“İslam hakkında bugün çok farklı yorumlar duyuyoruz. İslam bir barış dini midir? İslam insan haklarına ne derece inanıyor ve sağlıyor? O, insanlık içinde başkalarına saldırmadan varlığını sürdürebilir mi?” Sorular bu çerçevede devam ediyor. Peşi sıra söylenen, yazılan şeyler ise şunlar: “Bunlar bir tarafa, bizler Hıristiyan olarak kendi mazimize de bakmalı, kendimizi sorgulayabilmeliyiz. Mesela, Hıristiyanların Yahudilerle olan mücadelesi Haçlı Seferleri diye anılan Müslümanlarla olan savaşlarından daha az değildir. Öyleyse, Hıristiyanlık nedir? İsa’nın geliş gayesi savaş için midir? Eğer bu soruya cevap hayır ise, mazimizdeki savaşların sebepleri nelerdir?”
Yukarıda okuduğunuz satırları ‘Christianity Today” adlı bir derginin, “Is Islam a religion of Peace” yani “İslam barış dini midir?” adlı makalesinden aktardım. Amacım, bu makaleden hareketle Batı dünyasının 11 Eylül sonrası İslam hakkındaki düşünce, şüphe/tereddüt veya beklentilerini sizlere aktarabilmek. Sadece aktarmak mı? Elbette değil. Beklentiler, şüphe ve tereddütler doğrultusunda tam anlamıyla yapamadığımız vazifelerimize ışık tutmak.
Her şeyden önce Batı medyasını Müslümanlara bakış açısı itibarıyla ikiye ayırmak icap ediyor: Bir, her halükârda İslam’a karşı şartlı bakış açısı olan ve kim ne derse desin, denilen şeyler ne kadar doğruyu yansıtırsa yansıtsın, bunlara karşı kulağını kapatıp bildik ve hiç de yabancısı olmadığımız düşman tavrı sergileyenler. İki, gerçekler karşısında aç ve susuz, Müslümanların hepsini bir kefeye koyma haksızlığına düşmeyenler.
Sanıyorum yukarıda kapak dosyasından alıntı yaptığım dergi ikinciler arasında yer alıyor. Çünkü İslam’ı ve Müslümanları sorgulamanın yanında kendilerini de rahatlıkla sorgulayan bir tutum izliyorlar.
Pekala denilenler neler? “Usame b. Ladin ve onun gibi düşünenler, onunla iş birlikteliği yapanlar gerçek İslam’ı temsil etmiyor. Timothy McVeigh misalini unutmayalım. Oklahoma bombacısı Müslüman değil, Hıristiyan’dı.” Kesinlikle doğru olan bu yargı, düşünüyorum da Müslümanların kaçta kaçı tarafından kabul ediliyor acaba? Çünkü 11 Eylül sonrası İslam dünyasından gelen tepkilerde dikkati çeken en önemli husus “ama”lı, “fakat”lı kınamalardı. “Masum insanların öldürülmesi inancımıza göre yanlış, haram” diye başlayan ve hemen arkasında ilave edilen “ama”lar, “fakat”lar. Bu ikinci bölümde denilen şeyler genelde ABD’nin İsrail’e verdiği destek, İslam dünyasının ekonomik, kültürel emperyalizme maruz kalması ve bunda ABD başta Batı devletlerinin rolü vs. idi. Bazen bu ilavelerle öyle bir noktaya varılıyordu ki, okuyucu rahatlıkla eylemin meşru olduğunu düşünüyordu.
Bu açıdan hangi meşru sebebe dayanırsa dayansın terörün İslam dininde meşru olmadığına ve terör içeren eylemleri yapanların gerçek İslam’ı temsil etmediğine Batılıların inanması ve kabullenmesinin yanında bizim de kabullenmemiz şarttır. Bir Hıristiyan dergisinde böyle bir yazının çıkmasının bizi rehavete sevk etmemesi, “Bakın gerçeği onlar da görmüş!” türünden yaklaşımları bir kenara bırakarak kendi içimize dönmeliyiz.
