Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 
 

‘Ekonomik krizin sebebi yolsuzluk’

Cumhurbaşkanı Sezer, ekonomik bunalımların ve toplumsal adaletsizliğin temelinde yolsuzlukların olduğunu ve buna karşı topyekün bir seferberlik başlatılması gerektiğini söyledi.

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından yapılan araştırmaya göre rüşvet ve yolsuzluk en önemli ikinci sorun olarak ortaya çıktı. Türkiye’nin en önemli ilk sorunu olan hayat pahalılığı ile enflasyon ise yolsuzluğun sebep olduğu ekonomik krizin etkilerinden biri olarak görülüyor. İstanbul’da açıklanan araştırma sonuçlarıyla ilgili toplantıda konuşma yapan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, ekonomik bunalımların ve toplumsal adaletsizliğin temelinde yolsuzlukların olduğunu ve buna karşı topyekün bir seferberlik başlatılması gerektiğini söyledi.

Her ülkede şartlara göre bir yolsuzluk yaşandığını, küreselleşen dünyanın en önemli sorunlarından birinin yolsuzluk olduğunu hatırlatan Sezer, ‘Ancak bunun ekonomik dengelerimizi değiştirmesine izin vermemeliyiz.’ dedi.

Cumhurbaşkanı Sezer, konuşmasında, yolsuzluklarla mücadelede başarılı olmak için siyasilerin ve kamu görevlilerinin dokunulmazlıklarının sınırlandırılması gerektiğini dile getirdi.

Kamu kaynaklarının savurganca tüketilmesine duyarsız kalınmasının, toplumsal barışı zedeleyeceği gibi devlete duyulan güveni de temelden etkileyeceğini bildiren Sezer, devletin yurttaşlarına hesap verebilecek saydamlığa ulaşmasının ihtiyaç olduğunu belirtti.

TESEV’in araştırmasına maddi olarak destek veren Dünya Bankası’nın Başkan Yardımcısı Johannes Linn de konuşmasında, yozlaşma ve yolsuzlukların ekonomik gelişmeyi engellediğine dikkati çekti. Yolsuzluklar ile mücadele döneminde Türkiye’ye destek vermeye devam edeceklerini kaydeden Linn, “Problemin kaynağı kamu kuruluşları ve bunların özel sektör ile ilişkileri. Önce kamu sisteminde reform yapılmalı.” dedi. Mevcut hükümeti yolsuzlukla mücadelesindeki kararlılığnıdan dolayı kutlayan Linn, “Ancak hükümet sadece yolsuzlukla mücadele ile yetinmemeli, mali sistemde de reform yapmalıdır. Kamu harcamalarının bu reformlarla şeffaf hale gelmesi yolsuzlukla mücadele için önemli bir adım olacaktır. Enerji ve telekominikasyon alanlarında yapılacak reformlar rekabeti güçlendirecektir. Verimlilik, büyüme ve istihdam artacak ve yolsuzlukların önü kesilecektir.” yorumunu yaptı.

TESEV Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Can Paker ise yapılan araştırma sırasında sivil toplum kuruluşu temsilcilerinden oluşan bir ‘Yozlaşma Araştırma Danışma Kurulu’nun’ araştırmayı denetlediğini kaydetti. Paker ülkemizin önde gelen sivil kuruluşları temsilcilerinden oluşan kurulun bundan böyle ‘Yozlaşma İzleme Platformu’ adı altında bir sivil toplum kuruluşu olarak faaliyet göstereceğini de ifade etti. Yozlaşma İzleme Kurulu şu isimlerden oluşuyor: İstanbul Barosu Başkanı Yücel Sayman, DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, Hak-İş Yönetim kurulu üyesi Yusuf Engin, TOBB Yönetim Kurulu üyesi Halim Mete, TÜSİAD Yönetim Kurulu üyesi Şerif Kaynar ve Arı Hareketi Genel Koordinatörü Kemal Köprülü.

TESEV’in araştırmasında, kurumların iş dünyasıyla olan ilişkilerinde rüşvet ve yolsuzluğun ortaya çıkmasında iki ana nedene de yer verildi; İlk gerekçeyi ‘firmanın aslında yasalara göre hakkı olan bir hizmetten yararlanmak isterken aşırı bürokrasi, aşırı iş yükü veya görevlilerin işi yokuşa sürmesi sebebiyle işin yapılmaması veya çok geç yapılması durumuyla karşılaştığı belirtilerek, firmanın bu sorunu çözmek amacıyla kuraldışı bir ödeme yaparak veya hediye vererek rüşvet ödeme yoluna gitmek’ oluşturuyor. Yolsuzluk ve rüşvete yol açan ikinci gerekçe ise, ‘firmanın aslında yasalara göre hakkı olmayan bir işini yaptırmak amacıyla kuraldışı bir ödeme yapması ya da hediye vermesi’ olarak gösteriliyor.

