‘Son Akbulut Fıkrası’nın Anatomisi
Yıldırım Akbulut, bir zamanlar genel başkanı olduğu partiden istifa edip, DYP’ye geçti: Bu transfere “Son Akbulut Fıkrası” demek, bence de tam isabet!
Ne var ki, Yıldırım Akbulut bahsi, öyle ‘hoş bir fıkra’ ile geçiştirilemez:
Akbulut’un yalnızca son ‘fıkrası’ değil, siyasi yaşamı boyunca rol aldığı bazı ‘temel fıkra’lar; bizlere, Türk siyasetinin yapı taşları hakkında son derece önemli ipuçları veriyor.
Yıldırım Bey, Akbulut Formülü’nün baş aktörü olarak peş peşe ANAP genel başkanlığı ve başbakanlık koltuğuna oturduğunda, en başta ünlü Peter İlkesi’ni berhava etmişti...
Akbulut, Turgut Özal’ın kendisine biçtiği role hiç itiraz etmeyerek, ‘yeteneksizlik sınırı’nı aşmıştı; sonrasında elbette Peter İlkesi dışında herkesin, evet ‘herkes’in kaybetmesi kadar doğal bir netice yoktu!
Bir ‘Eski Başbakan’ sıfatıyla Meclis kulisinin bir köşesinde yalnızları oynadığı günlerde, bu satırların yazarına “Turgut Bey, Körfez Savaşı esnasında bana sadece iki kez fikrimi sordu.” diye ‘serzenişle karışık ortaya bir buçuk itiraf’ta bulunurken, bazı gerçeklerin geç de olsa farkına vardığını anlatmaya çalışıyordu.
Yıldırım Bey, aynı zamanda bu topraklardaki ‘son demokratik’ parti kongresinin yapılmasını sağlayan genel başkandı; bu unvanını kolay kolay kaybedeceğe de benzemiyor!
Oy için bakanlık dağıtmadığı ve bildik bir politikacı gibi davranmadığı için ANAP Kongresi’ni kaybetmişti: Rakibini destekleyen Özal ailesi için kullandığı “Terzisiyle dürzüsüyle bana karşı yarıştılar!” cümlesi, Akbulut’un da, tam yerine denk geldiğinde manzara koyabileceğini gösteriyordu.
Yıldırım Bey, DYP’ye geçiş töreninde, uzun bir aradan sonra bir ‘manzara’ daha koydu ve “Hakkımda üretilmiş fıkralar olabilir, ama yolsuzluk iddiaları üretilmedi!” diyerek, fıkra gibi değilse bile ‘şiir gibi’ bir golü ‘adresine teslim’ etti.
Elbette ‘Akbulut Formülü’ yanlıştı ve temelde siyaseti çürüten bir tercihti: Buna karşılık, klasik bir politikacı olmadığı için, kendisinden sonraki bazı başbakanların Akbulut’u dahi arattığı bir gerçektir!
(Akbulut, henüz başbakan iken, onun fıkralarından oluşan bir kitapçık yayınlayan bir zamanların ‘nazar boncuklu’ gazetesinin tercih ettiği ‘başbakanlar’ da bu cümleye dahildir. Kadere bakın ki, bu gazetenin başındaki yayıncı, yıllar sonra gazetesi için tıpkıbasım bir Akbulut Formülü’nü hayata geçirmeyi başarabildi!)
Yıldırım Bey için üretilen fıkraların, zaman zaman onun gerçekten imza attığı hadiselerin yanında solda sıfır kalır nitelikte olduğunu yakından biliyorum: Akbulut bağlamındaki sorun; bence, ne bunlar, ne de hakkındaki fıkralar değildi...
Akbulut, zaman içinde giderek daha fazla ‘politikacı’ olmaya başladı, temel sorun budur!
1995’te seçilemedikten sonra siyaseti bırakmayışı ve son seçimde yeniden Meclis’e dönmesi, buna başlıca örnektir. Son fakat belki de en çarpıcı örnek ise, DYP’ye geçmesi oldu...
ANAP’tan istifa etmekle kalsaydı; ayrılışı, ANAP’ın ‘eski genel başkanı tarafından bile terk edilen bir parti’ olduğunu çok daha iyi anlatmaya yarayacaktı.
Ne var ki, DYP’ye geçerek, daha doğrusu ‘parti değiştirerek’ hem bu çok anlamlı olabilecek mesajı eritti, hem de o klasik ‘politikadam’ sınıfına dahil oldu. (Dikkat ediniz, burada sorun DYP değil, bir başka partiye de geçse, yine aynı sorundan bahsedecektik.)
ANAP yönetiminin, Akbulut’un gidişine çok sevindiğini görmek için kahin olmaya gerek yok. Siyasetin mevcut yapısından istifade ederek, kendi çizgilerinin dışındaki isimleri bu tür gidişlere ‘mecbur bırakma’ taktiği onların çok çok iyi bildiği bir iş...
Yıldırım Bey, ‘Son Akbulut Fıkrası’na imza atarak, bir bakıma ANAP yönetiminin ‘istediği gibi’ davranmış oldu!
İstifa ettikten sonra, bir final konuşmasıyla siyaseti bıraksaydı; hadise, bambaşka olurdu.
13.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
t.korkmaz@zaman.com.tr
|