Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 
 

Bol yıldızlı, eğlencelik bir film: Ocean’s Eleven

Steven Soderbergh’in yönettiği Ocean’s Eleven, ince elenip sık dokunmuş, eğlenceli bir soygunun öyküsü. George Clooney, Brad Pitt, Julia Roberts, Matt Damon, Andy Garcia gibi yıldızların rol aldığı film, zekice kurgulanmış senaryosuyla izleyiciyi etkilemeyi başarıyor.

Son dönemlerde, belki de bu kadar çok yıldız isim bir filmde bir araya gelmemişti. Sanırız “Ocean’s Eleven”ın en büyük promosyonu bu olsa gerek. Çünkü seyirciler, sırf George Clooney, Brad Pitt, Julia Roberts, Matt Damon, Andy Garcia’yı aynı sahnede görmek için sinema salonlarının yolunu tutacak. Out of Sight, Erin Brockovich, Traffic gibi filmlerin bol ödüllü yönetmeni Steven Soderbergh, 1960 yapımı Ocean’s 11’ın yeniden çevriminde, ince elenip sık dokunmuş bir plana dayanan, eğlenceli bir kumarhane soygunu öyküsü anlatıyor.

Şık ve hareketli Danny Ocean (George Clooney) tam bir aksiyon adamıdır. New Jersey hapishanesinden şartlı salıverilmesine 24 saat kalmışken bile, karizmatik hırsız, bir sonraki planına son rötuşları yapmaktadır. 3 kuralı uygulayarak: kimseye zarar verme, hak etmeyen kimseden çalma ve oyunu, kaybedecek hiçbir şeyin yokmuş gibi oyna. Danny tarihteki en incelikle hazırlanmış ve sofistike kumarhane soygununun orkestrasyonunu yapmaktadır. Profesyonel hırsız hapisten çıkar... Eski ortağını bulur (Brad Pitt) Ekibi toplamaya başlarlar. Danny ve özenle şeçilmiş 11 adamı, Terry Benedict’in (Andy Garcia) Los Angeles’ta sahip olduğu 3 kumarhaneden toplam 150 milyon USD çalacaklardır. Danny’nin eski karısı Tess (Julia Roberts) ile çıkmaya başlayan Terry, kuşkusuz daha fazlasını da hak etmiştir. Şimdi Danny istediği parayı ele geçirmek için hem hayatını hem de Tess ile tekrar barışma şansını riske atmaktadır. Yine de her şey Danny’nin özenle hazırlanmış entrikasına uygun gelişirse, iki arzusu arasında seçim yapması da gerekmeyecektir.

Zekice kurgulanmış bir senaryo, dev bir oyuncu kadrosu, bol ödüllü bir yönetmen... Doğal olarak, bu karışımdan muhteşem bir ürünün çıkması kaçınılmaz gibi geliyor. Aslında bu ‘muhteşem ürün’ kavramını biraz açmamız gerekirse, Ocean’s Eleven’ın yeni bir sinema dili oluşturduğu veya kurgusuyla farklı bir lezzet verdiği düşüncesi oluşmamalı zihinlerde. O zaman ‘Ocean’s Eleven’ı nasıl bir perspektifte değerlendirmeliyiz?’ şeklinde bir soru sormamız gerekiyor. Bunun cevabı da oldukça basit... Steven Soderbergh, tamamen ‘pop corn’ tabir edilen bir film çekmek istemiş. Ve bütün hesaplarını bunun üzerine yapmış... Amaç, baştan sona seyirciye hoşça vakit geçirtmek... Yönetmen, bir soygun filminde olması gereken her şeyi koymuş filme. İzleyici, ilk dakikadan itibaren soygun olayının içine dahil oluyor. Ne planın karmaşıklığına düşüyor, ne bir sürpriz beklentisi içerisine giriyor... Başı sonu belli bir akışa kendisini teslim ediyor yalnızca.