Araştırmada, kurumlarda algılanan rüşvet ve yolsuzluğun yaygınlığına ilişkin değerlendirmede, gümrük 7,7 puanla ilk sırayı aldı. Ortalama yaygınlık puanlamasında trafik polisi 7,6 ile ikinci olurken, tapu daireleri 6,7 ile üçüncü geldi. Bu yolsuzluk ve rüşvet tiplerine göre yapılan değerlendirmede ise ikinci tip rüşvet ve yolsuzlukta trafik polisi yüzde 45 ile ilk sırayı, trafik dışı polis yüzde 36 ile ikinci, gümrük yüzde 32 ile üçüncü oldu.

Bu değerlendirmede dikkati çeken unsur ilk yolsuzluk ve rüşvet tipinde sıralama tam tersi olarak gerçekleşirken, devlet hastaneleri ve tapu daireleri yüzde 63, üniversiteler yüzde 51 ve elektrik hizmetleri yüzde 47 oldu.

Zafer Özcan / İstanbul

16.02.2002


 

‘Yolsuzluk, AB yolundaki en büyük engel’

TESEV’in yolsuzluklarla mücadele için yaptığı iki çalışmada da yer alan Prof. Dr. Burhan Şenatalar, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in ifadelerinin sıradan bir protokol konuşmasından çok farklı olarak, konuya hakim ve yolsuzlukla mücadelede kararlı bir havayı yansıttığını vurguladı.

Cumhurbaşkanı’nın özellikle konuşmasında ‘yolsuzluğa karşı savaşmak’ tabirini kullanmasına işaret eden Prof. Şenatalar, “Ben Dünya Bankası temsilcileri ile de konuştum Sezer’in tavrından çok etkilendiklerini gözlemledim.” dedi. Yolsuzluk meselesinin Türkiye’nin sadece ekonomik değil, hukuki, politik ve kültürel anlamda gelişmesine de engel olduğu tespitini yapan Şenatalar’a göre AB yolundaki en büyük engellerden birisi yolsuzluklar. “Cumhurbaşkanı’nın yani devletin en tepesindeki insanın bu kararlı tutumu, bize de çalışmalarımızın kağıt üzerinde kalmayacağı noktasında umut verdi. Sezer’in tavrı toplum tarafından da destekleniyor.” diyen Şenatalar, “Bu mücadele bölük pörçük ve gecikerek yapılamaz. Yöntemler farklı olabilir; ama tüm kurumlarda eş zamanlı olarak başlamalıdır. Büyük bir kampanyaya ihtiyaç var.” şeklinde konuştu.

/ İstanbul, cha

16.02.2002


 

Kemal Derviş ekonominin romanını yazacak

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş, içinde ekonominin de olacağı bir roman yazmak istediğini açıkladı. Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) İstanbul Şubesi üyeleriyle Sultanahmet’teki Armada Oteli’nde bir araya gelen Derviş, “Siyasete atılacak mısınız?” şeklindeki bir soruyu cevaplarken, “Ekonomiyi, ders vermeyi çok seviyorum. Bundan sonra içinde ekonominin de olacağı bir roman yazmak istiyorum.” dedi.

Derviş, Ankara’nın çalışmak ve arkadaşlık için elverişli bir ortamı bulunduğunu ifade ederek, “Ama İstanbul’un da denizini özlüyorum, İstanbul’u çok seviyorum” diye konuştu.

Türkiye’nin çok ağır bunalımı atlatmış durumda olduğunu belirten Derviş, “Türkiye bu işi başardı. 2001 yılı çok ağır bir bunalım oldu; ama daha da büyük bir felaket yaşanmadan atlatıldı. 2001 yılından daha kritik bir yılı Tanrı Türkiye’ye ve hepimize göstermesin.” ifadesini kullandı. Önümüzde hâlâ çok önemli sorunlar bulunduğunu da vurgulayan Derviş, “Çok önemli bir soru, (Uzun vadede programdaki yüzde 3 elbette ki yeterli bir oran değil. Büyüme için daha orta vadeli olarak hedeflediğimiz yüzde 6’lık, 7’lik büyüme sürecine Türkiye hakikaten ve sürekli kavuşabilecek mi?) Bir yıl yüzde 7 büyümek çok önemli değil, önemli olan Türkiye’nin 10 yıl en azından yüzde 6 ortalamayı tutturabilmesi.” şeklinde konuştu. Derviş, geçiş dönemi olan 2002’de istihdam konusunda hafif bir artış beklenebileceğini belirterek, şunları söyledi:

