Dünyanın en itibarlı yolsuzluk araştırması kurumunun, Uluslararası Saydamlık (Transparency International), 2001 Haziran ayında açıkladığı ‘yolsuzluk algılaması endeksi’nde Türkiye, 91 ülke arasında 54. sırada yer almıştı. Yunanistan dışında AB ülkelerinin ilk yirmilerde yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda, 3,6 puanla Türkiye’nin ilk elliye bile girememiş olması dikkat çekiciydi. Fakat aynı yıl uluslararası piyasalar açısından dikkat çeken bir diğer husus, Türkiye’nin yolsuzluklarla topyekün mücadele kampanyasını, siyasetten bürokrasiye, bankacılıktan medyaya uzanan bir alanda –kimi zaman söylem düzeyinde bile kalsa– gerçekleştirmeye çalışmasıydı. Birbiri arkasına el konulan bankalar, enerjiden ulaşıma, hayali ihracattan uyuşturucu kaçakçılığına varan ‘kod adlı operasyonlar’ Türkiye’nin gündemi olmuştu.
İşte tam bu ortamda Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV), ‘Hane Halkı Gözünde Türkiye’de Yolsuzluğun Nedenleri ve Önlenmesine İlişkin Öneriler’ başlıklı kapsamlı bir araştırma yapıp kamuoyuna sunmuştu.
Türkiye’de halkın yolsuzluk ve rüşveti birinci derecede önemli sorun olarak gördüğünü ortaya koyan bu çalışma, vatandaşların kamu kurumlarına duyduğu güvenin son derece zayıf, kamu hizmetlerinden memnuniyetinin ise son derece düşük olduğunu göstermişti. Daha da önemlisi ihalelerde şirketlere eşit muamele yapılmadığı düşünülmekte ve görüşülen kişilerden azımsanmayacak bir bölümü, son iki yılda kişisel deneyiminde çeşitli kurumlardaki kamu görevlilerine para ya da hediye vererek işini çözmeye çalıştığını belirtmekteydi. Böylece bir yanda Türk halkının, yolsuzluk ve rüşveti içselleştirdiği, diğer yandan ise yolsuzluk ve rüşvete karşı bir reform programına, öncelikli olarak destek verdiği ortaya çıkmıştı.
Fakat bu paradoksal durum, geçen yıl şubat ayında Türk ekonomisini ve toplumsal yapıyı alt üst eden devalüasyon ile (şubat krizi) şiddetli sarsıntıya uğradı. Yolsuzluklarla mücadele kampanyası, bir anda ‘krizin kaynağı’ olarak nitelendirilmeye başlandı ve aradan yolsuzluklarla mücadelenin adeta askıya alındığı bir yıl geçti.
Yolsuzluklarla mücadele ve aktörlerinin savrulduğu bu dönemde TESEV yine boş durmadı ve geçen yıl hane halkı gözünden yaptığı araştırmayı bu kez işverenlerin gözünden yansıtmaya çalıştı. Prof. Burhan Şenatalar, Fikret Adaman ve Ali Çarkoğlu’nun yaklaşık bir yılda 12 farklı ilde 1200 firma ile yüz yüze görüşmelerle gerçekleştirdiği ‘Türkiye’de Yozlaşma’ araştırması bugün Boğaziçi Üniversitesi’nde ilginç katılımcılarıyla basına açıklanacak. Salı akşamı yönetici düzeyinde basın mensuplarıyla yapılan ve küçük bir bölümü açıklanan ‘İş Dünyası Gözünde Türkiye’de Yozlaşma’ araştırması, her ne kadar geçen yılki çalışmanın bir versiyonu gibi duruyor olsa da, TESEV’in barolar, Hak–İş, TÜSİAD gibi sivil toplum kuruluşlarının da desteğini alarak, yolsuzluklarla mücadelede ikinci dalgayı başlatmasına vesile olabilir. Özellikle toplantıya Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş, gümrüklerden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler ve Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Johannes Linn’in katılıyor olması, akademik dünya–sivil toplum kuruluşları–siyaset ve uluslararası sermaye bağlamında yolsuzluklara karşı güçlü bir denklem fotoğrafı sunuyor. Eğer TESEV ikinci dalgayı yeterince oluşturabilirse, üçüncü aşamada denklemin eksik ayağı olan bürokrasiyi de masaya yatırmayı ve bürokratik reformlara öncülük etmeyi planlıyor.
TESEV’in bugün açıklayacağı ‘İş Dünyası Gözünden Yozlaşma’ çalışmasının ilk sorusuna aldığı cevap aslında elimizi ne kadar hızlı tutmamız gerektiğinin de göstergesi. İşte genel başlıklar ve sonuçları.
‘Çözülmesi gereken en önemli sorun’ sorusuna iş dünyasının verdiği cevap:
1– Enflasyon 2– Rüşvet ve yolsuzluk 3– İşsizlik 4–Eğitim...
Peki algılanan rüşvet ve yolsuzluğun en yaygın olduğu alanlar?
1– Gümrükler 2– Trafik polisi 3– Tapu daireleri 4– Belediyeler...
Son iki yılda rüşvet ya da hediye verenlerin oranı % 46
Ortalama rüşvet miktarı
1– Gümrükler (yaklaşık 3 milyar TL) 2– Belediyeler (yaklaşık 1,6 milyar) 3– Mahkemeler (yaklaşık 1,5 milyar)
İş dünyasının reform önerisi
1– Hesap sorma 2– Devlet denetimi
Peki iş dünyası nasıl bir siyasi sistem istiyor?
1– Özgürlüklerin genişletilmesi 2– Başkanlık sistemi 3– Teknokrat hükümet
2010 yılına kadar AB’ye girme ihtimaline % 63 ‘kesinlikle mümkün değil’ diyor.
Buna karşılık AB’ye tam üyelik için düşünce özgürlüğü isteyenlerin oranı % 82. Başka bir dilin mümkün olup olmadığı sorulduğunda ise ‘mümkün’ diyenler % 55, kesinlikle katılmayanlar ise % 35.
‘MGK’nın rolü azaltılmalı’, diyenler % 64, katılmayanlar % 23.
Din ve vicdan özgürlüğüne tamamen katılanlar % 88.
İlginç sorulardan biri olan Kıbrıs’ta çözüm için taviz verilebilir, diyenlerin oranı % 41, katılmayanlar ise % 48.
Peki ama toplumsal düzen hakkında ne düşünüyor iş dünyası?
Reformlarla yavaş yavaş bir değişim % 53.
Büyük bir değişiklik % 42.
Değişikliğe karşı çıkanlar % 5.
15.02.2002
|