Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 
 

Rus uzman: Irak’a da Türkiye modeli uygulansın

ABD Savunma Enformasyon Merkezi Rusya ve Asya Programı Bölüm Başkanı Nikolay Zlobin, Batı'nın Irak'ta rejim değişikliğine giderek bu ülkede tıpkı Türkiye gibi devlet biçimi oluşturmaya çalıştığını söyledi.

Batı’nın, 11 Eylül terör eyleminden sonra öne çıkan Türkiye modelinin Irak’a da uygulama amacında olduğu öne sürüldü. ABD Savunma Enformasyonu Merkezi Rusya ve Asya Programı Bölüm Başkanı Nikolay Zlobin, Batı’nın, Irak’ta rejim değişikliğine giderek bu ülkede tıpkı Türkiye gibi bir devlet biçimi oluşturmaya çalıştığını belirtti. ZAMAN’a açıklamada bulunan Zlobin, Irak lideri Saddam Hüseyin ve rejimini değiştirme kararlılığında olan ABD’nin oluşturmak istediği yeni rejimin diğer Arap ülkeleri ve Ortadoğu modellerinden ayrı olduğunu ifade etti. Zlobin, Washington liderliğindeki Batı dünyasının, Irak için tıpkı bir zamanlar Atatürk’ün gerçekleştirdiği gibi yeni bir rejimin kurulması için gereken hazırlıkları yaptıklarını da öne sürdü. Saddam sonrası Irak’ta oluşturulacak yeni rejimin aynı zamanda Türkiye ile bir rekabet oluşturacağını da belirten Zlobin, ancak bu rekabetin ‘olumlu’ bir zeminde gerçekleşeceğini ve Irak’ın stratejik öneminin artabileceğini ifade etti.

Moskova Savunma Enformasyonu Başkanı İvan Safrançuk ise ABD’nin öngördüğü yeni dış politikanın oluşturulması ve içinin doldurulması için Washington’ın fikir alma ihtiyacında bulunduğunu belirtti. Başta Rusya olmak üzere pek çok ülkenin, ABD’nin yeni politikalarının oluşturulmasında etkin olabilme imkanının halen var olduğunu kaydeden Safrançuk, Rusya ve ABD’nin, Irak ve İran ile ilgili politikalarının taraflar arasında tartışılabileceğini ifade etti.

Zlobin ve Safrançuk, ABD’-nin baskılarına rağmen Moskova ile Tahran arasında askeri ve teknik işbirliğinin sona ermesinin söz konusu olmadığını da vurguladılar.

Mirza Çetinkaya / Moskova

15.02.2002


 

Miloşeviç, Jacques Chirac’ı tanık olarak çağıracak

Yugoslavya eski Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç, Hollanda’nın Lahey kentindeki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde üç gündür devam eden duruşmaya tanık olarak Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac’ı davet etmek niyetinde olduğunu açıkladı.

Miloşeviç, Chirac’ın mahkemeye gelerek NATO bombardımanı konusunda ifade vermesini istediğini belirtti ve “Chirac’ın televizyonda yaptığı bir konuşmada, Belgrad’ın köprülerini kurtardığını; ancak en önemlilerinin bombalanarak yıkıldığını söylediğini duydum. Bu ifadeler, devlet başkanlarının bombardıman hedeflerine karar verdiklerini gösteriyor.” dedi.

Miloşeviç, Sırpların hiçbir zaman hiçbir savaşı başlatmadıklarını da öne sürdü. Miloşeviç, savunmasında, NATO’nun Kosova bombardımanıyla ilgili Batı’yı suçlayan bir video kaset de gösterdi.

/ Lahey, aa

15.02.2002


 

Avrupa, Miloşeviç’le günah çıkartıyor

Yugoslavya eski Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç'in yargılanma haberlerinin bütün Batı Avrupa basınının adeta istila etmesi 'Avrupa günah çıkarıyor.' yorumlarına yol açıyor.