“Ben doğruları söylemek istiyorum. Çok daha iyimser olmak isterdim. (Hızlı büyüyeceğiz, iş alanları açılacak) demek isterdim; ama o kadar ağır bir durumdan geliyoruz ki bu şey gibi; hasta ameliyat odasından çıktı, kaybetme tehlikesi yok artık; ama hastayı yarınki futbol maçı sahasına çıkartamıyorsunuz. Biraz daha düzelmesi, güçlenmesi lazım. 2002 yılı öyle bir yıl. Yani hastalığı geride bırakıyoruz, güçleniyoruz; ama istediğimiz kadar hızlıda da koşamıyoruz. Esas getiri 2003–2004 yılında görülecek.”

Bir dönem Türkiye’de yaşanan yüksek faizle öngörülebilen kurun olumsuz etki yaptığını belirten Derviş, bunun dışarıdan ucuz sıcak para getirilip, yurtiçinde Türk Lirası cinsinden enstrümanlara yatırılarak para kazanılmasına yol açtığını söyledi. ‘Tehlikeli bir olay’ diye nitelediği yüksek enflasyon ve öngörülebilir kurun sıcak paraya yol açan bir durum olduğunu söyleyen Derviş, bugün ise kurun serbest olduğunu belirterek, “Tahmin edilebiliyor, ben de bazen tahmin ediyorum; ama bu Merkez Bankası’na bir talimat olarak algılanmamalı. Kurdaki belirsizlik sıcak para açısından olumlu bir durum; ama tabii aşırı belirsizlik sorun oluyor.” dedi. Yaptıkları düzenlemelerle bankaları güçlendirmeye çalıştıklarını dile getiren Derviş, yapılan çalışmalarda en sağlıksız ve umutsuz olan bankaların kurtarılamadığını, geriye daha iyi bankaların kaldığını ifade etti. Derviş, şöyle devam etti:

“Geriye kalanlar çok büyük darbe yedi. Dolayısıyla bu bankaların hepsi kötü yönetiliyor demek doğru değil. Şu anda sermayeleri yetersiz. Birçok nedenle bu bankaları güçlendirmemiz lazım. Ama kurtarmamamız lazım.”

Bankacılık sektörünü devletin kesinlikle kendi başına bırakmaması gerektiğini kaydeden Derviş, “Kesinlikle bankacılık sektörünü devletleştirmek istemiyoruz.” diye konuştu. Bankacılık sektörü çökerse ekonominin de çökeceğini savunan Derviş, “Bankaların tamamen yabancıların eline geçmesini istemiyoruz.” dedi. Derviş, Irak’a muhtemel bir operasyon sonrasında Türkiye’nin nasıl etkileneceğinin sorulması üzerine, şunları kaydetti:

“Irak’ta ne olacağını hiçbirimiz bilemiyoruz. Çok kısa vadede çok olumsuz etkilenecek çok hızlı bir olay göremiyorum. Ayrıca Türkiye’ye haber vermeden ABD’den böyle bir hareket beklemiyorum. Irak konusunda kısa vadede panik yaratacak bir tehlikeyi şahsen görmüyorum. İstikrar programında, bölgede oluşabilecek gelişmeler hesaba katıldı.”

Enerji fiyatlarının ciddi olarak düşürülmesi gerektiğini vurgulayan Derviş, bunun için de birbiriyle yarışan kurumlar oluşması gerektiğini anlattı. Derviş, petrol fiyatları ile ilgili bir soru üzerine, bu sene petrol fiyatlarının enflasyon ve kurun üzerinde artış gösterdiğini hatırlatarak, “Kamu finansmanı gereği ve enerji sektöründeki kaynağın yaratılması açısından buna gerek görüldü.” dedi. Vergi sisteminin tamamen değiştirilmesi, düşük oranlarla gelir kaybına yol açmayacak verginin alınabildiği bir vergi sistemi kurulması gerektiğine işaret eden Derviş, “Şimdilik bu olmayınca, maalesef petrol gibi verginin kolay alındığı yollara gidiliyor.” diyerek sözlerini tamamladı.

İdriz Çokal / İstanbul

16.02.2002


 

IMF kredisiyle yapılan erken ödeme, iç borcu azalttı

Uluslararası Para Fonu (IMF) kredisiyle yapılan erken itfalar (borç geri ödemesi) sonucu, iç borç stokunun, 2001 yılı sonundaki 122 katrilyon 199,1 trilyon liradan, 15 Şubat’ta 117 katrilyon 301,7 trilyon liraya gerilediği bildirildi.

