Üretene saygı, herhalde refahın ölçüsü kalkınmanın mihenk taşı. Üretilen işinize gelmese dahi üretene saygı duymak başka bir olgunluk veya hoşgörü. Hele fikir üretenlere daha saygılı olmanız gerekir. Fikir zor üretiliyor, fikir adamı ise zor bulunuyor. Nasıl bir çiçek yetiştirmek için günlerce emek vermek gerekiyorsa, üretenlere de yıllarca emek verip eğitmeniz, yetiştirmeniz, olgunlaştırmanız hatta yontmanız gerekiyor. Üretiminizin ise piyasası olacak, malınızı pazarlayabileceksiniz, hizmetinizi sunabileceksiniz, düşündüklerinizi anlayanlar ve kullananlar çıkacak. Siz fikirlerinizden dolayı aşağılanmayacaksınız, eziyet görmeyeceksiniz. Size de yılmamak üretmeye sürekli devam etmek düşüyor. Bir ülkenin göz pınarlarını kurutursanız gözleri göremez olur, ağzını kurutursanız dili konuşamaz olur, su kaçırırsanız kulağı duymaz olur. Görmemek, duymamak, konuşmamak gelişme ve üretim ile bağdaşmıyor. Aksine çok görüp, çok duyup, çok düşünüp, az konuşmak gerekiyor. Ancak tek başına düşünce de yeterli değil uygulamaya geçmek de önemli.
İstanbul’da Çırağan Sarayı’nda bir toplantı yapılıyor. Bu toplantının özelliği 11 Eylül’den sonra daha çok dillenen kültür ve uygarlıklar çatışmaları. Türkiye ise bunların tam ortasında. Eğer varsa böyle bir çatışma bunu araştırmanın, çözmenin yollarını aramaya Türkiye’nin ev sahipliği yapması çok önemli.
Türkiye her açıdan bir geçiş noktası hem coğrafî, hem iktisadî, hem de siyasî. 700 milyon refahı yaşayan dünya insanı ile 5,3 milyar onu paylaşamayan insan arasında bir köprü Türkiye. Ayrıca Batı ile Doğu, Avrupa ile Asya arasında bir köprü. Hıristiyanlık Müslümanlık arasında da bir köprü. Zenginlik, fakirlik arasında bir köprü.
Nasıl bir oyunda örneğin basketbolda oyun kurucular var, Türkiye de bu bölgede her konuda dersini iyi çalışırsa iyi bir oyun kurucu olabilir. Oyunu iyi kurmak da oynamak kadar önemli; ama önce kurup sonra iyi oynayacaksın. Bu oyun kuruculuk siyasetten ekonomiye, enerjiden fındığa kadar her sektör için geçerli.
Anadolu tüm ırklara, dinlere, dillere bağrını açmış ve yüzyıllardır dünyanın süper güçlerini barındırmış bir bölge. Ayrıca da çok cömert; ona bir verene bin vermiş. Üzerinde yaşayan kavimleri, toplumları, ulusları abad etmiş. Bu değerli toprakları, bu değerli kültür birikimini iyi korumak ve sahiplenmek gerekiyor. Ancak işlerseniz üretirsiniz, eklerseniz büyütürsünüz.
TC Dışişleri Bakanlığı’nın AB ile İslam Konferansı Örgütü’nü bir araya getirmesi müthiş bir fikir. Başta Dışişleri Bakanı’mız olmak üzere bu girişimden dolayı tüm çalışanları kutlamak gerekiyor. Ancak, fikir güzel de uygulama deyince, işler biraz farklı. Bir kere, kültürün ne olduğunu tanımlamakla işe başlamamız gerekiyor. Kültür nedir, ne değildir?