Salı günü Lahey'de başlayan Miloseviç'in davası günlerdir Tv'lere ve gazetelere konu oluyor. Özellikle haber kanalları davaya sık sık bağlanarak naklen yayın yapıyorlar. Dava için onlarca uzman yorum yapıyor ve davanın II. Dünya Savaşı'nın ardından Nazileri yargılayan Nürnberg mahkemelerinden sonra en önemli duruşma olduğu belirtiliyor.

Ancak Batı Avrupa basınının benzeri olmayan şekilde davaya yer vermesi bir tür 'günah çıkarma' ve 'kefaret' olarak yorumlanıyor. Anvers Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü üyesi Prof. Dirk Rochtus, ZAMAN'a yaptığı açıklamada, söz konusu Miloseviç haberlerinin bir tür 'kefaret' olduğunu söyledi. Rochtus, AB'nin eski Yugoslavya'da savaşın yıllarca sürmesine göz yumduğunu ve Müslüman Boşnakların katledilmesi karşısında sessiz kaldığını belirtti. Miloseviç'in Lahey'deki davada 'şeytan' gibi gösterilerek AB'nin bir tür 'günah çıkarttığını' ve bütün faturayı Miloseviç'e kesmeye çalıştığını vurgulayan Rochtus, 'Böylece AB, kendini sorgulamaktan kurtuluyor.' diye konuştu.

15.02.2002


 

Bernard Lewis: Türk modelinin önemi kavrandı

ZAMAN'a konuşan Prof. Bernard Lewis, Türkiye modelinin öneminin kavrandığını söyledi. Prof. Lewis, İran ve Irak'ın Türkiye'yi rehber edineceklerini de iddia etti.

Ortadoğu ve Türkiye konusundaki çalışmalarıyla tanınan Princeton Üniversitesi Yakındoğu Araştırmaları Merkezi’nden Prof. Bernard Lewis, İstanbul’da yapılan Avrupa Birliği-İslam Konferansı Örgütü Ortak Forumu toplantısıyla ‘Türkiye modelinin öneminin anlaşıldığını söyledi. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne muhtaç olmadığını öne süren Lewis, İran ve Irak’ın da uzak olmayan gelecekte Türkiye’yi rehber edineceklerini ifade etti.

AB-İKÖ toplantısı için davet edilen Amerikalı entelektüel Lewis, ZAMAN’a çarpıcı açıklamalar yaptı. İstanbul’daki tarihi toplantıyla birlikte Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin rolünün önemini anlamış olduğunu umduğunu vurgulayan Lewis, ‘Bu bir fırsattır; ancak onların bu fırsatı değerlendirip değerlendirmeyeceklerini bilmiyorum.’ dedi. Türkiye modelinin varlığı şüphe götürmez bir gerçek olduğunu belirten Yahudi asıllı akademisyen Prof. Lewis, ‘Bu çok açık bir durum. Ortada bir Türkiye modeli var ve bana göre bu çok iyi bir model. İslam dünyası için sadece bir İran modelinden bahsedilebilir. Başka bir model yok. Ben İran ve Irak’ta uzak olmayan bir gelecekte Türkiye’dekine benzer bir rejimin oluşacağını düşünüyorum.’ dedi.

‘Bu ülkelerin yaşadığı tarihi süreç, Türkiye modeli için hazır olduklarını gösteriyor.’ diyen Prof. Lewis, ‘Yarın olacağını söyleyemem; ancak bu iki ülkedeki mod, değişim için hazır. Kendi rejimlerinden bıkmış durumdalar. Onlar için Türkiye geleceği temsil ediyor.’ şeklinde konuştu.

‘Modern Türkiye’nin Doğuşu’ adlı kitabının bir süre önce İran’da Farsça olarak yayınlandığını yayınlandığını söyleyen Prof. Dr. Bernard Lewis’e göre bu İranlıların düşünce yapısındaki gidişatı yansıtıyor.