IMF kaynaklarından sağlanan dış kredinin 9,1 milyar dolarlık kısmı, 7 Şubat 2002 tarihinde Hazine hesaplarına aktarılmıştı. Hazine Müsteşarlığı’ndan, IMF kredisinin, Hazine hesaplarına etkisiyle ilgili olarak yapılan açıklamaya göre, 2002 yılı iç borç geri ödemeleri de mart, mayıs ve eylül aylarında olmak üzere yaklaşık 2,3 katrilyon lira tutarında azaldı. Erken itfalar sonucu, 2002 yılında IMF kredisi karşılığında ihraç edilen iç borçlanma senetleri için yapılması öngörülen faiz ödemelerinden yaklaşık 570 trilyon lira tasarruf sağlandı. Ayrıca, toplam 13 katrilyon 768,3 trilyon lira olan söz konusu senet stoku da 6 katrilyon 129,7 trilyon lira tutarında azaldı. Öte yandan Hazine, halka arz yoluyla ihracına dün başlanan 174 gün vadeli bonolardan, nominal 75 trilyon liralık satış gerçekleştirdi. Hazine Müsteşarlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, söz konusu bonoların net satış tutarı ise 58,6 trilyon lira oldu. Hazine ayrıca, 19 Şubat Salı günü, 2 yıl vadeli, değişken faizli devlet tahvili ihalesi düzenleyecek. Tahvillerin ihraç tarihi 20 Şubat olarak belirlenirken, geri ödemesi 21 Ocak 2004 tarihinde yapılacak.

/ Ankara, Zaman

16.02.2002


 

para günlüğü: Dolar 1 milyon 340 bin lirada destek buldu

Döviz piyasasında dolar, dün 25 bin liralık bir aralıkta dalgalandı. Sabah 1 milyon 365 bin liraya kadar yaşanan yükselişin ardından 1 milyon 340 bin liraya kadar gerileyen dolar, bu seviyeye doğru özellikle yabancılardan kaynaklanan alış ilgisiyle karşılaştı.

Kapanışa doğru tekrar çıkışa geçen dolar, en iyi alış ve satışlarda 1 milyon 351 ve 355 bin liradan kapandı. Bayram öncesinde TL ihtiyaçları yüzünden doların baskı altında kalması; ancak dip seviyelerde talep görmesi bekleniyor. Bayram öncesi, 1 milyon 340 bin liradaki alt sınırın, biraz daha aşağı çekilmesi muhtemel. Borsa endeksi, haftanın son günü özellikle kamu ve banka hisselerinde satışların artması neticesinde 366 puanlık (yüzde 3,1) kayıpla 11.478 puandan kapandı. Bayram sonrası Petrol Ofisi’nin yüzde 15’inin halka arz edilecek olması ve yine önümüzdeki aylarda TÜPRAŞ, Petkim, Erdemir ve THY gibi kamu hisselerinin halka arzlarının gündemde olması dolayısıyla bu hisselerin Borsa’daki rayiç fiyatlarından daha aşağılarda halka arz edileceği beklentisi neticesinde, kamu hisselerinde satışlar hızlanınca endeks geriledi. Bu satışlara son dakikalarda banka hisseleri de katıldı. Irak gerginliği sürdükçe Borsa üzerinde satış baskısı oluşacağı kesin; zira olumlu havalarda endeks yükselişe geçtiği an yatırımcılarda Irak ile ilgili gelen olumsuz haberler panik satış havası doğuruyor. Bu açıdan özellikle turizmin canlanacağı aylarda muhtemel bir hareket Türk ekonomisine geçici de olsa bir darbe vuracağından tedirginliğin devam edeceği bir ortamda Borsa’nın da çok iyi bir performans göstermesi beklenmemeli. Geleneksel yükselişler nisan-mayıs aylarında gerçekleşiyor.

Selim Işıklar, M. Ali Yıldırım

16.02.2002


 

Otomobil fabrikası vaadiyle halk 27 yıldır mağdur ediliyor

Ege Otomotiv Sanayii AŞ (EOS)’nin 1975 yılında kuracağını vaat ettiği otomobil fabrikası, 27 yıldır kurulamadı. 1975–1992 yılları arasında yurtiçi ve dışındaki binlerce vatandaştan, “Otomobil alacağınıza, kuracağımız otomobil fabrikasına ortak olun.” diyerek para toplayan EOS’nin, aradan geçen sürede vaat ettiği fabrikayı kurmadığı gibi ortaklara da yıllara göre 200 bin ile 1,5 milyon lira arasında cüzi kârlar dağıttığı ortaya çıktı.