Yazıda dikkati çeken diğer unsur ise, benim şüphe veya beklenti olarak adlandırdığım hususlar. Diyorlar ki; Batı ülkelerinde Müslümanların dinlerini anlatması, yaşaması, propaganda yapması ve teşkilatlanması serbest ama İslam ülkelerinde Hıristiyanlara ya da diğer din mensuplarına aynı imkan neden tanınmıyor? İslam’da dininden dönen insanların öldürülmesi hükmü doğru mu ve neden? Halbuki dinde zorlamanın olmadığını kutsal kitap Kur’an anlatıyor. Hz. Peygamber’in bir beyanlarında var olan cennetin kılıçların gölgesi altında olması neyi ifade ediyor ve neden kılıç? Cihat yani “Holy War” ne demek? Dini sebeplerle yapılan/yapılacak olan savaşın adı mı bu? Eğer öyleyse insanların din özgürlüğü nerede kaldı? İslam toplumunda herkesin kendi dinini seçme hürriyeti yok mu? İslam ülkesi, kafir/savaş ülkesi sınıflandırmasını nasıl anlatabilirsiniz? Müslüman nüfusun yaşamadığı ülkelere savaş ülkesi adını koymakla varılmak istenen hedef nedir ve tabii ki neden? Kadın hakları konusunda İslam tarihi boyunca gördüğümüz eksikliklerin nedeni dinî değerler mi; yoksa kültürel şeyler mi? Kur’an’da yer alan el ve ayakların çaprazlama kesilmesi ayetine nasıl izah getiriyorsunuz? İsrail–Filistin arasındaki savaşta rol oynayan dinî etmenler nelerdir?”
Bu kadar yeter sanırım? Bizim Müslümanlar olarak Hıristiyanlık ve Hıristiyanlar hakkında merak ettiğimiz, endişe duyduğumuz, açıklama beklediğimiz ve en masum şekliyle öğrenmek istediğimiz şeyler cinsinden sorular bunlar. Dolayısıyla “Bunların cevapları tarih boyunca verilmiş.” şeklindeki bana göre umursamaz ve kayıtsız bir tavır içine girmemeli diye düşünüyorum. Çünkü bize göre “verilmiş!” olan o cevaplar, en iyimser bir yaklaşımla bu insanları tatmin etmedi veya ellerine ulaşmadı. Ya da yorum farklılığından kaynaklanan çeşitlilik bunların başlarını döndürdü, bakışlarını bulandırdı. Nitekim bu açıdan meseleye bakınca bir Vahhabi yorumu İslam anlayışının buralarda daha yaygın olduğunu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Neden? Maddi sorunlarının olmayışı –çünkü arkalarında İslam’ı tebliğ etmeyi vazifeleri arasında sayan ve gerek resmi gerekse sivil organizasyonlar vesilesi ile bu işe aktarılan milyon dolarların söz konusu olduğu bir maddi destek var arkalarında–, Batı’ya açılımlarını yıllar önce yapmış olmaları söz konusu. Dolayısıyla siz ne kadar Batılı insanın kabulüne vesile olabilecek gerçekçi yorumlara sahip olsanız da sesinizi duyuramadıktan sonra, onlar bir anlam ifade etmiyor. Belki şöyle demek daha uygun; pratik sonuçları itibarıyla şimdilik bir anlam ifade etmiyor gözüküyor.
Diğer taraftan, İslam’ı anlatmak için alabildiğine müsait, belki de her zamankinden daha fazla uygun bir zeminin olduğu muhakkak. Kaldı ki, dini anlatma bir Müslüman için namaz kılma ölçüsünde zorunluluk ve sorumluluk içeriyor. Öyleyse ikili ilişkiler başta her türlü zemin ve fırsatın değerlendirilerek bu vazifenin yapılması şart ve elzem.
Hasılı, Yusuf İslam’ın dediği gibi teröristler yaptıkları bu son olayla uçaklara, masum insanlara, Dünya Ticaret Merkezi binalarına zarar vermekle kalmadılar, İslam’a da ciddi zarar verdiler. Açılan bu geniş kapıdan girerek dinimiz hakkındaki imajı düzeltmek ise bize kalıyor.
Yazar
13.02.2002
|