Gerçek mekanlarda yapılan çekimler, filmi güçlü kılıyor elbette. Soderbergh, kurgu noktasında önceki filmlerinden daha net bir anlatım tarzı seçmesine rağmen yine kendi stilini hissettiriyor. Yıldız oyuncuların, senaryo gereği, aralarındaki mizahi diyaloglar seyirciyi de eğlenceye dahil ederken bir film izlemekten ziyade toplu yıldızlar gösterisini sahnede canlı seyrediyor hissi yakalıyorsunuz. Film, yurtdışında büyük bir gişe başarısı elde etti. Aynı başarıyı ülkemizde de yakalayacak gibi görünüyor. “Ocean’s Eleven” tamamen rahatlamak için gidilebilecek, kadrosundan dolayı gidilmediği takdirde gerçek sinemaseverler için suçluluk duygusu yaşatacak bir film.

Kısa süre önce vizyonda olan ve ABD’nin üç kuşaktan en iyi oyuncuları Robert De Niro, Edward Norton ve Marlon Brando’yu aynı sette buluşturan “Komplo – The Score” da bir soygun hikayesi idi. Ama karşılaştırmak gerekirse klişelerine rağmen “Ocean’s Eleven”, Komplo’dan birkaç gömlek üstün.

Rasih Yılmaz / İstanbul

15.02.2002


 

Amélie 13 dalda César adayı

Fransız sinema endüstrisinin en önemli ödülü olan César’ların bu yılki şampiyonu “Amélie” olacak gibi görünüyor.

Fransız sinema tarihinde ilk kez bir film, tam 13 dalda bu önemli ödüle aday gösterildi. Bugüne kadar ABD gişelerinde en çok para kazanan Fransız filmi olan “Amélie”nin adaylıkları arasında En İyi Film, En İyi Yönetmen (Jean–Pierre Jeunet), En İyi Kadın Oyuncu (Audrey Tautou), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Isabelle Nanty) ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Jamel Debbouze ve Rufus) da bulunuyor. César ödülleri 2 Mart’ta düzenlenen törenle sahiplerini bulacak.

15.02.2002


 

Tibet, Gere’e emanet!

Budist oyuncu Richard Gere, Tibet’in sorunlarını tartışmak üzere Alman Meclisi’nin İnsan Hakları Komitesi’nde bir toplantıya katılacak.

17 Nisan’da gerçekleştirilecek etkinliğe oyuncunun, Tibet’teki durum hakkında bilgi sahibi olduğu için çağrıldığı açıklandı. Budist lider Dalai Lama, ülkesinin 1950’de Çin tarafından işgal edilmesi üzerine Tibet’ten ayrılmış ve bu süreç, Martin Scorsese’un filmi “Kundun” ile beyazperdeye aktarılmıştı.

15.02.2002


 

İlk 11 Eylül filmi çekiliyor

Oscar ödüllü oyuncu Susan Sarandon, yönetmen–oyuncu eşi Tim Robbins’in yöneteceği 11 Eylül olayını konu alan bir filmde rol alacak.

Filmde, Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırı sonrasında New Yorker gazetesinde yayınlanan James Stewart imzalı “The Real Heroes Are Dead–Asıl Kahramanlar Öldü” adlı makaleyi temel alarak senaryolaştırılıyor. Filmde, Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırıda bir binanın güvenlik şeflerinden olan ve insanları tahliye etmeye çalışırken ölen, eski asker Rick Rescorla ile Sarandon’ın canlandıracağı Susan Greer arasındaki hazin aşk hikayesi işlenecek. Sarandon ve Robbins çifti, filmin çekimlerine başlamak için MGM ile anlaşmayı bekliyorlar. Tim Robbins şimdiye kadar yönettiği üç filminden de (Cradle Will Rock–1999, Dead Man Walking– 1995, Bob Roberts–1992) eleştirmenlerden tam not almıştı.

15.02.2002


 

Fotoğraf ve sinema, Bilgi’de buluşacak

Şubat ayının son haftasında, İstanbul’un sinema etkinliklerine bir yenisi daha ekleniyor.