25 Kasım 1975 tarihinde, 37405/K–803 sicil numarası ile İzmir’de kurulan EOS’nin, bugün itibarıyla 23 milyar 740 milyon Türk Lirası ödenmiş sermayesi bulunuyor. Şirketin 4 milyon 748 bin olan hisse adedinin önemli bir kısmı, kuruluşundan beri yönetiminde yer alan kişilere ait. Şirketin kuruluşundan beri yönetim kurulu başkanlığı görevini yürüten A. Besim Uyal’ın elinde A grubu 292.201, genel koordinatör Oktay Ünal’da A grubu 31.579 adet hisse bulunuyor. Uyal, şirket ortaklarının yüzde 45’inin de vekili konumunda. Şirket kayıtlarında, ortaklardan toplanan para 600 milyon lira olarak görünürken EOS ve bağlı şirketlerin mal varlığı ise 27 milyon 655 bin 632 dolar.

Otomobil, otobüs, kamyon, akü ve jant üretmek için Ahmet Besim Uyal ve 11 arkadaşının kurduğu EOS, yıllardır aynı kişiler tarafından yönetiliyor. Kurucu ortaklarından Uyal, şirketin kuruluşundan beri yönetim kurulu başkanlığı görevini üstlenirken, yine kurucu ortaklardan Ünal, genel koordinatörlük görevini yürütüyor. Şirketin denetim kurulunda, yıllardır ortak olmamasına rağmen Aynur Sabancı görev alıyor. Sabancı, şirketin ilk yıllarında muhasebe müdürlüğü görevini de yürütmüş.

EOS'nin bugün kayıtlı 2617 ortağı bulunuyor. Hisselerin çoğunu elinde bulundurduğu için her yıl yapılan genel kurullarda istediği kişileri seçtiriyor. 1975 yılında, Avrupa ülkelerindeki gurbetçilerden milyonlarca lira toplayan EOS yetkilileri, ortaklara ilk kâr payını 1992 yılında dağıttı. Bugün EOS’nin Aküsantaş AŞ, Yapısantaş AŞ, Ortel AŞ, Batı San. ve Tic. Org. AŞ ve Oysan AŞ gibi kâğıt üzerinde şirketleri bulunuyor. EOS, otomotiv fabrikası kurmak için ilk yıllarında Torbalı’da aldığı geniş arazileri, daha sonra Opel, Philip MorrisSA ve Camel’a sattı. Ortaklara 1996 yılında, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB)’na kota olacaklarına dair söz veren EOS yetkilileri, bu konuda bir girişimde bulunmadı.

1975’ten 1992 yılına kadar vatandaşlardan para toplayan EOS, ortaklara çok cüzi miktarlarda kâr payı dağıtmış. Fransa’dan 1978 1988 yıllarında toplam 6258,057 mark vererek EOS’ye ortak olan Mehmet Özyurt’a, şirketin ilk kâr payı dağıtımına başlandığı 1992’den 1999 yılına kadar toplam 14 milyon 998 bin 720 Türk Lirası ödendi. Şirket kayıtlarında, 1981 yılında 250 bin lira (4284,049 mark) ile ortak olan Oğuz Özenç’e, bugüne kadar 13 milyon 154 bin 533 lira, 3849,032 mark ile ortak olan Hasan Hüseyin Çalmaz’a ise toplam 33 milyon 97 bin 574 lira kâr payı dağıtıldı. EOS, şimdi de ortakların elindeki hisseleri, yan kuruluşu Yapısantaş üzerinden çok ucuz fiyata devralıyor. EOS’ye 1981 yılında ortak olan Oğuz Özenç, dolandırıldıklarını belirterek şunları söyledi: “1975 yılında Almanya’da çalışırken bize geldiler. Ellerinde çeşitli haritalar vardı. ‘Türkiye’de otomotiv fabrikası kuracağız. Avusturya, Kanada ve ABD’den ortaklarımız var. Gelin siz de ortak olun. Türkiye’ye döndüğünüzde de çocuklarınız bu fabrikada çalışır.’ diyerek para topladılar. Ben 1975 yılında, 250 bin lira ile ortak oldum. O dönemde, 12 bin mark yapıyordu; ama şirket kayıtlarında, 1981 yılında ortak olmuş görünüyorum. Oysa 1975 yılında ortak oldum ve daha sonra beş altı arkadaşımı da ortak ettim. Aradan geçen sürede, hiçbir iş yapmadılar. Resmen dolandırıcı çıktılar. 1975 yılında ödediğim 12 bin marka karşılık aldığım hisse senetlerini, geçen yıl 1 milyar liraya, şirketin yan kuruluşu olan Yapısantaş’a devredebileceğimi söylediler. Ben de daha fazla uğraşamayacağımı düşünerek devrettim.”

