ZAMAN'a konuşan Prof. Bernard Lewis, Türkiye modelinin öneminin kavrandığını söyledi. Prof. Lewis, İran ve Irak'ın Türkiye'yi rehber edineceklerini de iddia etti.
Ortadoğu ve Türkiye konusundaki çalışmalarıyla tanınan Princeton Üniversitesi Yakındoğu Araştırmaları Merkezi’nden Prof. Bernard Lewis, İstanbul’da yapılan Avrupa Birliği-İslam Konferansı Örgütü Ortak Forumu toplantısıyla ‘Türkiye modelinin öneminin anlaşıldığını söyledi. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne muhtaç olmadığını öne süren Lewis, İran ve Irak’ın da uzak olmayan gelecekte Türkiye’yi rehber edineceklerini ifade etti.
AB-İKÖ toplantısı için davet edilen Amerikalı entelektüel Lewis, ZAMAN’a çarpıcı açıklamalar yaptı. İstanbul’daki tarihi toplantıyla birlikte Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin rolünün önemini anlamış olduğunu umduğunu vurgulayan Lewis, ‘Bu bir fırsattır; ancak onların bu fırsatı değerlendirip değerlendirmeyeceklerini bilmiyorum.’ dedi. Türkiye modelinin varlığı şüphe götürmez bir gerçek olduğunu belirten Yahudi asıllı akademisyen Prof. Lewis, ‘Bu çok açık bir durum. Ortada bir Türkiye modeli var ve bana göre bu çok iyi bir model. İslam dünyası için sadece bir İran modelinden bahsedilebilir. Başka bir model yok. Ben İran ve Irak’ta uzak olmayan bir gelecekte Türkiye’dekine benzer bir rejimin oluşacağını düşünüyorum.’ dedi.
‘Bu ülkelerin yaşadığı tarihi süreç, Türkiye modeli için hazır olduklarını gösteriyor.’ diyen Prof. Lewis, ‘Yarın olacağını söyleyemem; ancak bu iki ülkedeki mod, değişim için hazır. Kendi rejimlerinden bıkmış durumdalar. Onlar için Türkiye geleceği temsil ediyor.’ şeklinde konuştu.
‘Modern Türkiye’nin Doğuşu’ adlı kitabının bir süre önce İran’da Farsça olarak yayınlandığını yayınlandığını söyleyen Prof. Dr. Bernard Lewis’e göre bu İranlıların düşünce yapısındaki gidişatı yansıtıyor.
Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecine değinen Bernard Lewis, Ankara’nın AB’ye üye olmasa dahi, uzak olmayan bir zamanda güneyinde ve doğusunda kendisinden önderlik bekleyen komşulara sahip olacağını iddia etti. Halihazırda bölgede sadece Türkiye ve İsrail’in modern demokrasiyi temsil ettiğine vurgu yapan Lewis, ilginç bir noktaya da temas ederek, ‘Bu iki ülkeye de Avrupa Birliği tarafından farklı nedenlerden dolayı pek sıcak bakılmadığı bir gerçek.’ dedi.
Lewis, AB’nin, adaylık için kapıda uzun süre bekletmesi durumunda, Türkiye’deki antidemokratik ve Batı karşıtı motiflerin güç kazanacağı fikrine de katılıyor. Türk olmamasına rağmen, Türkiye’nin Romanya’nın seviyesini yakalayıp yakalamadığının sorgulanmasından nefret ettiğini söyleyen Lewis, ‘Türkiye ekonomik olarak Doğu Avrupa ülkelerinden ileride. Türkiye’nin sorunu ekonomik olmaktan ziyade mali bir sorun gibi görünüyor.’ şeklinde konuştu.
Lewis, Avrupa’nın dini gerekçeler göstererek Türkiye’nin üyeliğini frenlemesinin de Türkiye’deki demokrasi ve Batı karşıtlarını güçlendirdiğine işaret etti. Türkiye'nin AB'ye mahkum olduğunu sanmadığını vurgulayan Lewis, Türkiye’nin Atlantik’in ötesinde de önemli müttefiki bulunduğunu öne sürdü.