“Uluslararası Fotoğraf – Sinema Buluşması” başlıklı etkinlik, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İstanbul Fransız Kültür Merkezi ve Fotoğrafevi işbirliği ile düzenlenecek. İstanbul Bilgi Üniversitesi, İstanbul Fransız Kültür Merkezi ve Fotoğrafevi’nde 26 Şubat – 22 Mart tarihleri arasında gerçekleştirilecek şenlik kapsamında, ünlü Fransız fotoğrafçı ve yönetmen Raymond Depardon’un filmlerinin yanı sıra, Türk sinemasında fotoğraf– sinema ilişkisini irdeleyen film gösterimleri, sergi ve paneller de yer alacak.

15.02.2002


 

Micheal Bay, korku filmi çekecek

Pearl Harbor, The Rock ve Armageddon gibi ünlü aksiyon filmlerinin yönetmeni Micheal Bay, şimdi de bir korku filmi çekiyor.

Michael Bay, korku sinemasının efsanevi filmi “The Texas Chainsaw Massacre”ın yeniden çevrimini yönetmeye hazırlanıyor. Orijinal filmin yönetmeni Tobe Hooper ile orijinal filmin yazarı Kim Henkel’in birlikte yazdıkları senaryoyu beyazperdeye aktaracak olan Bay’in 1994’teki son devam filminden beri ortalıkta olmayan bu korku klasiğini nasıl yorumlayacağı merakla bekleniyor.

15.02.2002


 

‘İstanbul ruhu’ şimdi de ‘manevi miras’a geçecek

Avrupa Birliği ve İslam Konferansı Örgütü ülkelerinin İstanbul’da oluşturduğu ‘medeniyetler buluşması’nın ardından, Eylül ayında da UNESCO’ya üye ülkelerin kültür bakanları İstanbul’da bir araya gelecek.

Avrupa Birliği (AB) ve İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) ülkelerinin İstanbul’da oluşturduğu ‘medeniyetler buluşması’nın ardından şimdi de Kültür Bakanı İstemihan Talay’ın teklifi üzerine UNESCO’ya üye ülkelerin kültür bakanları Türkiye’de bir araya gelecek. 16–17 Eylül 2002 tarihinde İstanbul’da düzenlenecek yuvarlak masa toplantısında “Manevi miras” konusu ele alınacak.

Önceki gün Kültür Bakanı İstemihan Talay’ı ziyaret eden UNESCO Genel Direktörü Koichiro Maksuura, 2002 yılının Birleşmiş Milletler (BM) tarafından “Kültürel Miras” yılı olarak ilan edildiğini ve bu çerçevede 16–17 Eylül’de İstanbul’da yapılacak toplantıda somut olmayan kültürel mirasın ele alınacağını söyledi. Manevi kültürel mirasın gelecek yıllarda büyük ağırlık kazanacağını ifade eden Maksuura, bu toplantıya büyük önem verdiklerini vurguladı. İstanbul’da yapılacak toplantının davet mektupları, en kısa zamanda üye ülkelerin kültür bakanlarına gönderilecek.

Dünya platformunda İstanbul’u ikinci kez merkez konumuyla öne çıkaracak olan bu toplantının temelleri, Kültür Bakanı Talay’ın Maksuura’yı Paris’te ziyaret etmesiyle atılmış. Talay’ın bu ziyaret sırasında, UNESCO’ya üye ülkelerin kültür bakanlarını İstanbul’a davet etmesiyle başlayan süreç, önceki gün Ankara’da gerçekleşen buluşmada daha kesin bir projeye dönüştü. Bu görüşmede, UNESCO’ya üye ülkelerin kültür bakanlarının katılımıyla 16–17 Eylül 2002 tarihlerinde İstanbul’da manevi mirası konu alan bir yuvarlak masa toplantısı yapılması kararlaştırıldı. Türkiye’nin bu diyalog açısından en ideal ülke olduğunu vurgulayan Talay, gerçekleştirilecek buluşmayı Türkiye’nin dünyadaki rolü açısından önemli buluyor: “Doğu–Batı, Müslüman–Hıristiyan ve diğer kültürel farklılıklar içerisinde Türkiye bir barış ve diyalog ortamı olarak her zaman dünyada önemli bir yer tutmuştur. Bu açıdan İstanbul’da böyle bir plartformun oluşması bizim için de çok büyük önem taşır. İstanbul’da düzenlenen ve Avrupa Birliği ile İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) arasında yürütülen diyalog, aslında Türkiye’nin dünyadaki rolünü de gösteren güzel bir çalışmadır. Devamı da bu tür programlarla gelecektir.” Önümüzdeki günler, “Manevi Miras” platformunun içeriğinin hızlandırılması bakımından, Kültür Bakanlığı için yoğun çalışmaların yapılacağı bir sürece dönüşecek gibi görünüyor.