EOS’nin, en az 6000 kişiyi mağdur ettiğini belirten Özenç, Almanya’dan dönüş yaptıktan sonra şirkette bir yıl murakıplık yaptığını ifade ederek, “Yıllarca bizi kandırdılar. Her genel kurula farklı bir proje getirip onu yaptıklarını söylediler; ama yapmadılar. Mercedes’e ortak olacaklardı, jant fabrikası, akü fabrikası kuracaklardı; hiçbir şey yapmadılar. Şirketi, devamlı aynı kişiler yönetti. Hiçbir mal varlığı olmayan yönetim kurulu başkanı A. Besim Uyal’ın, şimdi Urla’da trilyon değerinde çiftliği var.” dedi.

EOS’ye 1975 yılında 150 bin lira ile ortak olan ve elinde şirketin 25 Kasım 1975 tarihli hisse senetleri bulunan İsmail Acar da diğer ortaklar gibi dolandırıldıklarını iddia ediyor. Acar, “EOS’ye ortak olduğum dönemde, Torbalı’da arazinin dönümü 500 ile 1000 lira arasındaydı. O dönemde 150 bin liraya, en az 150 dönüm arazi alabilirdim; ama çocuklarımın fabrikada çalışacağını söylediler. Onun için ortak oldum. Torbalı’da şimdi 150 dönüm tarla, 150–200 milyar lira ediyor. Bana gönderdikleri yazıda, istediğim takdirde hisselerimi, 1 milyar liraya Yapısantaş’a devredebileceğimi söylüyorlar. ‘Elinizdeki hisseleri vermezseniz, oy kullanamazsınız.’ diyorlar. Hisseleri şirkete vermediğim için bugüne kadar hiç oy kullanmadım. Hisseleri verirsek nasıl oy kullanacağız, anlamış değilim.” diye konuştu.

Almanya’da bulunan oğlu Adnan Çevikkol adına EOS’ye ortak olduğunu belirten Hasan Çevikkol, 1000 mark bozdurarak ortak olduğunu ve bugüne kadar herhangi bir pay almadığını iddia etti. Çevikkol, ellerindeki hisselerin de hiçbir değerinin kalmadığını kaydetti.

Uyal, yönetim kurulunun devamlı aynı kişilerden oluştuğu iddialarını, “Başkaları aday olmadığı için hep aynı kişiler seçiliyor; ama ben, ölene kadar bu şirketin yönetim kurulu başkanı olarak kalacağım. Çünkü ortakların yüzde 45’inin vekili benim. Ben yaşadığım müddetçe, bu şirketi kimse kapamaz.” diye cevaplıyor.

EOS’ye yıllarını verdiğini kaydeden Uyal, mal varlığı ile ilgili spekülasyonlara, “1981 yılında ölen babamdan miras kaldı. Biz şirketten para almayız. Sadece yönetim kurulu üyelerine, toplantı başına 150 milyon lira ödenir. Yılda en fazla 12 toplantı yapma şartı vardır.” dedi.

EOS’den 1980 yılında ayrılarak kendi muhasebe bürosunu kurduğunu açıklayan Sabancı, şunları söyledi: “EOS’nin denetim kurulunda kaç yıldır görev aldığımı hatırlamıyorum; ama çok yıllar oldu. Şirketin ortağı değilim. Beni, her genel kurulda aday gösteriyorlar ve seçiliyorum. Şirketin kaç ortağı olduğunu bilmiyorum. Besim Bey de bilmez; çünkü sürekli değişiyor. Şirketin kayıtlarını her yıl düzenli olarak inceler, ilgili kuruluşlara göndeririz.”

Ali Rıza Karasu / İzmir

16.02.2002


 

Petrol Ofisi’nin halka arzı 27 Şubat’ta başlıyor

Petrol Ofisi hisselerinin ikincil halka arzında ön talep toplama tarihleri 27 Şubat ile 6 Mart arası, kesin talep süresi de 1315 Mart arası olarak açıklandı.