Prof. Lewis, İstanbul’daki zirvede Amerikan ve İsrail karşıtı bir hava oluştuğuna dikkat çekerek, bunun uzun vadede çok zararlı olabileceğini söyledi. Lewis, ‘Bana göre, ortak düşmanlara karşı birlik oluşturmak kendi kendine zarar vermek anlamına gelir. Biz burada bir tarafta dinî bir grup, bir tarafta da dinin yer aldığı bir toplantı yapıyoruz. İKÖ, din temelinde yükselen tek uluslararası kurumdur. Bunun gibi, bir Budist ya da Hıristiyan grup yok. Ben bunun iyi ya da kötü olduğunu söylemiyorum. İKÖ’nün karşısında yer alan Avrupa Birliği de gerçekte bir dinî oluşum. Ancak onlarınki, dinden ziyade bir miras. Bu insanları ‘Post Hıristiyan’ olarak tarif edenler de var. Bunları belirleyen artık Hıristiyanlık dininden ziyade Hıristiyan mirasıdır. Bu toplantı ortak bir zemin bulunması açısından önemli. Bu mümkündür de, çünkü, İslam ile Avrupa ve hatta İslam ile Hıristiyanlık arasında önemli ölçüde tarihi, kültürel ve ideolojik ortak zemin bulunmaktadır.’ şeklinde konuştu.
Önemli bir tehlikenin sözkonusu olduğunu söyleyen Lewis, 'Ortak zemin, benzerlikler ve benzer ön yargılarla tayin edilir ve diğer bir kıtaya (Amerika) ve diğer bir dine (Yahudilik) karşı bir ‘Amerikan ve Yahudi karşıtlığı’ oluşursa, benim anladığım kadarıyla bu iş duygusal bir tatminden öteye gitmez.’ dedi. Prof. Lewis’e göre, bu belki kısa vadede taktiksel olarak bazı avantajlar sağlar; ancak uzun vadede kendi kendini yok eder.
Buna tarihten örnekler veren Lewis, ‘Geçmişte, Nazilerin ve Sovyet İmparatorluğu’nun bu tür girişimleri oldu. İkisi de yenildi. Şimdi ise Amerika’dan nefret edenler Nazilerin ve Sovyetler’in yerini alacak bir oluşum peşinde. Bu kişiler, Avrupa Birliği’ni bu role çekmeye çalışıyor. Avrupa Birliği içinde buna gönüllü olacak insanlar var. Bunların AB içinde baskın çıkmayacaklarını umuyorum.’ dedi.
Zirve sırasında ön plana çıkan 'ABD’nin Irak’a yönelik muhtemel bir askeri harekatı' Lewis’in değişik bir bakış açısı sunduğu diğer bir konu oldu. ABD’nin Irak’a askeri müdahalesinin bölgede bir harita değişikliğine yol açabileceğini sanmadığını söyleyen Prof. Dr. Bernard Lewis, 1980–88 yılları arasında yaşanan İran–Irak savaşının bu konuda iyi bir örnek olduğunu belirtti. Lewis, 8 yıl devam eden savaş sırasında İran’ın güneyindeki Araplar ile Irak’ın güneyindeki Şiilerin kendi ülkelerinin parçası olarak kaldıklarına dikkat çekti. Amerikalı Prof., ‘Dolayısıyla bir harita değişikliği uzak bir ihtimal. Örneğin Irak’ta muhalif bir Ulusal Kongre var ve bu kongre Sünni, Şii ve Kürtleri içeriyor. Bu durum Irak’ın birliği fikrini yansıtıyor.’ şeklinde konuştu.
Ortadoğu’nun başlıca sorunu olan Filistin–İsrail çatışmasında gelinen son noktayı da değerlendiren Prof. Dr. Bernard Lewis, Fransa tarafından çözüm için önerilen planın sorunu çözümden ziyade kötüleştireceğini savundu. Lewis, ‘Filistinliler, geçmişte İngilizlere karşı Nazileri, ABD’ye karşı ise Sovyetler Birliği’ni kullanmaya çalıştılar. Şimdi ise Avrupa Birliği’ni aynı yönde kullanacaklarını düşünüyorlar. Bunun işleyeceğini sanmıyorum. Sorunun çözümünü geciktirir. Üstelik bu Avrupa’nın rolü de değil. Üstelik burada Avrupa’yı bir bütün olarak da görmemek gerekir. Almanların ve İngilizlerin çekinceleri var.’ dedi.
|