Kültür Bakanı İstemihan Talay, UNESCO Genel Direktörü’ne, Suudi Arabistan’daki Ecyad Kalesi’nin yıkılmasından Türk milletinin duyduğu üzüntüyü de dile getirdi. Maksuura’nın Türk halkının hassasiyetlerini paylaştığını ifade eden Talay, “Ecyad Kalesi’nin yıkılması konusunda dünyanın gösterdiği tepkileri ve bunun UNESCO prensiplerine de aykırı bir durum olduğuna ilişkin görüşlerimi kendisine izah ettim.” dedi.

Ecyad Kalesi’nin yıkılmasını ‘şaşkınlık ve üzüntü’ ile karşıladıklarını söyleyen Maksuura, kalenin yıkıldığı haberini alır almaz Suudi Arabistan yetkilileriyle temasa geçmiş. Ancak Suudi yetkililer, “Kalenin başka bir yere taşımak amacıyla” yıkıldığını söylemişler. Maksuura, Suudi yetkililerin Ecyad Kalesi ile ilgili kendisine verdiği bilgileri şöyle özetliyor: “Kalenin hacılar için büyük bir engel oluşturduğu görüşünü ifade ettiler. Yıkım olmadığı ve kalenin başka bir yere taşınacağı konusunda ısrarlılar. Başka bir yere taşınacağı sözünden ne kastedildiğini anlamaya ve bu konuda daha fazla bilgi almaya çalışıyoruz.”

Aslıhan Aydın / Ankara

15.02.2002


 

Alain Delon, dokuz filmiyle festivalde

13–28 Nisan tarihlerinde düzenlenecek olan 21. Uluslararası İstanbul Film Festivali, geçen yıl Marcello Mastroianni toplu gösterimiyle başlatmış olduğu efsanevi oyunculara adanan yeni bölümünü, bu yıl Fransız sinemasının unutulmaz jönü Alain Delon’a ayırdı.

Festivalde, “Le Samourai/Kiralık Katil’den ‘Monsieur Klein/Kaderi Arayan Adam”a oyuncunun belli başlı filmlerinden oluşan 9 filmlik bir seçki sunulacak. Sanatçının 1960’lardan 1990’lara uzanan 9 filmi, Rene Clement’dan Henri Verneuil’e, Bertrand Blier’den Jean Pierre Melville’e Fransız sinemasının usta yönetmenlerini de bir araya getiriyor. Delon’a ayrılan bölümde, Clement’ın “Plein Soleil/Kızgın Güneş (1959), Verneuil’in “Melodie en sous sol/Vurgun” (1963), Melville’in “Le Samurai / Kiralık Katil” (1967), Jacques Deray’in “La piscine / Sen Benimsin” (1968) ve “Trois hommes a abattre / Üç Adam Ölecek” (1980), Joseph Losey’in “Monsieur Klein / Kaderi Arayan Adam” (1976), Blier’in “Notre histoire / Ayrı Odalar” (1984), Edouard Niermans’ın “Le retour de Casanova / Kazanova’nın Dönüşü” (1992) ile aktörün kendi yönettiği “Pour la peau d’un flic / Bir Aynasızın Postu İçin” (1981) adlı filmler yer alıyor.

