Bölge Haberleri |
|
|
|
| |
‘Hayatta yaptığım en hayırlı işlerden biri Hülya Hanım’la evlenmek oldu’ |
Divan edebiyatı araştırmalarıyla tanıdığımız Prof. Dr. İskender Pala, 22 yıl önce 14 Şubat’ta kendisine ‘evet’ diyen eşi Hülya Hanım’la sevgi dolu bir yuva kurmuş. Kızları Hilye Banu, Elif Dilasa ve oğlu Alperen Ahmet babalarını okurları ve öğrencileriyle paylaşmaya alışmışlar artık.
Divan edebiyatıyla ilgili araştırmalarından tanıdığımız Prof. Dr. İskender Pala, aile hayatında da edeple örülmüş sıcak bir yuvaya sahip. Pala’ya göre hayatta yaptığı en hayırlı işlerden biri de Hülya Hanım’la evlenmek olmuş. Hocanın, kendisine 22 yıl önce 14 Şubat’ta ‘evet’ diyen eşine en büyük hediyesi ise söz incilerinden dizdiği gerdanlıklar.
İskender Pala’yı, eşi Fatma Hülya Hanım, kızları Hilye Banu, Elif Dilasa ve oğlu Alperen Ahmet, okurları ve öğrencileriyle paylaşmaya alışmışlar artık. Haftanın yedi gününü üniversitede ders vererek, editörlük yaparak ve seminerler vererek, yedi akşamını da dergi ve gazete yazılarıyla geçiren Prof. Dr. Pala, hocalığını görev, yazı hayatını Allah’ın lütfu olarak değerlendiriyor. Özellikle akşamlarını ‘nefes aldığım alan’ dediği yazılarına ayırmasından çocukları şikayetçi olsa da o, “Onlarla zaman geçirememenin acısını ben de yaşıyorum. Çocuklarımın zamanlarından çalarak bir şeyler üretiyorum; ama ürettiklerimi de çocuklarıma ithaf ediyorum. Benim üç tane çocuğum var; ama gerçekte üç bin tane çocuğum var gibi. Bu üç çocuk diğer üç bin çocukla bazı şeyleri paylaşmak mecburiyetinde kalıyorlar.” diyor. Hülya Hanım da, aile olarak zaman zaman televizyon ekranlarının ve özel görüşmelerin haricinde akşam yemeklerinde, bayramlarda ve çok özel durumlarda ancak bir araya gelebildiklerini belirterek, “İskender Bey hep üst kattaki çalışma odasındadır. Hep aşağılı yukarılı yaşarız. Ama biz alıştık artık. Çocuklar şikayet ediyor bazen; ama büyüyüp bazı şeyler yerleşince onlar da bunu anlayacaktır.” diye konuşuyor.
İskender Pala ile Fatma Hülya Hanım, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde öğrenciyken tanışmışlar. Pala o sıralarda aynı zamanda üniversitenin kütüphanesinde memurluk yapıyormuş. Hülya Hanım, Allah’tan korkan, dünya görüşlerinde birleşebileceği, tahsil seviyesi de denk biri olduğu için kabul etmiş Pala’nın teklifini. Bir de sosyal hayatı olan, toplum içinde sevilen birisi olmasını istemiş ki İskender Hoca’nın gelecekte akademik çalışmalar içine girme planları da bu anlamda ümitlendirmiş kendisini. İskender Hoca ise, temel ölçülerin üstüne, aynı meslekten oldukları için şakasını, sohbetini anlayabileceğini düşünmüş. En önemli tercih sebeplerinden biri de Hülya Hanım’ın güzelliği olmuş. Eşini hâlâ ilk günkü kadar güzel gördüğünü söyleyen hoca, kütüphanede ilk tanıştıkları zaman ‘Herhalde aradığım budur. Bir yuvayı ancak böyle bir kızla kurabilirim.’ diye düşünmüş ve kendi ifadesiyle hayattaki en hayırlı kararlarından birini vermiş. Hülya Hanım’ın ‘evet’ dediği tarih 14 Şubat 1980. Aynı yılın 22 Eylül’ünde de evlenmişler.
