Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

A. TURAN ALKAN



Lebbeyk!

Bütün ömrünü ve yaşama sebebini efendisine hasretmiş bir hizmetçi düşününüz; onun emirlerini yerine getirmek için gece gündüz kapısında “müheyya” bekleyen, bütün dikkatini efendisinden gelecek işaretleri yerine getirmeye teksif etmiş bir hizmetçi. “Lebbeyk” nidâsının Türkçesi, işte böyle bir hizmetkârın hâletini ifade ediyor: “Emirlerini yerine getirmeye hazırım, irâdemi sana bağladım, buradayım, senin emrine itaat etmek benim varlık sebebimdir, emret ki yerine getireyim!”

“Lebbeyk” öyle geniş ve derin bir itaat göstergesi ki, gündelik hayatta geçerli hizmet sözleşmelerinde sonu “lebbeyk”le biten bir emir–itaat ilişkisi tahayyül etmekte zorlanıyoruz; esasen Orhan Gencebay da “Kula kulluk edene yazıklar olsun” derken insanın bir başka insana veya kuruma “lebbeyk” diyemeyeceğini terennüm ediyor. Lebbeyk, bir insanın ömrü boyunca vereceği en mühim kararın, yapacağı en kritik hizmet sözleşmesinin altına koyduğu imza; öyle ki her insan ömründe ancak bir kere bir mercie “lebbeyk” nidâsıyla itaat sözü verebilir ve bir kere “lebbeyk” diyenin bir başka efendisi olmaz. İlk ve en mühim “lebbeyk” sözünü takip eden her “lebbeyk”, ilk sözleşmenin hükmüne ihanet gibi görünür.

Geçenlerde gazetede Bağdat mahreçli bir resim gördüm: Irak ordusunun kadın askerleri ellerinde silahlarıyla geçit resmi yapmaktaydılar ve göğüslerinde omuzlarından bellerine çaprazlama yerleştirilmiş Arapça bir ibare okunuyordu: “Lebbeyk ya Saddam!”. Arapça’nın gündelik tasarrufunda bu kelimenin nasıl manâ genişliği taşıdığını bilmiyorum ve bu bez–banttan yola çıkarak kimseyi yargılamak istemem fakat bir lisanda müteradifler niçin vardır ki? Diller, nüanslarının zenginliği ile yüksek bir anlam katmanı oluştururlar.

Lebbeyk nidâsının hangi anlama hasredilmesi gerektiği işte o fotoğrafı gördükten sonra dikkatimi çekti ve insanın hayatta kaç defa ve kime “lebbeyk” diye itaat sözü verebileceğini düşündüm. Bizim “lebbeyk” sözünden anladığımız mânâ, itaat ıskalasındaki en yüce mevki içindir. Şüphesiz ömür boyunca çoğu birbirinin içine geçmiş pek çok hizmet ve sadakat sözleşmesi akdediyoruz. Memur için amir, asker için komutan, âşık için mâşuk, evlat için ebeveyn veya “kılıbık” diye tesmiye olunan ve sanıldığından çok daha fazla bir külliyet teşkil eden erkek zümresi için hanımları aslında irili ufaklı “efendi, patron” niteliği gösteriyorlar. Bu gibi beşeri patronaj münasebetleri kapsam itibariyle elbette “lebbeyk” nidasının muhatabı ile nisbetlendirilemez. Lebbeyk rûhun mürekkebi ile imzalanmış bir itaat sözleşmesidir. Din, dünyayı inkar etmez, sadece itaat hiyerarşisindeki yerleri hatırlatır.

Demek ki lebbeyk demezden evvel iyi düşünüp taşınmak gerekiyor.

İşte ben de, insanların “lebbeyk” nidâsıyla hakiki efendilerine sadakat yemini ettikleri yere gidiyorum. Adı ne olursa olsun: Nasip, vesile veya davet! bir hafta öncesine kadar böyle bir kutlu yolculuğun yolcusu olabiliceğim aklımdan bile geçmezken şimdi yollardayım. Siz bu satırları okurken inşaallah ben de yüzbinlerce mü’minle birlikte saadet iklimini teneffüs edenlerin arasında olacağım. Yıllardan beri dönenleri dinlerken kapıldığım merak ve iştiyakı bu defa ayn’el yakîn derecede yaşamak nasip olduğu için heyecan içindeyim.

Nasip olursa sizlere, mübarek beldede gördüklerimi, hissettiklerimi ve düşündüklerimi sıcağı sıcağına aksettirmeye gayret edeceğim ve bir süreliğine de olsa gazetedeki yazı günlerim değişikliğe uğrayacak; peşinen bilgilerinize arz ederim.

Şimdi insanlığın ebedi gündemine girmek vaktidir: Aziz okuyucular, hakkınızı helâl ediniz. Yıllardan beri düşüncelerimi sizlerle paylaşırken içinizden bir kısmını incittiğim, üzdüğüm veya gönül burkuntusuna uğrattığım olmuştur. Gazete yazısı yazmanın tabiatında var olan bir şey bu. Sadece benim için değil, bütün yolcular için sizden hayır dua bekliyorum.

16.02.2002

Yazarımızın E-Postası: t.alkan@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (11.02.2002) - Cilalı İbo, Harry Potter’ı döver!

> (09.02.2002) - “Derin Türkiye” oradaydı!

> (04.02.2002) - Dana Ferhat ve yeni bir kârlılık teorisi

> (02.02.2002) - Şeytan bunun neresinde?

> (28.01.2002) - Koyacaksın bunları BBG evine!..

> (26.01.2002) - Nâzım’ı geçelim; başka kim var?

> (21.01.2002) - Engizisyon ölmedi

> (19.01.2002) - Sanat ve şahsiyet

> (14.01.2002) - Milliyetçilik bir dünya görüşü müdür?

> (12.01.2002) - Milliyetçi siyasetin buhranı





Zaman'da Bugün
16 Şubat 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.