Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 
 

Tatil tatil, söyle bana... Neler neler oldu böyle bana!

Bilmem hatırlıyor musunuz, geçen hafta “Yaşasın, bugün tatilli olduk!” başlıklı bir yazım yayımlanmıştı. Okur arkadaşlardan bazıları bu yazıyı pek sevmişler. Bir kısmı da “Fehim kardeş, çok güzel uyduruyorsunuz, lütfen her hafta sizin yazdıklarınız yayınlansın.” deyivermiş.

Her neyse, bu güzel sözlerden sonra hemen dersimi aldım ve size bu hafta da bir öykü hazırladım. Ama sanmayın ki her hafta yazmak sözü veriyorum. Zira bu sayfada daha birçok kardeşimizin çalışmalarını görecek ve pek beğeneceksiniz. Gelelim şu öykümüze:

Hepimiz iyi bir tatil havası yakalamak için geçen haftadan itibaren çırpınıp duruyoruz. Ben de çırpınıyorum tabii... Geçen gün havalar da güzelce güneşlenince kendimi bahçeye atıverdim. Arkadaşım Rasim’in topunu kaptığım gibi parmak uçlarında çevirmeye başladım. Top bir döndü, fır döndü. Artık durdurabilene aşk olsun. Döndükçe dönüyor mübarek şey... Nefesim kesilmiş, parmak uçlarımda dönüp duran topu izliyorum. İçime bir şüphe düşmüştü. Yoksa bu, sihirli bir top olmasın, dedim. Sen misin bunu söyleyen, top elimden yuvarlandığı gibi sokağın yolunu tuttu. Ben de tuttum sokağın yolunu. Peşi sıra o kadar çok gitmişim ki; onun yuvarlandığı eski bir su kuyusuna ben de yuvarlandım. Kuyunun dibi görünmüyordu, korkudan bayılıp kalmışım... Uyandığımda, kendimi hiç bilmediğim bir yerde buldum. Önümde iki büyük yol görünüyordu. Onlardan birine gitmem ve topu bulup eve dönmem gerekiyordu. Eve geç kalmamalıydım. Arkadaşımın topunu bir an önce bulup, şu kuyudan çıkıverecektim. İki yol diyordum. Biri sağa, biri sola gidiyordu. Anneannemin masallarındaki kahramanlar her zaman sağ yoldan gidiyorlardı ya, ben de öyle yaptım. Sağ yoldan hızlı hızlı ilerlemeye başladım. İnanmazsınız çok geçmeden kendimi cennet bahçelerinden bir bahçede buldum. Binbir çeşit meyve ağaçları, kıvrım kıvrım akan berrak bir ırmak, kırk kanatlı kuşlar, yüz bin çeşit çiçek, irili ufaklı binlerce binlerce ağaç ve daha neler neler...

Bu anlatması imkansız bahçenin ortasında buldum topumu. Bahçenin güzelliğinden olsa gerek olduğum yerde saatlerce kalmışım. Hiç farkında olmadan saat gece yarısını bulmuştu. Bahçe, hiç karanlık görmeyen bir bahçe olmalıydı. Topumu kaptığım gibi geriye döndüm. Sağ yoldan geçtim, kuyudan çıktım. Zar zor evin yolunu buldum. Herkes eve toplanmış, benim için ciddi bir karşılama merasimi hazırlamışlardı. Annemin ağlamaktan gözleri kıpkırmızı görünüyordu. Bana “Bir daha habersiz bir yerlere gidersen ben yapacağımı bilirim sana.” dedi. Annemi hiç bu kadar kızgın görmemiştim. Onun için olsa gerek, o gün yaşadıklarımı hiç kimseye anlatamadım... Hâlâ nerede olduğunu bir türlü hatırlayamadığım o kuyuyu da bir daha aklıma bile getirmedim. Arkadaşımın topunu ise o gecenin sonunda kendisine vermiştim.

Ah şu annem, arkadaşımın topu... Bir anda nasıl da kendini bir maceranın içinde buluveriyor insan. Tatil tatil, söyle bana... Neler neler oldu böyle bana!

Fehim Şen

16.02.2002


 

Tatil tatil, söyle bana... Neler neler oldu böyle bana!

Bilmem hatırlıyor musunuz, geçen hafta “Yaşasın, bugün tatilli olduk!” başlıklı bir yazım yayımlanmıştı. Okur arkadaşlardan bazıları bu yazıyı pek sevmişler. Bir kısmı da “Fehim kardeş, çok güzel uyduruyorsunuz, lütfen her hafta sizin yazdıklarınız yayınlansın.” deyivermiş.