Özelleştirme İdaresi (Öİ) Başkanı Uğur Bayar, İstanbul’da düzenlediği basın toplantısında, şirketin 7,5 trilyon lira nominal değerli A grubu hisselerinin yurtiçi ve yurtdışında halka arz edileceği bildirdi. Bayar, “Küçük tasarruf sahipleri, Petrol Ofisi çalışanları, alım gücü yüksek bireyler, yatırımcılar ve yerli kurumsal yatırımcılar olmak üzere dört kategoride toplanan yurtiçi tasarruf sahipleri, konsorsiyumda yer alan aracı kurumlara 27 Şubat6 Mart 2002 tarihleri arasında başvurarak ön talepte bulunabilecek, kesin taleplerini ise 131415 Mart tarihlerinde yapabilecekler.” dedi. Bayar, ön talep ve kesin talep toplama süreleri arasında yurtdışı yatırımcılara yönelik tanıtım ve pazarlama toplantılarının düzenleneceğini belirtti. Toplantıda gazetecilerin sorularını da cevaplayan Bayar, halka arzda miktar artırımına ilişkin olarak, “TÜPRAŞ halka arzından (2000 yılında) yine yüzde 15 için başvurmuştuk; fakat daha sonra yüzde 31,5’e çıktı. Gelen talep karşısında, eğer inşaallah umuyoruz o talep gerçekleşirse hisse arzını artırırız.” dedi.

Fiyat konusunda açıklama yapamayacağını dile getiren Bayar, “Fiyatın zaten belli tarihleri var. Son 20 iş gününün ağırlıklı ortalaması üzerinden artıeksi yüzde 20 arasında fiyatlama yapmanıza müsaade ediyor. Dolayısıyla aynı mekanizma kullanılacak. Ancak iskontolar halka arzın tabiatında vardır.” diye konuştu. Bayar, şöyle devam etti: “Özelleştirme İdaresi’nin bu seneki gelir hedefi 1,7 milyar dolardır. Bunun en önemli kalemleri TÜPRAŞ ve POAŞ halka arzı. Bu arzdan makul bir süre sonra da TÜPRAŞ’ın üçüncü halka arzı yapılacak. Halka arz gelirleri bu sene Özelleştirme İdaresi’nin kendi bünyesinde kullanılacaktır.”

Dünkü toplantıda verilen bilgilere göre, şirketin özelleştirme öncesi Temmuz 2000 ve sonrasında Aralık 2001 dönemleri itibarıyla pazar payı benzinde yüzde 19’dan yüzde 26’ya, motorinde yüzde 28’den yüzde 35’e, madeni yağlarda ise yüzde 29’dan yüzde 35’e yükseldi. Petrol Ofisi’nin yüzde 51’i 2000 yılında İşDoğan Petrol Yatırımları AŞ’ye blok satış yöntemiyle yaklaşık 1,3 milyar dolara satılmıştı.

16.02.2002


 

428 müşavirin devlete yıllık maliyeti 5 trilyon lirayı geçiyor

Kamu kesimindeki ücret adaletsizliği ve mevcut personel politikası konusunda MHP Niğde Milletvekili Mükerrem Levent, bu ‘çarpıklığın’ Meclis’te kurulacak bir komisyon tarafından araştırılması amacıyla önerge hazırladı. Levent, Kamu İktisadi Teşebbüsleri’ndeki (KİT) müşavirlerin devlete yıllık maliyetlerinin 5 trilyon lira olduğunu, bunlardan çoğunluğunun aktif görev yapmadıklarını savundu.

Kamudaki personel fazlalığı ve ücretlerdeki dengesizliği düzeltmek için 12 yıl önce çıkarılan Personel Yasası’nın bir türlü uygulamaya konulamadığına dikkat çeken Levent, kamudaki ücret dengesizliğini, üç sosyal güvenlik kurumu Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) ve Bağ–Kur’da aynı işi yapanların maaş farklılıklarını rakamlarıyla vererek ortaya koydu. Levent, kamunun genelinde çalışanların ücretlerinin ise dolar bazında eridiğini aktardı. Levent, düşük ücretlere karşın, 4 kişilik bir aileninkinin ise 879 milyon lira olarak hesaplandığını vurguladı. KİT’lerin içinde bulunduğu duruma da değinen Levent, hemen hemen tamamı zarar eden 55 KİT’in 23’ü üzerinde yapılan bir araştırmada müşavir kadrolarıyla ilgili ortaya çıkan ilginç tabloyu eleştirdi. Levent, bu 23 KİT’te görev yapan 428 müşavire, yılda 5 trilyon 170 milyar 800 milyon lira ödendiğine; ancak müşavirlerden 237’sinin aktif bir görevde bulunmadığına dikkat çekti. Levent, önergesinde ayrıca, KİT’-lerdeki müşavir kadrolarına ilişkin ulaştığı bilgilere yer verdi.

