İskender Hoca evdeki iş bölümünü şöyle anlatıyor: “Evin işlerine karışmam. Bulaşık makinesi nasıl çalıştırılır bilmem. Tamirat yapmayı oğlum da ben de severiz; ama kırıp döküp öylece bırakırız.
Vidalar artar hep sonunda. Ekmeğin kaç lira olduğunu bilmiyorum şu anda. Kaç para Hülyacım ekmek? Bunu bilmek ayrıca benim görevim de değil. Ben bir kitap yazacaksam işimi en iyi şekilde yapmalıyım. Eşim evi idare edecekse onu en iyi şekilde yapmalı. Çocuğum da dersini en iyi yapmalı... Bu şuur ve bu iradeyle bir araya geldiğimizde, birbirimizi çok da sık görmemize gerek yok aslında. Hayatımı yaşarken, çocuklarım mutlu, eşim memnun diyebiliyorum. Aile ortamında mutlu olunca işyerimde problem çıktığında beni o kadar etkilemiyor. En önemli prensibimiz herkes işini en iyi yapsın. Ben itiraf ediyorum ve kendimi protesto ediyorum ki, çocuklarıma bir baba olarak üzerime düşen görevlerimi fazla yerine getiremiyorum. Hülya Hanım annelik de yapıyor babalık da; ama ben de hem onun yerine, hem kendi yerime çalışıyorum. Mutfağa girip bulaşık yıkamıyorum belki ama dışarıdaki bazı işleri de ben yapıyorum. Okulda arkadaşları ‘dün babamla pikniğe gittik’ dediklerinde kızımın boynu bükülebilir belki; ama bu 'öteki çocuklarım' dediğim insanlara da bir şeyler ulaştırabiliyor olmam yüzündendir. İster istemez diyorum ki: ‘Çocuklar siz beni mazur görün, aslında ben yaptıklarımı sizler için yapıyorum.’ Onlara teşekkür borçluyum bu konuda. En azından serzenişlerini bana yansıtmıyorlar.”
|