sorumuz ‘Neden bu kadar masum insanı öldürdünüz?” oldu. “Bu soruyu birkaç kez sorduk. O da sivil insanları öldürerek hata ettiklerini kabul etti.” diyen Quickenborne, PKK’yı kınadığı gibi Ankara’nın insan haklarına aykırı uygulamalarını da eleştirdiğini belirtti.
|
|
Selçuk Gültaşlı
/ Brüksel
13.02.2002
|
|
| |
Rusya, Afganistan’a yaptığı askerî desteğini sürdürecek |
Rusya, Afgan ordusuna askeri teknik ve lojistik destek vermeyi sürdürecek. Moskova’da bir dizi temasta bulunan Afganistan Savunma Bakanı Muhammed Fehim, Afganistan’ın milli ordusunun oluşturulması ve ülkenin zor günlerden çıkması için Rusya tarafından kendilerine olumlu vaatlerde bulunulduğunu söyledi.
Afganistan’ın fazla silaha ihtiyacının olmadığını söyleyen Fehim’e göre yine de terör gruplarına meydan vermemek için askerî işbirliğinde bulunmak gerekiyor. Muhammed Fehim ile yaptığı 1 saat 20 dakikalık görüşmeden sonra konuşan Rusya Dışişleri Bakanı İgor İvanov ise, Afgan ordusunun eğitimi için Rus askeri uzmanların bu ülkeye gönderilmesi konusunun gündemde olmadığını söyledi. İvanov, Afganistan’a sadece askerî değil, ekonomik ve insanî yardımda bulunmaya devam ettiklerine de dikkat çekti. Ancak ne İvanov ne de Fehim, Rusya’nın verebileceği askeri teknik ve losjistik destek hususunda ayrıntı verdi.
Taliban yönetimine karşı sürdürülen mücadele sırasında, 1993 yılından beri Kuzey İttifakı’nı destekleyen Rusya, geçtiğimiz yıl da bu gruba 34 milyon dolarlık silah temin etmişti. Daha çok SSCB döneminden kalma silahları veren Rusya, Kuzey İttifakı’na kargo helikopterleri, tank, anti tank, zırhlı araçlar, Kalaşnikof ve diğer silahları ağırlıklı olarak teslim ediyor. Ahmet Şah Mesut'un yerine geçen Fehim’in uzun zamandan beri Moskova ile iyi ilişkileri bulunuyor.
|
|
Mirza Çetinkaya
/ Moskova
13.02.2002
|
|
| |
Powell: Hiçbir ülkeye saldırı planımız yok |
ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, ülkesinin şu anda hiçbir ülkeyle yeni bir savaş planı olmadığını söyledi. Powell, Başkan Bush’un, “masasının üzerinde şu anda şu ya da bu ülkeyle yeni bir savaşa girme planının bulunmadığını” belirtti ve “Bush, bir savaş bütçesi talebinde bulunmadı” dedi.
Powell, buna rağmen Irak ile ilgili endişelerinin sona ermediğini belirterek, “Washington, bir rejim değişikliği seçeneklerini incelemektedir. Ancak Başkan’ın yarın Bağdat rejimiyle bir silahlı savaşa girme gibi bir planı yok” dedi. Powell, Bush’un Irak ile birlikte “şer ekseni” olarak niteleği İran ve Kuzey Kore ile diyalog arayışında olduklarını da hatırlattı. Beyaz Saray Sözcüsü Ari Fleischer de, yakın zamanda Irak'a karşı askeri harekat olmadığını ve bu konuda bir karar verilmediğini” söyledi.
Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ise, “ABD’nin, terörizmle savaşta mantık yerine güç kullanarak kendini mahvetme yolunda olduğunu” söyledi. Saddam, “Avrupa, ABD’ye mantığı görmesi için yardımcı olmalı.” dedi.
|
|
/ Washington, Bağdat, aa
13.02.2002
|
|
| |
Miloşeviç'in demeci kanıt olarak sunuldu |
Savaş suçundan yargılanan Slobodan Miloşeviç’in dünkü duruşmasında, eski diktatörün 1987'de Kosova’da verdiği demecin filmi kanıt olarak gösterildi.
Filmde daha genç görünen Miloşeviç, Arnavutların çoğunlukta bulunduğu Sırp bölgesindeki muameleden şikayet eden Kosovalı Sırplara hitaben, 'Hiç kimse size vurmaya cesaret edemez.' diyor. Balkanlar’da insanlığa karşı suç ve soykırım suçlamaların ilk kanıtı olarak sunulan filmin gösterimi sırasında Miloşeviç’in hafifçe gülümsediği ve kaşlarını kaldırdığı gözlendi. Mahkemeye hitap eden savcı Geoffrey Nice, 'Kosova ziyareti sırasında Miloşeviç’in sarfettiği kötü niyetli sözler ona iktidarın tadını vermiş' dedi.
|
|
/ Lahey, aa
13.02.2002
|
|
|
|
|

|
Zaman'da Bugün
13 Şubat 2002
|
|

Zaman Spor
Dış Haberler
|
|
|
|