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecine değinen Bernard Lewis, Ankara’nın AB’ye üye olmasa dahi, uzak olmayan bir zamanda güneyinde ve doğusunda kendisinden önderlik bekleyen komşulara sahip olacağını iddia etti. Halihazırda bölgede sadece Türkiye ve İsrail’in modern demokrasiyi temsil ettiğine vurgu yapan Lewis, ilginç bir noktaya da temas ederek, ‘Bu iki ülkeye de Avrupa Birliği tarafından farklı nedenlerden dolayı pek sıcak bakılmadığı bir gerçek.’ dedi.

Lewis, AB’nin, adaylık için kapıda uzun süre bekletmesi durumunda, Türkiye’deki antidemokratik ve Batı karşıtı motiflerin güç kazanacağı fikrine de katılıyor. Türk olmamasına rağmen, Türkiye’nin Romanya’nın seviyesini yakalayıp yakalamadığının sorgulanmasından nefret ettiğini söyleyen Lewis, ‘Türkiye ekonomik olarak Doğu Avrupa ülkelerinden ileride. Türkiye’nin sorunu ekonomik olmaktan ziyade mali bir sorun gibi görünüyor.’ şeklinde konuştu.

Lewis, Avrupa’nın dini gerekçeler göstererek Türkiye’nin üyeliğini frenlemesinin de Türkiye’deki demokrasi ve Batı karşıtlarını güçlendirdiğine işaret etti. Türkiye'nin AB'ye mahkum olduğunu sanmadığını vurgulayan Lewis, Türkiye’nin Atlantik’in ötesinde de önemli müttefiki bulunduğunu öne sürdü.

Prof. Lewis, İstanbul’daki zirvede Amerikan ve İsrail karşıtı bir hava oluştuğuna dikkat çekerek, bunun uzun vadede çok zararlı olabileceğini söyledi. Lewis, ‘Bana göre, ortak düşmanlara karşı birlik oluşturmak kendi kendine zarar vermek anlamına gelir. Biz burada bir tarafta dinî bir grup, bir tarafta da dinin yer aldığı bir toplantı yapıyoruz. İKÖ, din temelinde yükselen tek uluslararası kurumdur. Bunun gibi, bir Budist ya da Hıristiyan grup yok. Ben bunun iyi ya da kötü olduğunu söylemiyorum. İKÖ’nün karşısında yer alan Avrupa Birliği de gerçekte bir dinî oluşum. Ancak onlarınki, dinden ziyade bir miras. Bu insanları ‘Post Hıristiyan’ olarak tarif edenler de var. Bunları belirleyen artık Hıristiyanlık dininden ziyade Hıristiyan mirasıdır. Bu toplantı ortak bir zemin bulunması açısından önemli. Bu mümkündür de, çünkü, İslam ile Avrupa ve hatta İslam ile Hıristiyanlık arasında önemli ölçüde tarihi, kültürel ve ideolojik ortak zemin bulunmaktadır.’ şeklinde konuştu.

Önemli bir tehlikenin sözkonusu olduğunu söyleyen Lewis, 'Ortak zemin, benzerlikler ve benzer ön yargılarla tayin edilir ve diğer bir kıtaya (Amerika) ve diğer bir dine (Yahudilik) karşı bir ‘Amerikan ve Yahudi karşıtlığı’ oluşursa, benim anladığım kadarıyla bu iş duygusal bir tatminden öteye gitmez.’ dedi. Prof. Lewis’e göre, bu belki kısa vadede taktiksel olarak bazı avantajlar sağlar; ancak uzun vadede kendi kendini yok eder.

Buna tarihten örnekler veren Lewis, ‘Geçmişte, Nazilerin ve Sovyet İmparatorluğu’nun bu tür girişimleri oldu. İkisi de yenildi. Şimdi ise Amerika’dan nefret edenler Nazilerin ve Sovyetler’in yerini alacak bir oluşum peşinde. Bu kişiler, Avrupa Birliği’ni bu role çekmeye çalışıyor. Avrupa Birliği içinde buna gönüllü olacak insanlar var. Bunların AB içinde baskın çıkmayacaklarını umuyorum.’ dedi.