Oyunculuktan önce Hindiçin’de paraşütçü olarak görev yapan, daha sonra garsonluk, pazarlamacılık gibi çetin işlerde çalışan Delon, ilk filmini çektiği 1957 yılından beri 45 yıldır sinemaya hizmet veriyor. İtalyan yönetmen Visconti’nin yönettiği “Rocco ve Kardeşleri” adlı filminde aldığı rolle adını duyuran Delon, sonraki yıllarda uluslararası alandaki ününü pekiştirdi. Delon’un oyunculuğunu gerçek anlamda sergilediği filmi ise festival kapsamında sinemaseverlerle buluşacak olan “Plein soleil/ Kızgın Güneş” adlı film oldu. Delon, 1995’te Berlin Film Festivali’nin Onursal Altın Ayı Ödülü’nü almıştı.

Kültür–Sanat

15.02.2002


 

Country müziğin efsanesi Jennings öldü

ABD’de country müziğin efsanevi ismi Waylon Jennings 64 yaşında öldü.

Jennings’in sözcüsü Schatzi Hageman, “I’m a Ramblin’ Man” ve “Good Hearted Woman” adlı parçalarla yıldızı parlayan şarkıcının, Arizona eyaletinin Phoenix kenti dışındaki evinde hayata veda ettiğini söyledi. Uzun bir süredir şeker hastalığıyla mücadele eden ve bu yüzden geçen yıl sol ayağını kaybeden Jennings, 1959 yılında bir uçak kazasından son anda seyahatten vazgeçerek kıl payı kurtulmuştu. “MacArthur Park” adlı parçanın yorumuyla 1969 yılında Grammy ödülü alan Jennings, Willie Nelson ile yaptığı “Mammas, Don’t Let Your Babies Grow Up to Be Cowboys” düetiyle de bu ödüle layık görülmüştü. Jennings, Kris Kristofferson ve Johnny Cash ile birçok düete imza atmıştı.

/ Los Angeles, aa

15.02.2002


 

Grammy ödüllü Swingle Singers geliyor

Bach’tan Beatles’a uzanan renkli repertuvarıyla dikkat çeken ünlü vokal topluluk Swingle Singers, yarın akşam saat 19.30’da İş Sanat Kültür Merkezi’ne konuk oluyor.

Swingle Singers’a bu konserde Orfeon Oda Korosu eşlik edecek. Beş Grammy ödüllü topluluk, barok müziğin yanı sıra, “a capella” konserlerden orkestra uvertürlerine ve popüler “big band” parçalarına uzanan müzikal çizgisiyle kimi zaman klasik bir orkestraya, kimi zaman da bir rock grubuna dönüşebiliyor. 1963 yılında Paris’te kurulduğundan bu yana üyelerinin çoğu değişen ve modaya uygun müziklerle ilgilenen Swingle Singers, caz kulüplerinde olduğu kadar, kiliselerde, opera ve konser salonlarında verdiği konserlerde her türden dinleyiciye seslenebiliyor. Topluluk, alışılmış müzik türlerinin ötesine geçen müzisyenlere verilen bir ödül olan “All Music Award” ödülüne de sahip. Swingle Singers topluluğuna, İş Sanat’ta vereceği konserde eşlik edecek olan Orfeon Oda Korosu, Ortaçağ’dan Türk Beşlerine uzanan çok zengin bir repertuarı, yurtiçi ve yurtdışında başarı ile seslendiriyor.

Kültür–Sanat

15.02.2002


 

Macar ilahi kitabı kurtarıldı

Macar devletinin büyük önem verdiği “Antifonale” adlı el yazması Macar ilahi kitabı, yok olmaktan kurtarıldı.