Bence eğer kültür varsa, onun paylaşılır olması önemlidir. Kültür paylaşılamaz olursa belki kültür olmuyor. Aslında işte bu yüzden kültürler çatışmaz, paylaşılır. Örneğin Urartular ile Asurlular Anadolu toprakları için savaşmışlar; ama kültürleri çarpışmamış. Hititler Asur yazısını kullanmışlar. Hatta rüşvetin belki ilk belgesi, Hattuşaş’ta bulunuyor. Merkez ile illerin Asurca tabletlerle yazışmalarından bir tanesinde resmi belgenin altına kralın katibi bölgedeki katibe “Bizim öküz ne oldu?” diye bir not düşüyor. Çünkü krallar okuma yazma bilmediği için ülkeleri her zaman olduğu gibi bürokratlar yönetiyor.
Samuel Huntington da burayı karıştırmış. Aslında kültürler çatışmıyor, insanların ekonomik gereksinimleri birbirleri ile çatışmalarına veya yakınlaşmalarına neden oluyor. Fukuyama bunu daha iyi görmüş. Bu gelişmeyi gören ve dünyadaki gerçek sorunun refahı paylaşmak olduğunu anlayanlar önce ekonomistler. Biraz da kendimize pay çıkaralım.
Maria Becket diyor ki: “Filistinliler dünyanın en akıllı insanlarıdır. Onların Müslüman, Hıristiyan, Yahudi olduklarına bakmayın, dünyanın neresine giderlerse gitsinler hemen ekonomik hakimiyet kurarlar. İşte Ortadoğu’da çatışma aslında bu çıkar çatışmasından doğuyor. Belki bundan en çok korkan da ABD. Çünkü bu çok akıllı insanların bir de birleştiklerini düşünün.”
Filistinliler Yahudi’si, Hıristiyan’ı ve Müslüman’ı ile bütün dünyada birleşirlerse ABD’ye kafa tutabilirler mi bilmiyorum; ama büyük bir potansiyel oldukları kesin. Ayrıca Kudüs gibi peygamberler kentinin neden bu kadar ilginç bir yer olduğunu ancak giderseniz anlıyorsunuz. Bir kente adını insanlar veriyor. Paris’i Paris yapanlar yaşayanları. Yoksa Paris’in duvarları, mağazaları, heykelleri, taş binaları özgür değil. Yaşayanları, kentlileri özgür ve bağımsız. Ayrıca üretiyorlar.
Biz de belki ekonomide üretmediklerimizi bari politikada üretelim hatta dış politikada kültürlerin çatışmasını önleyecek noktada olduğumuz için İslam Konferansı Örgütü ile Avrupa Birliği’ni yan yana getirelim dedik. Dedik; ama nedense ilişkileri hep devletler ve ülkeler arasında düşündük. 40 devlet başkanı 50 bakan şu kadar yüksek düzey yöneticisi gibi Tv ekranlarına istatistikler verip Çırağan toplantısı ile öğündük. Yanlış anlamayın, biz böyle bir organizasyon iyi değildir demiyoruz. Tam aksine çok olumlu, faydalı ve müthiş bir fikir olduğunu söylüyoruz. Ancak görüyoruz ki, bu toplantıya çok az akademisyen, işadamı, sanatçı, gazeteci ve sivil örgüt üyesi katılmış. Çırağan’daki toplantılara çağrılı gerçek kültürleri paylaşanlar yok gibi. Vatandaş yok, sokaktaki insan sivil örgütlerden ise çok az konuşmacı var. Nedense çağrılılar da hep bildiğimiz birkaç adam. Dünya Ekonomik Forumu da böyle olmuştu. Türkiye’den katılım Ankara ağırlıklı idi. Halbuki Güney Amerika’daki Dünya Sosyal Forumu sivil örgütlere daha çok yer vermişti. Ekonomik foruma da 1000 sivil örgüt üyesi temsilci katılmıştı. Neden Mısır Ziraat Odaları ile Samsun Tütüncüler Birliği ve Barcelona Zeytinciler Federasyonu bir araya gelmesin? Kültür deyince aklımıza sadece birkaç kilise, cami, resim veya heykel neden geliyor? Kent kültürü yok mu, yaşam kültürü yok mu, üretme kültürü yok mu, spor kültürü yok mu?