Zirve sırasında ön plana çıkan 'ABD’nin Irak’a yönelik muhtemel bir askeri harekatı' Lewis’in değişik bir bakış açısı sunduğu diğer bir konu oldu. ABD’nin Irak’a askeri müdahalesinin bölgede bir harita değişikliğine yol açabileceğini sanmadığını söyleyen Prof. Dr. Bernard Lewis, 1980–88 yılları arasında yaşanan İran–Irak savaşının bu konuda iyi bir örnek olduğunu belirtti. Lewis, 8 yıl devam eden savaş sırasında İran’ın güneyindeki Araplar ile Irak’ın güneyindeki Şiilerin kendi ülkelerinin parçası olarak kaldıklarına dikkat çekti. Amerikalı Prof., ‘Dolayısıyla bir harita değişikliği uzak bir ihtimal. Örneğin Irak’ta muhalif bir Ulusal Kongre var ve bu kongre Sünni, Şii ve Kürtleri içeriyor. Bu durum Irak’ın birliği fikrini yansıtıyor.’ şeklinde konuştu.

Ortadoğu’nun başlıca sorunu olan Filistin–İsrail çatışmasında gelinen son noktayı da değerlendiren Prof. Dr. Bernard Lewis, Fransa tarafından çözüm için önerilen planın sorunu çözümden ziyade kötüleştireceğini savundu. Lewis, ‘Filistinliler, geçmişte İngilizlere karşı Nazileri, ABD’ye karşı ise Sovyetler Birliği’ni kullanmaya çalıştılar. Şimdi ise Avrupa Birliği’ni aynı yönde kullanacaklarını düşünüyorlar. Bunun işleyeceğini sanmıyorum. Sorunun çözümünü geciktirir. Üstelik bu Avrupa’nın rolü de değil. Üstelik burada Avrupa’yı bir bütün olarak da görmemek gerekir. Almanların ve İngilizlerin çekinceleri var.’ dedi.

Celil Sağır, Cumali Önal / İstanbul

15.02.2002


 

‘İstanbul ruhu Türkiye’yi AB’ye yaklaştırıyor’

Avrupa Birliği Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Gunter Verheugen, “Medeniyetler Uyumu” toplantısında ortaya çıkan tablonun Türkiye’nin AB’yi kültürel alanda nasıl zenginleştirebileceğini açıkça ortaya koyduğunu söyledi.

Verheugen, Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile yaptığı ikili görüşmenin ardından ortaklaşa düzenledikleri basın toplantısında, “İstanbul’da yapılan AB–İKÖ toplantısı Türkiye’nin AB’ye katılmasının birliği ne kadar zenginleştirebileceğini gösterdi. Bu, aslında yanıbaşımızda duran bir gerçekti ve bu ortaya çıktı. Bunu Türkiye’nin dışında hiçbir üye ülke veremez.” dedi.

Türkiye’nin üyelik sürecinde olumlu bir ivme olduğunu belirten Verheugen, ancak uyum yasalarında istenilen seviyeye ulaşılamadığını kaydetti. Verheugen, idam cezası ve eğitim hakkı gibi konularda çalışmaya ihtiyaç bulunduğunu belirterek, müzakere sürecine de bu kriterler tamamlandıktan sonra başlanılabileceğini açıkladı.