Bir tür mantar enfeksiyonuna maruz kalarak yıpranan değerli kitap, Türk ve Macar uzmanların üç yıllık çalışmaları sonucu yenilendi. Topkapı Sarayı’nda bulunan ve Macar kültürü ve tarihi açısından büyük önem taşıyan 14. yüzyıla ait ilahi kitabı, iki ülke arasındaki ikili kültürel ilişkilerin daha da geliştirilmesi çerçevesinde yenilendi. Macar teknik uzmanların Türkiye’ye gelerek eserin konservasyonunun gerçekleştirilmesi önerisi üzerine 1997 yılında çalışma başlatılmıştı. Macaristan’ın büyük önem verdiği eser, 19 Şubat’ta düzenlenecek törenle onarım için alındığı Topkapı Sarayı Müzesi’ne teslim edilecek. Macar ilahilerinin notalarıyla birlikte yer aldığı 14. yüzyıla ait el yazması kitap, döneminin müziği, edebiyatı, dini ilahileri, sanatı ve diğer kültür ögeleri hakkında önemli bilgiler veriyor. Dönemin yüksek kültürünü yansıtan kitaptaki metin ve notalar, uluslararası bilim ve kültür çevreleri için de büyük önem taşıyor. Macaristan Cumhurbaşkanı Arpad Gönz, 1996 yılındaki Türkiye ziyaretinde, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile yaptığı özel görüşmede Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan Antifonale adlı eserin kopyasını istemişti. Eserin tıpkı basımı “İstanbul Antifonale” adıyla 21 Aralık 1999 tarihinde Gönz’e takdim edilmişti.

/ İstanbul, aa

15.02.2002


 

İnce Memed’in fotoğrafı sergileniyor

Yaşar Kemal’in “İnce Memed” adlı romanının kahramanı Safiye Memed’in portresi ve Kadirli’nin tanınmış eşkıyalarının fotoğrafları, Kadirli Eğitim ve Kültür Vakfı Adana Şubesi ve Kadirli Dergisi İstanbul Temsilciliği tarafından İstanbul Çemberlitaş’taki Birlik Vakfı’nda sergileniyor.

Sergide yer alan fotoğraflar, bölgedeki eşkiyaların etkisiz hale getirilmesi amacıyla Atatürk tarafından görevlendirilen Kaymakam Fazıl Haluk Göksu tarafından çektirilmiş. Kadirli Eğitim ve Kültür Vakfı Adana Şube Başkanı Celil Çukurova’nın verdiği bilgiye göre, Kurtuluş savaşı sonrasında Kadirli yöresindeki 29 eşkiya grubu, devletin yerine hakimiyeti eline alır. 1930’lu yıllara kadar hakimiyeti elinde tutan eşkiyaların çıkardıkları olayları bastırmak üzere ilçeye gönderilen kaymakam Göksu, öncelikle bölgedeki ağaları ve kendilerine bağlı eşkiyaları Diyarbakır’a sürgüne gönderir. Bir süre sonra da affedildiklerini ilan ederek geri dönmeleri için çağrıda bulunur. Kadirli’ye dönen ünlü eşkiyalardan Andırınlı Mecit, Horali Süleyman ve Çörtül Hacı Veli, yargılanmak üzere Adana’ya götürülürken Tırmılhöyük’te topluca kurşuna dizilir. Kaymakam Göksu, bir yandan operasyonları yönetirken diğer yandan da önemli olayların fotoğrafların çektirip bir kopyasını Ankara’ya gönderir, bir kopyasını da kendisine saklar. Bu arada, yazar Yaşar Kemal’in “İnce Memed” adlı romanında anlattığı, yörede “İnce Memed” diye bilinen Safiye Memed de Toros dağlarındaki Tuvaras vadisinde takip sonucu öldürülür. İnce Memed’in, Kadirli’nin ilk ve tek fotoğrafçısı Foto Abuzer’de çekilmiş bir portresi de sergide yer alıyor. Kadirli’nin tarihini ve kültürünü yansıtan fotoğraflar, bir hafta boyunca Birlik Vakfı’nın Çemberlitaş’taki merkezinde görülebilecek.”