İki yıl öğretmenlik yapan Hülya Hanım ilk kızları Hilye Banu doğunca dışarıda çalışmayı bırakmış. İskender Hoca, aynı meslekten oluşlarını artı bir değer olarak görse de Hülya Hanım, doktor ya da eczacı olmak isterken tesadüfen edebiyat fakültesine girdiği için evliliklerindeki ufak tefek anlaşmazlıkların çoğu bu mizaç farklılığı yüzünden çıkmış. İskender Hoca daha sanatkar bir anlayışla, daha ince düşünürken Hülya Hanım daha düz bakıyor olaylara. İskender Pala, “İlk birkaç yılda zaman zaman tartıştığımız da, kavga ettiğimiz de oldu. Sonraki yıllarda da oldu; ama ilk bir iki yıl içindeki kadar değil. Geriye dönüp baktığımızda ikimizin de gülüp geçtiği küçük şeylermiş meğer bunlar.” diyor.
Evlilikleri hiçbir zaman “bu evlilik yürümeyecek” durumuna gelmemiş. Aynı muhitten olmak, aynı şeylerden zevk almak, aynı eğitim düzeyinde ve aynı biçimde düşünüyor olmak sorunların büyümesini engellemiş. Bu ‘aynı’lıklar olmasa da şahsiyetle ilgili bir şey bu. İskender Pala, “Temelde iki taraflı olarak birbirimize duyduğumuz saygının bir sonucu belki de. Daha sonraki zamanlarda fikir bazında tartışmalarımız oluyordu.” diye konuşuyor. Aralarındaki sorunları hiçbir zaman biriktirip büyütmemişler. Hocanın ifadesiyle, ‘dargın sabahlamamış, dargın akşamlamamış’lar. Herhangi bir sebepten dolayı tartışma çıkmışsa hoca sessiz kalıp öfkesini yenmeyi yeğlerken Hülya Hanım her şeyi konuşarak o anda halletme yoluna gidiyor. Ama o da, artık alıştığını ve nadiren gelen tartışmalarda susmayı tercih ettiğini söylüyor.
Gün içinde pek görüşemeseler de Pala ailesinin fertleri arasındaki iş bölümü ve herkesin işini en iyi yapma gayreti sayesinde pek sorun çıkmıyor. Hülya Hanım’a göre işi olmayan kişi başkalarını rahatsız eder, sorun çıkarır. İskender Hoca da eşi ve çocuklarının evde oluşturduğu huzurlu ortamın yazı hayatındaki üretime katkısının çok büyük olduğunu söylüyor. Evin idaresinin ve çocukların eğitiminin Hülya Hanım’ın sorumluluğunda olduğunu ifade eden Pala, “Çocuklarımın okuluna ben konferans vermek için, eşim de veli sıfatıyla gidiyoruz. Onların okullarıyla hiç uğraşmak zorunda kalmadım. Çünkü kendileri çok iyi çalışıyorlar. Dışarıdaki tüm ilişkilerinde anneleri sağ olsun onlara yardımcı oluyor. Böyle bir destek de birbirimize sevgimizi ve saygımızı pekiştiriyor.” diyor.
|
|
Şemsinur Bektaş Özdemir
/ İstanbul
14.02.2002
|
|
| |
Evde iş bölümü yapılıyor, herkes görevini biliyor |
İskender Hoca evdeki iş bölümünü şöyle anlatıyor: “Evin işlerine karışmam. Bulaşık makinesi nasıl çalıştırılır bilmem. Tamirat yapmayı oğlum da ben de severiz; ama kırıp döküp öylece bırakırız.
