19. stand–by tamam, 20’ncisi sırada...
Ekonomik krizlerin baskısı altında ezilen Türkiye, IMF ile Stand–by düzenlemelerinin ondokuzuncusunu imzaladı.
IMF’ye verilen ‘Niyet Mektubu’, 2002–2004 yıllarını içeren 3 yıllık dönemde nelerin yapılacağı, nelerin yapılmayacağını kesin hatları ile ortaya koyan bir taahhütname niteliğinde.
IMF’nin onayından geçtikten sonra ekonomik programa dönüşen ‘Niyet Mektubu’nun IMF’ye maliyeti, 16 milyar dolar.
Bu paranın alınabilmesi için Türkiye, siyasi ve ekonomik karar alma ve aldığı bu kararları uygulamaya dönüştürme aşamalarını bu belge ile, üstü örtülü bir şekilde, IMF denetimine bıraktığını kabul ediyor.
İç ve dış borç ödenmelerinin aksatılmadan gerçekleştirilmesi, 3 yıllık orta vadeli programın ana hedefi.
Kamu bankaları imkanlarının kullanılması yanı sıra vergi oranları ile KİT ürünleri fiyatlarında artışa gidilerek kamu gelirlerinin artırılması, iç borçların geri ödenmesi için ekonomi yönetiminin aklına gelen her zamanki klasik yöntemler.
Bütçeden belediyelere ayrılan paylarda kesintiye gidilmesi, konsolide bütçeye dahil kurum ve kuruluşlarda çalışan memur ve işçilerin işten çıkartılması veya erken emekliliğe sevk edilmesi, ‘enflasyon hedeflemesi’ uygulaması ile çalışanlara enflasyonun gerisinde ücret artışı verilmesi gibi bütçe gelir fazlası yaratmaya dönük tedbirler ise; iç borç geri ödemelerinin finansmanına kaynak oluşturma adına yapılmak istenenler programda yer alan ekonomi yönetiminin yenilikleri.
Dalgalı döviz kuru ve dolaşımdaki para miktarını kısmaya dönük para politikası uygulamaları ile ekonominin iç talep cephesi baskı altına alınarak; ithalatın cazip olmaktan çıkartılması, ihracat ve turizm gelirlerinin artırılması bağlamında dış borç geri ödemelerinin gerçekleştirilebilmesi için ihtiyaç duyulan fazlanın yaratılması hedefleniyor.
Bu yöntemlerle iç piyasayı harekete geçirecek enstrümanları devre dışı bırakan ekonomi yönetiminin, ‘döviz rezervlerini güvenli seviyelerde’ tutma ve ‘dış cari hesabı finanse’ etme düşüncesinde olduğu anlaşılıyor.
IMF’den gelen para ile durumları zorda olan özel banka ve şirketlerin kurtarılması, iç ve dış alacaklılara alacaklarını tahsil garantisinin her satırında açık bir biçimde verildiği bu programın bir diğer çarpıcı noktası.
Ekonomik ve sosyal kalkınmanın ikinci hatta üçüncü plana itildiği, dış siyasi ve ekonomik konjonktürel gelişmelere karşı savunmasız böylesine bir program ile tarihinin en derin ve süreklilik arz eden iktisadi krizini yaşayan Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulunamayacağı açık. Palyatif tedbirler bütününden oluşan ve piyasaları baskı altına alarak ‘kronik yüksek enflasyonla mücadele’yi öne çıkaran böyle bir programla bu kötü gidişe dur denileceğine inanılması beklenmemeli.
Türkiye’yi yöneten siyasi ve ekonomik karar alıcıları hata üstüne hata yapmaya sevk eden gerekçe, ekonomik krizi yaratan gerçek nedenlerin neler olduğunu tahlil etme zahmetine katlanmamaları. Ya da gerçekleri görmelerine rağmen işlerine gelmediği için görmezlikten gelmeleri...
Öyle ise kendimizi boş yere kandırmayalım. Bu program bir borç ödeme ve İstanbul’u kurtarma programı. Genel kanaat, IMF’den gelen paraların yine çar–çur edileceği ve IMF’ye olan borçlarımızın katlanmasından başka bir işe yaramayacağı.
14.02.2002
Yazarımızın E-Postası:
i.kibrizli@zaman.com.tr
|