Ana Sayfa Haberler Ekonomi Dış Haberler Politika Kadın-Aile Kültür-Sanat Televizyon Spor Yazarlar Yorumlar Çizgi-Yorum
   Akademi Bilişim Çocuk Eğitim Otomobil Röportaj Strateji Tüketici Masası Okur Hattı

 Bölge Haberleri


 Reklam
 Künye/İletişim
 English
 Basın Özetleri
 Abonelik
 

Site editörüne her türlü eleştiri ve önerinizi iletebilirsiniz; m.sakin@zaman.com.tr

 
Arama

 Arşiv

 

ALİ BULAÇ



İstanbul perspektifi ve İslam şehri

Tarihte şehirlerin ortaya çıkışında rol oynayan iki faktörden biri sembolik–manevi değerler, diğeri fiziki–sosyal ihtiyaçlardır. İstanbul için her iki faktör de söz konusudur. İstanbul’un kör bir gelişmenin elinde bir yaz–boz tahtası olmasını istemiyorsak, geleceğe ilişkin şehir vizyonunda başvuracağımız referansların neler olabileceğine ve neler olması gerektiğine dikkat etmemiz gerekir. İstanbul’un gelecek perspektifinde üç ana referans önemlidir: a) İstanbul’un tarihi ve kültürel kimliği ile tabii–fiziki çevre bütünlüğü; b) Osmanlı’dan bu yana ve modernleşme süreci boyunca geçirdiği değişimlere paralel olarak bugün sahip olduğu beşeri–sosyal doku; c) Uluslararası düzeyde şehir ve şehircilikle ilgili ortaya çıkmış bulunan standartlar.

Bu üç parametreden hareket edildiğinde, “yeni bir İstanbul perspektifi”ne sahip olmamız gerektiği açıktır. Ancak “yeni bir İstanbul perspektifi” üzerinde düşünürken de, İstanbul’un “dünya perspektifi”, “Türkiye perspektifi” ve “kendine dönük perspektifi”nin dikkate alınması gerekmektedir.

Dünya perspektifinden kastettiğim, tarihin bu kadim şehrinin dünyada taşıdığı önem, küresel düzeyde sahip olduğu algı ve çağrışımlar ile olması gereken konumunun doğru tespit edilmesidir. Türkiye perspektifinde temel nokta Türkiye’nin İstanbul’a bağlı olarak ve İstanbul’u örnek alarak geçirmekte olduğu değişim ve bunun İstanbul’a getirdiği maliyettir. En zor olanı İstanbul’un kendini algılama biçimidir. İstanbul hızlı bir değişim yaşarken, Türkiye’nin genelini de derinden değiştirmekte veya en azından genel toplumsal değişmenin referansı olmaktadır.

Bunun yanında Habitat’ta gelinen nokta, AB’nin kentlerle ilgili öngördüğü standartlar ve hukuki mevzuat dikkate alınması gereken hususlardır.

İstanbul’un tarihi ve kültürel kimliği üzerinde düşünürken, cevabını aramamız gereken önemli soru şudur: İstanbul bir “İslam şehri” midir? İddia edildiğinin aksine tarihte bir “İslam şehri” yoktur ve hiçbir zaman olmamıştır. Bu bağlamda İstanbul da bir İslam şehri olmamıştır. Mekke ve Medine’yle ilgili durum tümüyle fıkhi sebepler dolayısıyladır ve bu iki kutsal şehir bütün tarihi İslam medeniyetlerinin iki istisnasını teşkil eder.

Ancak bir “Hıristiyan şehri” vardır; bir şehirde, birlikte ortak bir mekan üzerinde yaşayan insanların tümünün tek bir dinî kimliğe ve tek tip yaşama biçimine mecbur edilmesi tarihi Hıristiyan tecrübesidir ve böyle şehirlerde farklı kimlik ve kültürlerin bir arada yaşaması mümkün olmamıştır. “Modern kent” Hıristiyan tecrübesinin sekülerleştirildiği modeldir.

İslam’ın bu yönde herhangi bir iddiası ve öngörmesi olmadığına göre, tarihte örneklerine rastladığımız “İslami şehirler”e ancak “Müslümanların kurduğu veya etkin olduğu şehirler” diyebiliriz. Bu açıdan Müslümanların ister kurucu ister etkileyici olduğu bütün şehir örneklerinde birden fazla dinî inanç, kültürel kimlik ve farklı yaşama biçimleri bir arada olmuş, her biri kendi kimliğine uygun renkleri ve çizgileri yaşadığı şehre verebilmiştir.

Bu açıdan bakıldığında İstanbul tarihsel tecrübesini devam ettirmek durumundadır. Dolayısıyla “yeni bir İstanbul perspektifi”nin imkanları araştırıldığında Osmanlı ve İslam kimliği dominat özellikler arzetse bile, Doğu Roma ve Bizans kimliği ile yatay olarak tarihte bu şehre taşınan ve kök salma kabiliyetini gösteren başka çizgi ve renklerin de bu şehrin mekanlarında, beşeri–sosyal hayatında yaşaması kaçınılmazdır. Sorun, modernleşme sürecinde İstanbul’un bütün bu özelliklerinin hoyratça kaybedilmesi veya yeni dönemde salt Bizans kimliğinin verilmesi yönünde bazı çalışmaların gündemde olmasıdır.

16.02.2002

Yazarımızın E-Postası: a.bulac@zaman.com.tr


Yazıcıya uyarla      Arkadaşıma gönder


Önceki Yazıları

> (13.02.2002) - İstanbul’a vizyon

> (12.02.2002) - İstanbul’u bekleyen tehlike

> (09.02.2002) - Uyum yasaları

> (06.02.2002) - Eleştiri ve hakaretin sınırları

> (05.02.2002) - Neden düşünce suç olamaz?

> (02.02.2002) - Yasakların hukukîliği

> (30.01.2002) - 312 ve 159

> (29.01.2002) - 159’dan yargılanmak

> (26.01.2002) - Liberalizmin öngördüğü dünya

> (23.01.2002) - Liberalizm, devlet ve adalet





Zaman'da Bugün
16 Şubat 2002


Zaman Spor

Yazarlar

Bütün yazılar



YAZARLAR

A. TURAN ALKAN

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET SELİM

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

CEM BEHAR

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

GÜNTAY ŞİMŞEK

HASAN ÜNAL

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

İBRAHİM KARAYEĞEN

İBRAHİM KIBRIZLI

İSKENDER PALA

KADİR DİKBAŞ

KERİM BALCI

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MELİH ARAT

MİRZA ÇETİNKAYA

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ÜNAL

NUH GÖNÜLTAŞ

ORHAN OKAY

REHBER ABİ

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM IŞIKLAR

TAMER KORKMAZ

ZİYA PERVER



Ana Sayfa| Zaman'da Bugün| Haberler| Ekonomi| Dış Haberler| Politika| Kültür-Sanat| Kadın-Aile| Spor| Yazarlar| Yorumlar

Copyright© 1995-2002 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: okurhatti@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Bilgi İşlem ve Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.