Yazı sanatlarının büyük ustası Emin Barın’ın eserlerinden oluşan ‘Bir Yazı Sevdalısı: Emin Barın’ sergisi, Yapı Kredi Kültür Merkezi’nde açıldı. Hat sanatının ‘son halkası’ olarak kabul edilen Barın’ın eserleri, geleneksel mirasın yeni yorumlarını yansıtıyor.
Hattat, cilt sanatçısı ve tasarımcı Emin Barın’ın (1913–1987) hat koleksiyonundan, ciltlerinden ve grafik uygulamalarından eserlerin yer aldığı ‘Bir Yazı Sevdalısı: Emin Barın’ sergisi Yapı Kredi Kültür Merkezi Kazım Taşkent Sanat Galerisi’nde dün açıldı. Hat sanatının ‘son halkası’ olarak kabul edilen usta hattat Emin Barın, sadece sanatıyla değil, çok yönlü kişiliği ile de sanat çevrelerinde saygın bir yere sahipti.
Emin Barın, Osmanlı’nın hat sanatını çok iyi bilen Şeyh Hamdullah’tan, hocası Necmeddin Okyay’a uzanan zengin geleneği benimsemiş bir sanat adamıydı. Zengin bilgi birikimiyle hattın geleneksel kalıplarını kırıp cesur yaklaşımlarla bu ‘eski’ sanatı ‘yenilemekle’ ve ‘canlandırmakla’ kalmadı; vücuda getirdiği eserlerle de klasik hat sanatını Batı’nın grafik sanatıyla buluşturdu. Kendi deyişişle yaptığı işi tarif edecek olursak, “hat sanatının ve yaratıcılığının oluşturduğu bir geleneksel mirasın temel ilkelerinin, Latin harfleriyle de yansıtılacağını” gösterdi.
Çok yönlü bir insan olan Emin Barın’ın insani vasıfları, bunlar arasında belki de en önemlisi, öğrencilerinin de anlata anlata bitiremediği ‘hocalık’ vasfı ile koleksiyonerliği, hayata gülerek ve hoşgörüyle bakan yanı, yazılması zor olsa da ayrı bir kitap konusu. Emin Barın’ın en az bu yönlerini yazmak kadar zor olan bir başka yönü de sanatkârlığı ki, o şimdi bir serginin konusu, bu konunun zorluğundan olsa gerek ‘yazıya tutkun’ bu insan yeterince tanınmıyor.
“Bir Yazı Sevdalısı: Emin Barın Sergisi” ise, sanatçıyı tanımak için hem iyi bir fırsat, hem de yazı meraklılarının ‘yazı’nın katmanlarını görebileceği önemli ve özel bir koleksiyon. Emin Barın’ın hat koleksiyonundan eserler, cilt ve grafik tasarımlarının yer aldığı sergi, sanatçının kimliğindeki üç ayrı noktayı; onun ‘yazı sanatı’, ‘hat sanatı’ ve ‘cilt sanatı’ alanlarındaki yeteneğini ve çizdiği ufukları ortaya koyan eserlerden oluşuyor.
Barın, “Hat sanatında son noktanın çoktan konulmuş” olduğunu söyleyenlere, ‘çağını aşan’ eserleriyle karşılık verdi. Özellikle kûfi ve divanî yazı türü ile hat sanatında yeni yorumlar arayan sanatçı, kendisine gelene kadar kimsenin girmeye cesaret edemediği yeni bir dünyanın da kapısını araladı. Anlam olarak geleneğe yakın; ancak biçim ve kompozisyon olarak kendisinden öncekilerden tamamen bağımsız çalışmalar yapan sanatçının eserlerinde, görüntü itibariyle geçmişle arasında bir uçurum olsa da anlayış olarak bu eserler gelenek ile gelecek arasında bir ‘köprü’ vazifesi görüyor.
Hem Türk–İslâm coğrafyasının hem de Batı’nın cilt sanatlarını öğrenen Barın, bu sanatı da en yüksek seviyede uyguladı. Hat ve cilt sanatlarındaki başarısını grafik sanatlardaki ustalığıyla pekiştiren Barın, tasarımcı olarak da adından söz ettirdi ve Türk–İslâm süsleme sanatlarından aldığı ilhamı çağdaş grafik öğeleriyle kaynaştırdı. Başta Anıtkabir’deki Atatürk’ün “Gençliğe Hitabesi” olmak üzere çok sayıda kitabe yazıları bulunan Barın, tarihi ve kültürel değerleri ve eski eserlerdeki hat levhaları korumak için verdiği mücadeleyle de adından söz ettirdi. Öyle ki, bunu yaşamının bir parçası haline getiren sanatçı, İstanbul Üniversitesi’nin ana kapısına “T. C. İstanbul Üniversitesi” yazısı yazması için kendisine başvuran üniversite yönetiminden tek bir şey istedi: “Eskiden askerî amaçla kullanılmış olan yapının ana kapısındaki, Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin talebesi Şefik Bey’e ait, üzeri sıvayla kapatılmış olan ‘Daire–i Umur–ı Askeriye” yazısının açılması şartıyla kabul ederim.” demiş ve bu yazının kaderini değiştirmiştir.
|