Şemsinur Bektaş / İstanbul

15.02.2002


 

Boşanmaya ve müdürlere dair

Bir okur, aklına takılan iki meseleyi ayaküstü sormuş, açıklama istemişti. Bunlardan birincisi pek hayırlı bir konuya dair değil, ocaklarımızdan ırak olsun, boşanmayla ilgili. Bir konuşmada ‘Kadın kocasıyla boşanmış.’ cümlesi geçmiş. Bu cümle böyle mi söylenmeliydi, diyor okurumuz. Bence bunun böyle söylenmesi doğru değil. ‘Kadın kocasından boşanmış.’ dense daha uygun olur.

İki eş de ayrılma noktasında hemfikirse, ayrılmak istiyorlarsa ‘kocasıyla ayrılmış’ denebilir. Ama ayrılma isteğine bey sıcak bakmıyor, bu konuda hanım diretmişse ‘kocasından ayrılmış’ denmelidir. Ama en iyisi şu buz gibi boşanma sözünün hayatımıza hiç girmemesi değil mi?

Okurun sorduğu ikinci mesele epey çetrefil. İçinden çıkamadığı müşkül durumun sebebi şu cümle: ‘Sizin işinizle ikinci müdire hanım ilgilenecek.’ Okurumuz bu sözü bir memurun ağzından duymuş. Cümle ilk okuyana hiç garip gelmiyor. Belki, hatayı, müdürlerin birden çok olmasında görüp bir kurumda iki müdür olur mu hiç, diyenler de çıkacaktır. Ama yanlışlık burada değil. Yönetim konusunda ileri tekniklerin kullanıldığı bir zamanda yaşıyoruz. Artık eskinin tezgahtarlarına şimdi ‘satış müdürü’ gibi isimler yakıştırılıyor. Müdür kelimesinin saygınlığından ve tesir gücünden yararlanmak için bir yerde birçok kişiye müdür sıfatı verilmiş olabilir. Bunda bir kusur yok. Zihinleri karıştıran nokta, şimdi söyleyeceğim bilgi: Okurun yukarıdaki cümleyi duyduğu kurumun birinci müdiresi yok, ancak birinci müdürü var. Yani birinci müdür bir bey. Evet, memurun ‘ ikinci müdire’ sözü birincisinin de hanım olduğu yönünde düşündürüyor insanı. Gerçek ise öyle değil. İşte okurumuz kendince haklı olarak soruyor: Memur, ‘Sizin işinizle ikinci müdür ilgilenecek.’ dese çevrede bu kişiyi aramaya koyulan vatandaşımız bürodaki erkekler arasından bir müdür arayacaktır. Eğer böyle demez de ‘Sizin işinizle ikinci müdire hanım ilgilenecek.’ derse, birinci müdür, bir memurun kendisiyle ilgili hassas bir noktada alay ettiğini düşünecek; dolayısıyla memurumuz belki de işinden olacak. Kısacası bu durum, sudan bir mesele değil. İş epey ciddi.

Gelelim bu ciddi meselenin hal yoluna. Bence artık bayan müdürler için müdire denmesine her zaman gerek yok. Yani memur bu durumda ‘Sizin işinizle ikinci müdürümüz filanca hanım ilgilenecek.’ diyebilir pekala. Bunu söylerken ‘müennes’ ekinin bütün bütün bırakılmasını da savunmuyorum. Mesela müdür koltuğunda oturan bir hanıma seslenirken, hürmetle laubaliliği birbirine karıştıranlar gibi ‘müdürüm’ demek yerine ‘müdire hanım’ hitabının her zaman daha uygun olacağını söylemekte yarar görüyorum.

Bay ve bayan müdürlerin bir çatı altında olduğu kurumlarda çalışan memurların, üstleriyle muhatap olurken işleri bundan sonra biraz daha kolay olacak sanırım.

A. ERDEM SÖZERİ

15.02.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Zaman'da Bugün
15 Şubat 2002


Zaman Spor

Kültür-Sanat

Bütün haberler


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.