Kıbrıs konusunun görüşmelerde gündeme geldiğini belirten Verheugen, 'Adadaki görüşmeler sürecini ve gelişmeleri olumlu buluyoruz.' şeklinde konuştu. MHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, dün görüştüğü Verheugen'in PKK konusunda dikkatini çekti. Edinilen bilgilere göre, Bahçeli, ‘PKK terör örgütü bugünlerde siyasallaşmaya çalışıyor. Bu amaca ulaşmak için de AB Kopenhag kriterlerini kullanıyor.’ dedi. Verheugen, dün ayrıca, Meclis'te, Dışişleri, AGİT ve Karma Parlamento Komisyonu üyesi milletvekilleriyle üç ayrı toplantıda bir araya geldi. Milletvekillerinin Türkiye'nin AB üyelik sürecine ilişkin sorularına cevap veren Verheugen, 'Kendinizi Avrupa'ya iyi anlatın. Uyum yasalarında epey yol aldınız. Kötümser olmanızı gerektirecek bir durum yok.' dedi. Verheugen, bir milletvekilinin, 'AB, Türkiye'ye karşı ekonomik yükümlülüklerini yerine getirmiyor.' yönündeki eleştirisi ardından da, 'O geçmişte kaldı.' dedi.

Salih Boztaş, Selim Kuvel, Sül / Ankara

15.02.2002


 

‘Saddam’ı devirmek için Irak muhalefeti Türkiye’de eğitilecek’

ABC televizyonu, Amerikalı yetkililerin Irak lideri Saddam Hüseyin'i devirmek için Türkiye ve Kuveyt'te Iraklı muhaliflerin eğitilmesi ve silahlandırılmasının gerekebileceğini düşündüklerini öne sürdü. ABC bunun iki ülke için kumar olacağını da savundu.

Amerikan ABD televizyonu, ABD’li yetkililerin Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in devrilmesi için, Kuveyt ve Türkiye gibi komşu ülkelerde Irak muhalefetini silahlandırma ve eğitmenin muhtemelen gerekli olacağını düşündüklerini öne sürdü. Haberde bu durumun Kuveyt ve Türkiye için ‘büyük bir kumar’ olduğu da ifade edildi.

ABD Başkanı George Bush’un, Dışişleri Bakanlığı, Pentagon ve CIA’den, Saddam Hüseyin’i devirme planlarını sonuçlandırmalarını istediğini iddia eden ABC, bu planlar arasında diplomatik tedbirlerden, Amerikan ordusunun desteğiyle Irak’a girilmesine kadar pek çok yöntem bulunduğunu öne sürdü. ABC televizyonu, Irak’ta Saddam yönetiminin devrilmesi için geniş bir Amerikan kara gücünün kullanılmasının yüksek ihtimal olduğunu belirtirken, yarım milyon asker, 1000 savaş uçağı ve 6 uçak gemisi gerektiren bir savaş planının hazırlanmakta olduğunu savundu.

Bush, önceki günkü bir açıklamasında ‘Saddam Hüseyin, ülkemi savunmakta ciddi olduğumu anlamalı.’ ifadelerini kullanmıştı. Yumuşak tutumuyla bilinen ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın da, önceki gün Amerikan Kongresi’ndeki konuşmasında, Irak’a yönelik sert açıklamalarda bulunması, ABD yönetiminde Irak’a yönelik operasyon için tüm pürüzlerin giderildiği şeklinde yorumlanmıştı. İngiliz Financial Times gazetesi Powell’ın, Avrupalı liderlerin, ABD Başkanı George Bush’un “şeytan ekseni” tanımına yönelik eleştirilerini de reddettiğini yazdı.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi (NSC) sözcüsü Sean McCormack ise dün yaptığı açıklamada ‘Bence ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, son birkaç günde Irak politikamızın ne olduğunu tarif etmede iyi iş başardı. Kısaca bunun üç temel unsuru var. Birincisi yaptırımlar. Bunun üzerinde dost ve müttefiklerimizle BM’de çalışıyoruz. Kitle imha silahları geliştirme ve üretiminde kullanılabilecek teknoloji ve malzemelerin doğrudan hedeflenmesi için... İkinci unsur gözlemciler, üçüncüsü de Irak’ta rejim değişikliğidir.’ dedi.

