İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ve Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanlarını, “Medeniyet ve Uyum Ortak Forumu” adı altında İstanbul’da bir araya getiren Türkiye, tekrarı güç bir görevi de başardı. Ne İKÖ ne de AB’nin tam üyesi olan Türkiye, her iki örgüte üye toplam 71 ülkeyi tarihlerinde ilk kez bir masa etrafında buluşturdu.
Türkiye, 1969'dan bu yana İKÖ içinde aktif olarak yer almasına rağmen, bazı maddeleri ‘laiklik’ ilkesi ile çeliştiği için üyelik sözleşmesini Meclis’te onaylamadan bekletiyor. Türkiye, 1987 yılında tam üyelik başvurusunda bulunduğu AB’de de, hâlen tam üye adayı statüsünde bulunuyor.
Türkiye’nin bu kendine has (sui generis) konumu, ilginç bir şekilde Ortak Forum’un, yüksek katılımla toplamasında anahtar rol oynadı. Türkiye, coğrafi olarak iki medeniyet arasında köprü konumunu, Boğaz’a nazır Çırağan (Oteli) Sarayı’nda siyasi bir dinamiğe dönüştürdü. 51 ülkenin bakan seviyesinde temsil edildiği Ortak Forum, uluslararası politika açısından iki önemli gerçeği de ortaya çıkardı. İlki, Türkiye’nin AB’de güçlenen konumu, Türkiye’nin İslam dünyasındaki ağırlığını artırıcı rol oynuyor. Türkiye bir bakıma, İslam ülkelerine ‘AB ile aranızda siyasi köprü görevi görebilirim’ mesajını verdi.
İkinci olarak, AB ülkelerine de, ‘Şayet tam üye olursam size daha geniş bir coğrafyaya açılım sağlarım’ mesajı vermiş oldu. AB, İslam ülkeleri ile daha önce de Barcelona Konferansı ve AB–Akdeniz İşbirliği kapsamında bir araya geldiyse de, hiçbiri bu kadar geniş bir coğrafya ve alana yayılmış değildi. Bu kapsamda, Türkiye’nin İslam dünyasındaki nüfuzunun da, AB ile ilişkilerinde pozitif bir unsur olabileceği görüldü. Türkiye, her iki medeniyet sahasındaki varlığını birbiri ile çelişmeden, tamamlayıcı unsurlar olarak kullanılabileceğini somut olarak gördü.
Toplantı teklifinin 11 Eylül’ü müteakip dile getirilmesi, AB ve İKÖ toplantılarında teklifin ayrı ayrı kabul ettirilmesi, kısa vadede başarı elde edilebilmesinde önemli bir faktör oldu. ‘Diyalog açlığı ve ihtiyacı’, katılımın Dışişleri bakanlığımızın bile beklentilerinin neredeyse iki katı oranında gerçekleşmesini sağladı. Gerek AB gerekse İKÖ üyesi ülkelerin tamamının, ‘medeniyetler çatışması olmadığı’, ‘İslam ile terörizmin eşleştirilemeyeceği’ mesajları vermeleri, 11 Eylül sonrası oluşan önyargı ve genellemeleri kırmak için ortak platform arayışının bir yansıması oldu.
Zirvenin kısa sürede ve geniş katılımla toplanabilmesinde Bakan Cem’in kişisel rolü de azımsanmayacak kadar büyük. Cem’in yaklaşık 5 yıldır aynı görevi sürdürmesi ve katılımcıların çoğuyla ikili tanışıklıklarının olması, forumu başarıya taşıyan etkenlerden.
Cem’in, “Orta Asya, Ortadoğu, Balkanlar ve Kuzey Afrika’yı kapsayan tarihi coğrafyada 600 yıllık tarih ve kültür birikiminden faydalanmayı” öngören ‘tarihi coğrafya’ tezi de, dış politikada bu dinamiğin ve manevra alanının oluşturulmasında önemli rol oynuyur. Türkiye’nin İKÖ Genel Sekreterliği için iki yıl önce ilk kez Cem’in bakanlığı döneminde teklifte bulunması da, bu düşüncenin bir yansıması. Bu dönemde İKÖ ülkeleriyle sağlanan yakın diplomatik temaslar, Ortak Forum’a olumlu katkı sağlamış durumda.
Tamamen Türkiye’nin teklifi ve girişimi ile şekillenen forum, “model ülke Türkiye” tezlerini de güçlendirir nitelikte. Bugüne kadar Türkiye’nin girişimi ile yapılan en büyük uluslararası toplantı aynı zamanda. Toplantının bundan sonra kurumsallaşmasıyla, Türkiye’nin ne kadar yerinde bir girişimde bulunduğu görülmüş olacak. Kurumsallaşmanın olmaması ise, “bu toplantıyı ancak Türkiye organize edebilirdi” tezini doğrulayacak. Her iki durumda, Türk dış politikası açısından önemli bir kazanım olacak.
|