Vidalar artar hep sonunda. Ekmeğin kaç lira olduğunu bilmiyorum şu anda. Kaç para Hülyacım ekmek? Bunu bilmek ayrıca benim görevim de değil. Ben bir kitap yazacaksam işimi en iyi şekilde yapmalıyım. Eşim evi idare edecekse onu en iyi şekilde yapmalı. Çocuğum da dersini en iyi yapmalı... Bu şuur ve bu iradeyle bir araya geldiğimizde, birbirimizi çok da sık görmemize gerek yok aslında. Hayatımı yaşarken, çocuklarım mutlu, eşim memnun diyebiliyorum. Aile ortamında mutlu olunca işyerimde problem çıktığında beni o kadar etkilemiyor. En önemli prensibimiz herkes işini en iyi yapsın. Ben itiraf ediyorum ve kendimi protesto ediyorum ki, çocuklarıma bir baba olarak üzerime düşen görevlerimi fazla yerine getiremiyorum. Hülya Hanım annelik de yapıyor babalık da; ama ben de hem onun yerine, hem kendi yerime çalışıyorum. Mutfağa girip bulaşık yıkamıyorum belki ama dışarıdaki bazı işleri de ben yapıyorum. Okulda arkadaşları ‘dün babamla pikniğe gittik’ dediklerinde kızımın boynu bükülebilir belki; ama bu 'öteki çocuklarım' dediğim insanlara da bir şeyler ulaştırabiliyor olmam yüzündendir. İster istemez diyorum ki: ‘Çocuklar siz beni mazur görün, aslında ben yaptıklarımı sizler için yapıyorum.’ Onlara teşekkür borçluyum bu konuda. En azından serzenişlerini bana yansıtmıyorlar.”
|
|
14.02.2002
|
|
| |
HÜLYA PALA: Rabb'e rıza göstermek gerekir |
Evliliklerde ilk yıllarda çıkan sorunlarda ailelerin etkisi çok. Dış etkenleri kendinizden uzak tutun. Evliliğin rayına oturması, yürüyeceğine kanaat getirmek için kendinize ve eşinize zaman tanıyın.
Üç beş senede bu olmuyor. Bir on yılın geçmesi lazım. Daha sabırlı ve tevekkül sahibi olmak, Rabb’e rıza göstermek gerekiyor. Aksayan tarafları düzeltmek iki taraflı fedakarlık ister. İlk yılların nişanlılık devresi gibi olmadığına bakıp da yürümeyecek denmemeli. Bir gün gelir her evlilik nişanlılık devresine döner yine. Zor gelen bir şeyi eşin, çocukların ve Allah rızası için yaparsan daha kolay olur her şey.
|
|
14.02.2002
|
|
| |
İSKENDER PALA: Sevgiyi hemen tüketiyoruz |
Bugünün arkadaşlıkları, sevgi, aşk anlayışları farklı. Gençler sevgilerini birbirlerine hemen söylüyorlar ve hemen de tüketiyorlar.
Evlilik zamanı geldiğinde sevgileri zaten belirli bir noktada tüketilmiş oluyor. Oysa sevgi tüketilen bir şey değil, çoğaltılan bir şeydir. Sevginizi çoğaltmak isterseniz, anlayış, hoşgörü, diğerkamlık, başkası adına karar vermeme, onun fikirlerine saygı duyma, ona değer verdiğini gösterme, sevdiğini ifade etme kavramları girmeli hayatınıza. Sevginizi tüketmişseniz, bunları da yapmıyorsanız evliliğiniz tabii ki ruhsal sıkıntı içine girer.
|
|
14.02.2002
|
|
| |
İkimiz bir tek kişiyiz demeliyiz |
Günümüzdeki evlilik sorunlarının temelinde bazı maddi imkansızlıklar da yatıyor sanırım. Oysa insanlar parayla değil gönülleriyle mutlu oluyorlar.
‘Sen bana Allah’ın emanetisin. İkimiz bir tek kişiyiz, bir kabukta çifte badem misali.’ Böyle düşününce birbirine sarılır insan. Birbiriyle konuşmak, derdiyle dertlenmek, paylaşmaktır bu. Sevgi oturup iki kişinin yüz yüze bakması değil, ikisinin yan yana oturup aynı yöne bakmasıdır.
|
|
14.02.2002
|
|
| |
Küçük bir ilgiyi aşk zannediyoruz |
Galiba gençlerimiz kendi hayatlarını kurarken hissettikleri duyguları tam değerlendirmeden aceleci davranıyorlar.