Dış Haberler Servisi

15.02.2002


 

Türkiye ABD’nin en önemli müttefiki oluyor

Alman Die Zeit gazetesi, Irak'a karşı cephe ülkesi olmasından dolayı Türkiye'nin ABD'nin en önemli müttefiki olmaya başladığını yazdı

Almanya’da haftalık olarak yayınlanan Die Zeit gazetesi, Türkiye’nin, Afganistan’da düzeni sağlayan güç ve Irak’a karşı bir cephe ülkesi olarak ABD’nin en önemli müttefiki haline gelmeye başladığını yazdı. “Gururlu ortak, yabancı dost” başlığıyla Michael Thumann’ın kaleme aldığı haber–yorumda, ABD’nin, Türkiye’ye ilgisinin coğrafi konumundan kaynaklandığı belirtildi. Türkiye’nin, Amerikan yönetimi tarafından “şer ekseni” olarak nitelendirilen Irak ve İran’a yakın olduğuna işaret edilen haberde, Afganistan’daki Taliban rejimine karşı mücadele sırasında da İncirlik üssünden yaklaşık 4 bin uçuş yapılmasının Ankara’yı Amerikan yönetiminin en önemli müttefiki haline getirdiği vurgulandı.

Türkiye’nin, Afganistan’daki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’nün (ISAF) komutasını da üstlenmeye aday olduğuna işaret edilen haber–yorumda, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni tanıyanların, Türk ordusunun bu görevi başarıyla gerçekleştireceğine inandıkları kaydedildi. Almanya’nın ise Türk ordusunun, ABD’nin yaptığı silah yardımıyla çok iyi bir müdahale gücüne sahip olmasından endişe ettiği savunulan yorumda, “Ancak Amerikan Kongresi’ndeki Ermeni ve Yunan lobileri, Türkiye’nin daha fazla askeri yardım almasını engelleyeceklerdir” denildi.

/ Berlin, aa

15.02.2002


 

ABD ikinci cepheyi Filipinler’de açıyor

ABD’nin terörle mücadele adıyla başlattığı savaşta, ikinci cepheyi Filipinler’de açmasına 72 saat kala, Amerikan özel güçlerinin komutanı bu ülkedeki temaslarını yoğunlaştırdı.

ABD Hava Kuvvetleri Komutanı General Charles Holland, kapalı kapılar ardında, aralarında Filipinler Silahlı Kuvvetleri komutanı Diomedio Villanueva’nın da bulunduğu üst düzey generallerle yaptığı görüşmelerden sonra, ülkenin güneyindeki Zamboanga kentinde bulunan Amerikan birlikleriyle öğle yemeğinde bir araya geldi.

Villanueva, yaptığı açıklamada, “Amerikalı generalin, birliklerini ziyaret, onların ihtiyaçlarını belirlemek ve daha neler yapılması gerektiğini saptamak için burada olduğunu” söylerken, “Beklenmedik bir engel olduğunu düşünmüyorum.” dedi.

ABD’nin küresel çapta sıcak noktalarda vurucu güç olarak kullandığı, düzenli olmayan savaşta uzman özel güçlerine bağlı 32 kişilik öncü kolun, Pazar günü Washington’ın teröre karşı savaşının yeni aşamasını başlatmak için, yakındaki Basilan adasına hareket edeceği bildirildi.

Amerikan özel güçlerinden yaklaşık 160 kişinin, çoğunluğu Müslüman olan bu adaya, Filipin askerlerinin Ebu Seyyaf militanlarıyla savaştaki yeteneklerini artırmak ve onları eğitmek için konuşlandırılacağı kaydedildi.

R. Kayhan Soydan / Manila

15.02.2002


 

Fransa: ‘Şer ekseni’ yanlış bir tanımlama

Fransa Savunma Bakanı Alain Richard, ABD’nin Irak’a harekat düzenlemesi fikrine karşı çıktıklarını ve diğer Avrupa ülkeleri gibi Irak, İran ve Kuzey Kore’yi “şer ekseni” sözleriyle tanımlamanın yanlış olduğunu düşündüklerini söyledi.