Her neyse, bu güzel sözlerden sonra hemen dersimi aldım ve size bu hafta da bir öykü hazırladım. Ama sanmayın ki her hafta yazmak sözü veriyorum. Zira bu sayfada daha birçok kardeşimizin çalışmalarını görecek ve pek beğeneceksiniz. Gelelim şu öykümüze:

Hepimiz iyi bir tatil havası yakalamak için geçen haftadan itibaren çırpınıp duruyoruz. Ben de çırpınıyorum tabii... Geçen gün havalar da güzelce güneşlenince kendimi bahçeye atıverdim. Arkadaşım Rasim’in topunu kaptığım gibi parmak uçlarında çevirmeye başladım. Top bir döndü, fır döndü. Artık durdurabilene aşk olsun. Döndükçe dönüyor mübarek şey... Nefesim kesilmiş, parmak uçlarımda dönüp duran topu izliyorum. İçime bir şüphe düşmüştü. Yoksa bu, sihirli bir top olmasın, dedim. Sen misin bunu söyleyen, top elimden yuvarlandığı gibi sokağın yolunu tuttu. Ben de tuttum sokağın yolunu. Peşi sıra o kadar çok gitmişim ki; onun yuvarlandığı eski bir su kuyusuna ben de yuvarlandım. Kuyunun dibi görünmüyordu, korkudan bayılıp kalmışım... Uyandığımda, kendimi hiç bilmediğim bir yerde buldum. Önümde iki büyük yol görünüyordu. Onlardan birine gitmem ve topu bulup eve dönmem gerekiyordu. Eve geç kalmamalıydım. Arkadaşımın topunu bir an önce bulup, şu kuyudan çıkıverecektim. İki yol diyordum. Biri sağa, biri sola gidiyordu. Anneannemin masallarındaki kahramanlar her zaman sağ yoldan gidiyorlardı ya, ben de öyle yaptım. Sağ yoldan hızlı hızlı ilerlemeye başladım. İnanmazsınız çok geçmeden kendimi cennet bahçelerinden bir bahçede buldum. Binbir çeşit meyve ağaçları, kıvrım kıvrım akan berrak bir ırmak, kırk kanatlı kuşlar, yüz bin çeşit çiçek, irili ufaklı binlerce binlerce ağaç ve daha neler neler...

Bu anlatması imkansız bahçenin ortasında buldum topumu. Bahçenin güzelliğinden olsa gerek olduğum yerde saatlerce kalmışım. Hiç farkında olmadan saat gece yarısını bulmuştu. Bahçe, hiç karanlık görmeyen bir bahçe olmalıydı. Topumu kaptığım gibi geriye döndüm. Sağ yoldan geçtim, kuyudan çıktım. Zar zor evin yolunu buldum. Herkes eve toplanmış, benim için ciddi bir karşılama merasimi hazırlamışlardı. Annemin ağlamaktan gözleri kıpkırmızı görünüyordu. Bana “Bir daha habersiz bir yerlere gidersen ben yapacağımı bilirim sana.” dedi. Annemi hiç bu kadar kızgın görmemiştim. Onun için olsa gerek, o gün yaşadıklarımı hiç kimseye anlatamadım... Hâlâ nerede olduğunu bir türlü hatırlayamadığım o kuyuyu da bir daha aklıma bile getirmedim. Arkadaşımın topunu ise o gecenin sonunda kendisine vermiştim.

Ah şu annem, arkadaşımın topu... Bir anda nasıl da kendini bir maceranın içinde buluveriyor insan. Tatil tatil, söyle bana... Neler neler oldu böyle bana!

Fehim Şen

16.02.2002


 

Tatil ve bayram hediyesi kitaplar

Bugüne kadar sayfamızda çalışmalarını yayınladığımız (açık adreslerini yazmayı unutmayan) okurlarımıza bu hafta da kitaplar hediye etmeyi sürdürüyoruz.

İşte ilk kitap hediyelerimiz: Ormandaki Bisiklet ve Miyop Gergedan. Bir de çalışmaları güzel olduğu halde çalışmalarını yayınlayamadığımız okurlarımız var. Tabii ki onlara da kitap hediyemiz olacak. Bu hediyeler hem tatil için hem de bayram için...

16.02.2002


 

Bilmece bildirmece...

Hangi balık miyavlar?

(pisi balığı)

İtfaiyeciler neden kırmızı kemer takarlar?

(pantolonları düşmesin diye)

Yedi delikli tokmak, bunu bilmeyen ahmak. (baş)

Bir kaptan gemiyi ne zaman terk eder? (gemi limana yanaştığı zaman)

Dal ucunda kilitli sandık. (ceviz)

Kara koyun meler gelir, dağı taşı deler gelir. (Tren)

Zeynep Kaya

16.02.2002


 

Ağlama küçük hanım!

Bir kadın, ağlayan kızı teselli etmeye çalışıyordu:

– Ağlama kızım. Ağlamak küçük hanımları çirkinleştirir, dedi. Çocuk hemen cevabı yapıştırıverdi: – Sen küçükken çok mu ağladın teyze?

Ali Türk – Akçaabat / Trabzon

16.02.2002


 

Benim arkadaşım

Benim arkadaşım, Derdini dinlediğim Benim arkadaşım, Sırrımı söylediğim.

Aybüke YANAR Samsun

16.02.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Zaman'da Bugün
16 Şubat 2002


Zaman Spor

Çocuk

Bütün haberler


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.