Dünyadaki 6 milyar insanın esas sorunu refahı paylaşabilmek. Refahı paylaştığınız zaman, hiçbir tahrik sizi değiştiremiyor. Kimsenin dili, rengi, ırkı, parası, aşireti, mezhebi ile ilgilenmiyorsunuz. Kültürleri de paylaşabiliyorsunuz. Bir Hint ezgisi ile derinlere dalıp, İspanyol dansı ile harekete geçebiliyorsunuz. Futbol denilen tutkuyu milyonlarca insan paylaşıyor. Spor da bir kültür değil mi? Olimpiyatlar, müzik, resim, bale, tiyatro, her tarafı ile sanat. Hepsi yaşadığımız dünyanın ürünleri, kültürü.
Biz kültür çatışmalarını önlemek istiyorsak önce insanlar arasındaki ekonomik farklılıkları gidermeliyiz. İsrail’de kişi başına 21 bin dolar, Filistin’de 1000 dolar düşerse siz terörü nasıl önleyeceksiniz, çatışmadan nasıl kaçacaksınız? Dünyadaki 700 milyon insan dünya GSYİH’nın yüzde 55’ini paylaşırken, 5,3 milyar insan yüzde 45’ini paylaşırsa dünyada gelirin adil dağıtıldığından söz edebilir misiniz? Edemezseniz bütün çatışmalara açık olduğumuzu bilmeliyiz.
İşin daha başka ve önemli bir boyutu var. Günümüzde dünya nüfusu 6 milyar civarında. Yılda ortalama yüzde 1,7 artıyor. Yılda yaklaşık yüz milyon insan dünya nüfusuna ekleniyor. Bunların yüzde 90’ı gelişme yolundaki ülkelerde. Dünyanın iyimser bir tahminle 2050 yılına kadar 10 milyar insanı bulacağı varsayılıyor. 2020’lerde dünyada yaşayan her 5 kişiden 4’ü GYÜ (Gelişme Yolundaki Ülkeler)’lerden olacak; ama gelir bu ülkelerde o hızla artmayacak, daha da eşit dağılmayacak. O zaman Gelişmiş Ülkeler (GÜ) GYÜ’lere kalkınmaları için daha çok fon aktarmaları gerekiyor. GÜ’ler şimdiye kadar GYÜ’lere aktardıklarını borç olarak verdiler ve onlar da aldıkları borçları kalkınma ve altyapı yerine günlük işlerde bitirdiler. Şimdi borçlar geriye ödenirken GYÜ’lerin zorlandıklarını biliyoruz. Dünyada bu yüzden sosyal sıkıntılar ve ekonomik sorunlar büyüyor, siyasi istikrarsızlar artıyor. Bu da sosyal ve kültürel çatışmaların artmasına neden oluyor.
Dünya kenti İstanbul’un uygarlıklar çatışmasının taraflarını bir araya getirmesi çok önemli. Ancak İstanbul gibi gelir dağılımının da çok adil olmadığı ve komşu mahallelerde yaşayan insanlar arasında bile 1’e 10 fark olduğu bir kentte, kültürel çatışmaların önlenmesi önem kazanıyor.
Artık gerçek çatışmanın refahı paylaşmak olduğunu birçok sosyal bilimci kabullenmek ve insanları ekonomik bir modelin parçası olarak görmek istemiyor. Doğrudur, her sosyal olgu ekonomi ile açıklanamaz. Ancak karnı doymayan, işsiz, açıkta, üstü çıplak ve aç insan olmanın ne olduğunu biliyor muyuz acaba?
Önce insanın refahı!..
Prof. Dr. İÜ İktisat Fak. Öğ. Üy.
13.02.2002
|