Richard, LCI televizyonuna yaptığı açıklamada, “Irak, BM silah denetçilerine izin vermesi için yaptırımlara tabi tutuluyor. Bu ülkeye baskıyı sürdürmeliyiz. Ancak, tüm Irak halkını kapsayan bir yaptırımın en iyi çözüm olduğu kanısında değiliz. Askeri bir harekat da sorunu çözmez.” dedi. ABD Başkanı George Bush’un Irak, İran ve Kuzey Kore’yi “şer ekseni” olarak nitelendirmesine ilişkin olarak Richard, “Avrupa olarak bu görüşe katılmıyoruz. Çünkü bu, dünyada istikrarsızlığa yol açan gerçek kaynakları ve tehlikeyi yansıtmıyor.” diye konuştu.

Fransa Başbakanı Lionel Jospin, ABD’yi terörizmle dünyadaki diğer sorunları çözmenin tek yolunun askeri müdahaleler olmadığı konusunda iknaya çalışmıştı. Dışişleri Bakanı Hubert Vedrine de ABD’nin terörle mücadelede basit bir yaklaşım geliştirdiğini belirterek, buna karşı çıkan Avrupa ülkelerini rahatsızlıklarını dile getirmeye çağırmıştı. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ise, ABD Başkanı George W. Bush’un “şer ekseni” olarak nitelediği Irak, İran ve Kuzey Kore üzerinde ne yapacağına ilişkin bir sonuca ulaşmış olmadığını söyledi.

/ Paris, Washington, aa

15.02.2002


 

Avrupa ülkeleri Ortadoğu barışı için atağa geçti

ABD’nin çözüm konusunda İsrail’den yana tavır koyması üzerine çıkmaza giren Ortadoğu barışını kurtarmak için Avrupa ülkeleri harekete geçti.

Önceki gün bölgeye giden ve Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’la görüşen İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’dan sonra Almanya Dışişleri Bakanı Joscka Fischer de Ortadoğu gezisini Mısır’dan başlattı. Rusya’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Andrey Vdovin de İsrail ve Filistin taraflarıyla görüşmek için dün Kudüs’e gitti.

Fischer, iki günlük ziyaretinin ilk durağı Mısır’da üst düzey görüşmeler gerçekleştirdi. Fischer, İsrail ve Gazze’de de temaslarda bulunacak. Dün Filistin Devlet Başkanı Yaser Arafat’la iki saatlik bir görüşme gerçekleştiren İngiltere Dışişleri Bakanı Straw ise Arafat’ın kendisini barışa adadığını söylediğini belirtti. Arafat’tan, militan eylemlerin önüne geçmesini istediğini söyleyen Straw, İsrail devleti ile bölgede oluşturulacak Filistin devletinin yan yana barış içinde yaşadıklarını görmek istediklerini ifade etti.

Bu arada New York Times gazetesi Ebu Zübeyde adlı bir Filistinlinin, Usame bin Ladin liderliğindeki El Kaide örgütünün terör eylemleri sorumlusu yapıldığını öne sürdü.

Dış Haberler Servisi

15.02.2002


 

Amerikalı gazetecinin öldüğü iddia edildi

Amerikalı gazeteci Daniel Pearl’in kaçırılması olayının baş zanlısı İngiliz vatandaşı Şeyh Ömer Said, Pearl’ün öldüğünü öne sürdü.

Dün Karaçi’de mahkemeye çıkan ve Pearl’ü kaçırdığını itiraf eden Said, daha önce polise verdiği açıklamada Pearl’ün yaşadığını söylemişti. Pakistan ise Pearl’ün öldüğü şeklindeki iddialara inanmadığını açıkladı. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Aziz Ahmet Han, ‘Bu adam daha önce birkaç açıklama yapmıştı ve bu açıklamaları şimdi değiştiriyor. Yaptığı açıklamalara inanamayız.’ dedi. Wall Street Journal da muhabirlerinin hala yaşadığından emin olduğunu bildirdi.

Harun Çelik / İslamabad

15.02.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Zaman'da Bugün
15 Şubat 2002


Zaman Spor

Dış Haberler

Bütün haberler


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.