Zekai Özçınar / Ankara

16.02.2002


 

Erdemir 2001’de rekorlar kırdı; ama zarardan kurtulamadı

2001 yılında ihracat, satış ile sıcak maden, sıvı çelik ve ham çelik üretiminde kuruluş tarihi 1965 yılından bu yana en yüksek rakamlara ulaşan Ereğli Demir–Çelik İşletmeleri TAŞ (Erdemir), yaşanan devalüasyon sebebiyle zarar açıkladı. 2000 yılında 115 milyon dolar kâr eden Erdemir, geçen yılı 77 milyon dolar zararla kapatırken, TL bazında 94 trilyon 932,8 milyar lira zarar açıkladı.

Erdemir Genel Müdürü Şener Macun, düzenlediği basın toplantısında, zararın yaşanan devalüasyondan kaynaklandığını söyledi. Geçen yılın bilançosunda finansman giderlerinin yüzde 206 arttığını belirten Macun, “Kur farkları doğrudan zarar yazıldığı için net dönem kârı eksiye düştü.” dedi. Macun, devalüasyonun etkisinin geçmesiyle şirketin 4. çeyrekte 51 milyon dolar kâra geçtiğini bildirdi. Geçen yıl ilk kez Ereğli’deki sınırlarının dışına taşarak, Romanya, İskenderun, Gebze gibi değişik noktalarda yatırımlar yaptıklarına işaret eden Macun, satın aldıkları İskenderun Demir Çelik Fabrikaları TAŞ (İsdemir)’i 18 ay içinde kâra geçirmeyi hedeflediklerini kaydetti.

Harun Çümen / İstanbul

16.02.2002


 

Yabancı plakalı TIR’lar, yerlileri tehdit ediyor

Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Başkanı Çetin Nuhoğlu, “Bugün ihracatımızın yüzde 25’ini, ithalatımızın ise yüzde 35’ini yabancı plakalı TIR’lar taşıyor.” dedi. Nuhoğlu, gerekli altyapı, eğitim, hukuki ve teknolojik çalışmaların zamanında yapılmaması halinde yurtdışı taşımacılığın biteceğini söyledi.

UND’nin 28’inci Mali Genel Kurulu sonrasında sorularımızı cevaplandıran Nuhoğlu, 5 bin civarında yabancı plakalı TIR’ın Türkiye’ye boş giriş yaptığını kaydetti. Türkiye’ye boş giriş yapan yabancı plakalı TIR’ların yerli nakliyecilere büyük zarar verdiğini söyleyen Nuhoğlu, “Biz merkezi idare ile ortak çalışmalarımızı yapmazsak yakın gelecekte sadece yurtdışı değil Ankara ile İstanbul arasındaki yükleri de bunlar taşır hale gelir.” sözleriyle endişesini dile getirdi.

Ulaştırma Bakanı Oktay Vural ile gümrüklerden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler‘in de katıldığı UND’nin seçimsiz Mali Genel Kurulu’na ilgi büyük oldu. Genel Kurul öncesinde Almanya’dan TÜV Rheinland firması tarafından UND’ye ISO 9001 Toplam Kalite Belgesi verildi.

Mustafa Özge / İstanbul

16.02.2002


 

Dünya Bankası: Türkiye krizden çıkıyor

Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Johannes Linn, “Ülke krizden çıkıyor.” yorumunda bulunarak, iyiye gidişin işaretlerinin alındığını söyledi. Linn, Conrad Otel’de düzenlediği basın toplantısında, toparlanma içeriğinin mevcut olduğunu hatırlattı ve “Tabii hiçbir zaman garanti olamaz; ama iç ve dış yatırımcıların daha olumlu olarak Türkiye’yi incelemeleri gerekiyor.” dedi.

Türkiye’nin yapısal programını desteklediklerini vurgulayan Linn, koalisyon hükümetinin üyeleriyle, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarıyla görüştüğünü ve önemli gelişmeler kaydedildiğini ifade ederek, “Tedbirli olalım; ama iyimser olmak için önemli nedenlerimiz var.” dedi. Linn, hükümet tarafından yürütülen reformların, gelecekte pek çok şey yerini bulduktan sonra önemli olacağını kaydetti.

Dünya Bankası’nın 1 milyar 350 milyon dolarlık Mali Sektör Uyum Kredisi (PFSAL–2) ile ilgili hazırlıkların devam ettiğini kaydeden Linn, “Bu kredi hazırlıklarının son safhasındayız ve nisanda yönetim kurulumuza görüşmek üzere sunacağız.” şeklinde konuştu.

16.02.2002

Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Zaman'da Bugün
16 Şubat 2002


Zaman Spor

Ekonomi

Bütün haberler


Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.