Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

ETYEN MAHÇUPYAN



İki somut yönetim modeli

Bu topraklarda devletle toplum arasında her zaman mesafe vardı; ancak klasik Osmanlı dönemi, devletin katı otoriter nüfuzunu, toplumun anlam dünyası olan ataerkilliğin içinde eritmesini bilmişti. İmparatorluğun bunca başarısızlığa rağmen böylesine uzun yaşamasının sırrı da belki buradaydı: Devlet toplumun ideolojisini paylaşarak ve taşıyarak kendisini meşru kıldığı oranda, başarısızlığın bedeli de gecikti. Bu tespiti genelleştirirsek, Osmanlı’nın orijinal bir buluş geliştirmektense, yönetim ilminin gereğini yerine getirdiğini söyleyebiliriz. Çünkü uzun vadeli her devlet yapılanmasının asgari koşulu, devletin topluma yabancılaşmaması, onun bakış açısından ve duyarlılıklarından uzaklaşmamasıdır.

Teslim etmek gerekir ki Osmanlı’nın işi Türkiye Cumhuriyeti’nden daha kolaydı. Gerçi cemaatler arası dengeler, iç hiyerarşiler ve bunların devletle mesafesinin ayarlanması maharet gerektirmekteydi; ama unutmamak lazım ki bütün bu cemaatlerin anlam dünyası sonuçta birbirinin aynıydı. Din ve mezhep farklılıkları değişik adetler ve ritüeller yaratsa da, örneğin temel etik normlar veya siyasetin algılanma biçimi ortak bir paydaya oturmaktaydı. Bugün ise işler daha zor: Dünya zihniyetsel bir kırılma yaşarken, devletin doğal tavrı haline gelmiş olan otoriterliğin meşruiyeti bitiyor. Diğer bir deyişle bugün otoriter bir yönetim anlayışının toplum nezdinde meşru olma şansı kalmamış durumda.

Türkiye’de devletin yeniden dini merkez alan bir ataerkilliğe yönelmesi ise hayal. Diğer taraftan liberalizmin modernist yorumu içinde kalındığında günümüzün sorunlarıyla başa çıkmak bir yana, sürekli yeni sorun üretildiği de gözüküyor. Bu durumda ‘akıllı’ bir yönetim için ana trendin demokratlık olduğunu ileri sürmek zor değil. Nitekim mikro ölçekte Türkiye’deki birçok kamu kuruluşu ve belediye bu yönde çaba harcamakta. Son bir örnek Trabzon Emniyet Müdürlüğü’nden: ‘trabzonemniyet.gov.tr’ adlı web sitesi bir yandan vatandaşın hırsızlık ve benzeri durumlarda veya pasaport alırken gereksindiği bilgileri verirken, aynı zamanda da insan hakları ihlallerine karşı bir bilinç oluşturmaya çalışıyor. Daha ilginci site sanal bir karakol işlevi görmekte; yani artık karakola gitmeniz gerekmiyor, şikayetinizi yapıyorsunuz ve polis sizin uyarınıza göre anında harekete geçiyor. Bu sadece bir verimlilik projesi değil; vatandaş açısından bir katılım ve sahiplenme projesi.

Ne var ki demokrat açılımların etki alanı devletin tepesine doğru yükseldiğimizde büyük ölçüde azalıyor ve mesele ‘demokrat açılımların içerdiği potansiyel tehlike karşısında otoriter olmadan nasıl tedbir alırız?’ mantığına hapsoluyor. Bu açıdan 159 ve 312 konusunda yaşananlar hiç şaşırtıcı değil. Devletin yönetim zihniyeti açısından bire bir temsil gücü olan askerin tasarrufları da ne yazık ki aynı ‘vizyonun’ parçası: Kriz yönetimi önplana çıkarılıyor; Milli Müdafaa Mükellefiyeti Tüzüğü’ndeki değişiklikle ordunun özel kuruluşların araçlarına el koyma imkanı genişliyor; vatandaşı ‘bilgilendirmek ve bilinçlendirmek’ üzere askeri bir Tv kuruluyor... Sanki kaçınılmaz bir gerilime hazırlanıyoruz. Mikro ölçekte kamusal hayata katılmayı öğrenirken, devletin makro bakışının topluma zımnen atfettiği nitelikler nedeniyle, tehlike üretme potansiyeline sahip bilinçsiz bir güruh olarak algılanmayı da sürdürüyoruz...

14.02.2002

Yazarımızın E-Postası: e.mahcupyan@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (11.02.2002) - Çamurda yürüyenlerin öyküsü

> (10.02.2002) - Çocuk olarak Nazım

> (07.02.2002) - Korumayın... Öldürürsünüz!

> (04.02.2002) - Kürtçe kalsın, Jale’yi ver...

> (03.02.2002) - Lozan’dan vaz mı geçiyoruz?

> (31.01.2002) - Ya ayrılmak istemezlerse?

> (28.01.2002) - Beyinsiz Aşil’in topuğu

> (27.01.2002) - Postmodern muhtıra

> (24.01.2002) - Basiretsizlik tırmanırken

> (21.01.2002) - Açık Radyo kapalı beyinlere karşı





Zaman'da Bugün
14 Şubat 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.