Yaşadıklarının ilgi mi, sevgi mi, aşk mı, sevda mı olduğunu bilmeden küçük bir ilgiyi aşk zannederek, karşısındaki insanı iyi öğrenmeden, birbirlerini aldatarak sevgilerini yok ediyorlar. Nişanlılık döneminde her şeyi kabullleniyor, istemedikleri şeyleri hatır için yapıyorlar.
|
|
14.02.2002
|
|
| |
“Gönül bin can ile meftun olursa Fatma Hülya’ya, Benim İskender-i devran olduğum bundan bilin” |
Hülya Hanım’ın günleri de kişisel gelişim ve okuma kurslarıyla, dernek faaliyetleri ve sohbet programlarıyla dolu. Evliliğin ilk yıllarında eşiyle birlikte ebru yaparlarmış. Şimdilerde bazen yürüyüşe çıkıyor, bazen de Altunizade Kültür Merkezi’ndeki konserlere gidiyorlar birlikte. İskender Hoca özel günleri pek unutmuyor; ama her ikisi de son iki yıldır evlilik yıldönümlerini hatırlamamışlar.
Hocanın eşine en sık aldığı hediye çiçek ama tek başına vermiyor hiç. “Ben hediyeyi söz olarak vermeyi daha anlamlı buluyorum ve çok şükür ki sözü güzelleştirmeyi biliyorum. Çok güzel bir cümle pırlanta bir kolyeden daha önemlidir. Çiçek aldığım zaman üzerine bir cümle ya da bir beyit koyarım. Çiçek beyiti taşıyan bir araçtır. İnsanlar birbirlerine sevdiklerini ifade ederken özel günlerden daha önemlisi bir çift sözdür.” diyen hocanın, yedi yıl önce doğum gününde eşine hediye ettiği çiçeğin üzerinde yer alan iki beyiti eşi hâlâ çantasında taşıyor:
“Bir ömür ki geçse sensiz
ol ömür zayi olur
Bivücud olmam demektir
senden ayrı her günüm”
(Sensiz geçen ömür kaybedilmiş bir ömürdür; senden ayrı geçecek her gün bir kere daha yok olmam demektir.)
“Gönül bin can ile meftun olursa
Fatma Hülya’ya
Benim İskender-i devran olduğum
bundan bilin
(Gönlümün Fatma Hülya’ya meftun olmasından zamanın İskender’i olduğumu anlayabilirsiniz.)
|
|
14.02.2002
|
|
| |
Çocuğunuz sevilme randevusu mu bekliyor? |
Çocuklar sevilmek için anne ve babalarından randevu alırlar mı? İlk başta tuhaf gelebilecek bu soru, çalışan bir anne ve baba söz konusu olunca acı bir gerçeğe dönüşür. Çocuk için gelişmenin sihirli dönemi olan 03 yaş döneminde çocuğun en fazla ihtiyaç duyduğu varlık annesidir.
Annenin çalışan bir anne olması durumunda bu dönemdeki çocukların bedensel ve ruhsal gelişimi olumsuz etkilenebilir. Bu yüzden eğer mümkünse annelerin ilk üç yılda çalışmayıp çocuğuyla ilgilenmeleri veya yarım gün çalışacağı bir işi tercih etmeleri tavsiye edilmektedir. İş yoğunluğu nedeniyle çocuğuyla gerektiği gibi ilgilenemeyen anne endişeli ve tedirgin olabilir. Aynı şekilde çocuk da zaman zaman ihmal edildiği hissine kapılır. Yalnız ve denetimsiz kalan çocuk için bu dönem davranış bozukluklarının başlangıcı sayılır. Annesinin işten dönerek kendisiyle ilgilenmesini ve sevilmeyi bekleyen çocuk, aslında her gün Sosyal Sigortalar Kurumu hastanesinden randevu alıp doktor sırası bekleyen birisinden farksızdır. 0-3 yaş döneminde çocuğun anneye ihtiyacı olduğu kadar, annenin de çocuğuna ihtiyacı vardır. Önemli olan bu randevuyu sıklaştırabilmek veya randevusuz bir birliktelik kurmaktır.
|
|
Salih Zengin
/ İstanbul
14.02.2002
|
|
|
|
|

|
Zaman'da Bugün
14 Şubat 2002
|
|

Zaman Spor
Kadın-Aile
|
|
|
|